0 Beğen
Kaydet

Andrew Garfield ve Adam Driver Röportajı

Adam Driver ve Andrew Garfield, ‘Silence’ın ve Martin Scorsese’nin onlar için önemini anlatıyor

Günlerden Pazar, saat bir tatil günü için henüz çok erken. Adam Driver Brooklyn Heights’teki favori mahalle kafesinde, füme somonu ve kahvesiyle halinden gayet memnun görünüyor. “Tayvan’ın tepelerinde çekim yaparken, Marty bir kuş sesine kafayı takmıştı. Sesin hangi kuşa ait olduğunu öğrenmek onun için çok önemliydi. Algıları o karmaşanın ortasında öylesine açıktı ki... Hikâyeye etkisi olabilecek herhangi bir detayı gözden kaçırmak istemiyordu.”

Marty, Martin Scorsese’den başkası değil. Amerikan sinemasının efsane ismi, kimi zaman en sıkı hayranlarını bile afallatan filmler yapabilen bir yönetmen. ‘Silence’ da işte öyle bir Scorsese filmi. Yönetmenin neredeyse 30 senedir yapım aşamasında olan, üzerine tutkuyla titrediği filmi bu. Shūsaku Endō’nun 1966’da yayınlanan tartışmalı romanından uyarlanan film, 17. yüzyılda Portekiz’den Japonya’ya yolculuk eden Cizvit misyonerlerinin öyküsünü anlatıyor. Marty’nin malum kuşun türünü öğrenip öğrenmediğini merak ettiyseniz, aydınlatalım: Filmin kapkaranlık açılış sahnesinde, o kuşun sesini duyacaksınız.

“Asla hayır diyemeyeceğiniz yönetmenlerin sayısı çok az,” diyor Andrew Garfield. “Scorsese de onlardan biri. ‘Silence’ için beni aradığında ‘Spider-Man’in çekimlerini daha yeni bitirmiştim. Devamı gelir mi gelmez mi bilmiyordum ama herhalde gelmez diye düşünerek kendi içime döndüğüm bir döneme girmiştim.”

“Asla hayır diyemeyeceğiniz yönetmenlerin sayısı çok az. Scorsese de onlardan biri”

Garfield ve Driver, ‘Silence’ta yıllar önce kaybolan akıl hocalarını bulmak için vahşi bir dünyaya yolculuk eden iki müridi canlandırıyor. Bu yolculukta, ikilinin inançlarının yayılmasını istemeyen acımasız bir rejimle mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Garfield ve Driver’ın gerçek hayatta da ortak noktaları var. İkisi de 33 yaşında ve hem başarının hem de kişisel tatminin tadını almak üzereler. ‘Silence’ onlar için zorlu bir deneyimdi ve ikisi de bu süreçten güçlenerek, sanatlarına dört elle sarılmaya kararlı olarak çıktılar.

‘Girls’ dizisinde Lena Dunham’ın karakterinin hisli erkek arkadaşını canlandıran Driver, ‘While We’re Young’da ise günümüz gençliğinin en nefret edilesi karakterlerinden birini muazzam bir şekilde beyazperdeye taşımıştı. Şimdilerde bir seks sembolü olarak görülmekten rahatsızlık duyuyor. “Biraz şaşırıyorum bu duruma,” diyor. “Çünkü çoğu zaman kendi jenerasyonumdan kopuk olduğum hissine kapılıyorum.” Eski bir bahriyeli olarak 2005’te New York’taki Juilliard School’a kapağı atan Driver’ın leş öğrenci evlerinde kaldığı bir dönem olmamış mesela hiç. Bahriye geçmişi sayesinde hep disiplinli, iş ahlakına sıkı sıkıya bağlı bir genç olmuş.

‘Star Wars: The Force Awakens’ta Kylo Ren karakterini canlandırmıştı Driver. Gelecek yıl vizyona girecek ‘Star Wars: Episode VIII’te yeniden Kylo Ren’i izleyeceğiz ancak Driver serinin bu yeni filmi hakkında ser verip sır vermiyor ve sohbetin dümenini başka bir yöne kırıyor. “J. J. Abrams ve Rian Johnson’ın yönettiği ‘Star Wars’lar, bana bağımsız filmlermiş gibi geliyor. Gösteriş uğruna hikâyeyi feda etmiyorlar.”

“Scorsese öyle bir ortam yaratıyor ki, oyuncular rollerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalıyorlar”

Garfield ise Marvel evreninde debelendiği günlerden şikayetçi. “Hikâyelerin elle tutulur bir yanı olmalı, yoksa beyin uyuşturan kültürün bir parçası olmaktan kurtulamayız,” diyor. “‘Spider-Man’de ‘Ben kimim?’, ‘Bu dünyada ne yapıyorum?’ gibi sorularla meşgul olan ergenler için bir şeyler yapabileceğimi sanmıştım. Ama sonuç öyle olmadı, herkesin beğenmesi için sıradan bir film haline getirildi. Çok üzücü.”

‘Spider-Man’de yaşadığı hayal kırıklığının ardından Garfield oyunculuğa ara verdi. ‘Silence’ için ise bir senelik bir hazırlık süreci geçirdi. Bu süreçte ona ‘Silence’ın danışmanlığını yapan, Scorsese’nin Cizvit arkadaşı James Martin destek oldu. “Ruhani anlamda beni çekip çevirdi,” diyor Garfield. “Papazlık eğitimi alıyormuşum gibi davranıyordu.” Bu deneyime bir de Scorsese’nin verdiği ödevleri (çok az insana ulaşan ve kara borsada bulunan muğlak filmler izlemek gibi) ve Driver ile birlikte 30 günlük bir inzivaya çekilişini ekleyin. Tüm bunlar Garfield’ın bambaşka bir oyuncu olarak yeniden doğmasını sağladı. Öyle bir oyuncu ki, ‘Hacksaw Ridge / Savaş Vadisi’nde (II. Dünya Savaşı gerçekleriyle baş etmeye çalışan dini inançları kuvvetli bir askerin öyküsünü anlatan sert bir film) ana karakteri canlandırma teklifini, kendine büyük bir güvenle kabul etti. “Sanırım iç dünyamda hep bir şeyler eksikti,” diyor Garfield, inançlı biri olup olmadığını sorduğumuzda. “İçimdeki boşluğu doldurmak için yanlış yöntemlere başvurdum. İş, başarı, alkol, beğenilmek... ‘Silence’ın çekimlerinde ise durmaksızın bir şeylere taptığımızı idrak ettim. Kimi zaman bunun bilincinde bile olmuyoruz. Doğru olan, kendimizi adamak istediğimiz şeyi bilerek ve isteyerek seçmek.”

Karakterlerin fiziksel ve ruhsal açlıklarını layıkıyla canlandırabilmeleri için başrol oyuncularının 20’şer kilo vermesini isteyen bir yönetmen olarak Scorsese “Sanırım ben de bir arayıştayım,” diyor Los Angeles’ta ahizenin öbür ucunda. Yönetmenin kendinden daha yüce bir şeyin arayışında olduğu, en vahşi ve hedonist filmlerinde bile açıkça görülüyor. “Din ile aram hep iyiydi. Bu filmi bitirebilirsem, o yüce varlığa bir adım daha yaklaşmış olurum diye düşünmüştüm.”

Hem Scorsese hem de Driver ve Garfield, ‘Silence’ın doğuşunu acı verici olarak tanımlıyor. Bilhassa bir sahneden söz ederken “Çok acı çektik,” diyor Scorsese. Papazın Japonlar tarafından yakalandığı sahneyi kastediyor. ‘Raging Bull / Kızgın Boğa’da Robert De Niro’nun Miami’de hücresini parçalayışını akla getiren bu sahne, 74 yaşındaki yönetmenin kariyerinin zirvesi. “Olay Andrew’du,” diyor Scorsese. Üzerine iki kamera yerleştirdim, atmosferi yarattım ve her şeyi ona bıraktım. Tek planlık bir sahneydi üstelik. İşkence gibiydi. Aslında bu filmdeki pek çok şey öyleydi. Yaşananların katartik bir yönü olabilir ama hiç mi hiç zevkli değildi.”

“Scorsese öyle bir ortam yaratıyor ki, oyuncular rollerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalıyorlar,” diyor Driver. “Sizi fikirleriniz için ekibe dâhil ediyor. 28 senedir üzerine düşünmesine rağmen hâlâ bu filmle ilgili kesin bir karara varmış değil. Bu, bence muhteşem bir şey.” ‘Silence’ın gösterime girişinin, tüm dünyanın korkunç bir belirsizlikle boğuştuğu zamanlara denk gelmesi, sizce de anlamlı değil mi?

Filmin eleştirisini okuyun

Silence

Martin Scorsese 17. yüzyıl Japonya’sında tehlikeli bir yolculuğa atılan iki Cizvit papazının hikâyesini anlattığı son filmi ‘Silence’ ile düşündürücü ve güçlü bir edebi uyarlama ortaya koyuyor.

Daha fazla

Yorumlar

0 comments