0 Beğen
Kaydet

Aslı Özge'yle son filmi 'Auf Einmal / Ansızın’ üzerine

‘Köprüdekiler’ ve ‘Hayatboyu’ filmlerinin yönetmeni Aslı Özge ‘Auf Einmal / Ansızın’ ile yılın en iyi filmlerinden birine imza attı. Almanya’nın muhafazakâr bir kasabasında geçen bir öykü anlatan filmi, Özge’ye sorduk.

Fotoğraf: Emre Erkmen

‘Auf Einmal’, Türkiye’de gerçekleşen bir olaydan esinlenilerek ortaya çıkmış. Filmde bir kadının, Karsten adlı genç bir adamın evinde ölü bulunmasının ardından yaşananlar anlatılıyor. Öykü nasıl şekillendi?
İnternette, genç bir kadının yeni tanıştığı bir adamın evinde nedeni belli olmayan bir şekilde öldüğünü okudum. Ertesi gün medya evli ve bir de çocuğu olan bu kadının gece vakti adamın evinde ne aradığına, nasıl ölmüş olabileceğine dair birçok haberle doluydu. Ben vaktimin bir kısmını Berlin’de geçirdiğim için bu genç kadının ne kadar ünlü olduğunu bilmiyordum. Dolayısıyla kişilerden ve olayın kendisinden çok, bu olayın tartışılma biçimi ve açılımları, toplumun ve medyanın bireyler üzerinde yarattığı baskı, hayatlarımızı kontrol etme mekanizması ilgimi çekti.

Hikâyeyi Almanya’da anlatmak istemenin nedeni neydi?
Öncelikle gerçek olayı ve kişileri anlatmak istemiyordum, ancak Türkiye’de herkes ister istemez yazdıklarımı olayın kahramanları ve aslıyla karşılaştıracak, hatta o gece olanları aydınlatmamı bekleyecekti. Halbuki benim için bu olay sadece bir çıkış noktası oldu, karakterler ve hikâye ise tamamen benim bağımsız olarak yazdıklarımdan oluşuyor. Ayrıca Türkiye’de çekseydim, diğer bir beklenti de konunun ‘ahlak’ üzerinde yoğunlaşması olabilirdi. Her ne kadar genç kadının yargılanması beni çok rahatsız etmiş olsa da olayı farklı açılardan ele almak istedim.

"Filmden çıktıklarında insanların kendileri ve kendi yargılama biçimleri üzerine düşünmelerini istedim."

Film Hamlet’ten bir alıntıyla başlıyor: “Zira iyi ya da kötü yoktur. Düşünce var eder ikisini de...” Neden böyle bir alıntıyla başladın?
Öncelikle Karsten’ı günümüzün bir Hamlet’i olarak düşündüm. Karsten da Hamlet gibi konformist bir hayat sürmüş, Almanya’daki o küçük kasabanın en zengin ailelerinden birinin oğlu, bir anlamda kralın oğlu yani. Hayatın acı gerçekleriyle ve ikiyüzlülüğüyle oldukça geç tanışıyor. Hatta filmin içinde de bir gönderme var Hamlet’e. Mezarcının şarkı söylediği yer. Bu alıntıyı başa yazmamın asıl nedeni ise seyirciye, filmin algılanışının kişinin bakış açısına göre değişebileceğini fark ettirmekti. Kimi izleyici Karsten’ı haklı bulurken, kimi yargılıyor. Bu benim bilinçli yapmak istediğim bir şeydi. Filmden çıktıklarında insanların kendileri ve kendi yargılama biçimleri üzerine düşünmelerini istedim.

Filmin oldukça karanlık bir görsel dünyası var. Fakat diğer yandan da farklı tonlarıyla birçok renk, mizansenlerde dikkat çekici bir şekilde kullanılıyor.
Görüntü yönetmeni Emre Erkmen’le, Karsten’ın yaşadığı yerde kendisini nasıl sıkışmış hissettiğini en iyi etrafı dağlarla çevrili, ufkun neredeyse gözükmediği bir yerde aktarabileceğimizi sık sık konuşuyorduk. Sauerland’da yaptığımız mekân gezisinde kimsenin bilmediği Altena adlı kasabayı bulduk. 17 bin kişinin yaşadığı, nüfusun yarısının ekonomik sıkıntılar yüzünden terk ettiği bir yer. Dağların arasından akan nehir ve sıkışık yapısıyla bizi görsel olarak etkiledi. Ayrıca ‘yitirme’ duygusunu yansıtabilmek için sonbaharda çekmek istiyorduk. Altena’da sonbahar çok etkileyici oluyor; ağaçlar, yapraklar, tüm bitki örtüsü sarı, kırmızı ve kahverenginin her tonuna bürünüyor. Çekim tarihini Almanların ‘goldene herbst’ dediği ‘sonbaharın altın renkli zamanı’na denk getirmeye çalıştık. 

Türkiyeli bir yönetmen olarak Almanya’ya dair bir hikâye anlatman orada nasıl karşılandı?
Başlarda biraz çekiniyordum, Almanya’yı eleştirel bir bakışla anlatmamın nasıl karşılanacağını tahmin edemiyordum. Özellikle mekân seçimine ve diyaloglara çok önem verdim. Senaryonun üstünden Almanya’da güvendiğim birçok kişiyle defalarca geçtim. Oyuncularla çekim öncesinde birçok prova yaptık ve onlar diyalogları kendi cümleleriyle doğal bir şekilde söyleyene kadar çalıştık. Ayrıca 40 gün gibi bir çekim süresinde direttim, oyunculardan istediğim performansı alana kadar birçok tekrar yapabildim. Berlinale’de seyircinin ve basının yoğun ilgisyle karşılaştım. Benim için iyi bir deneyimdi, bir sonraki filmimi de Almanya’da çekmeyi düşünüyorum. Vizyon meselesi Türkiye gibi orada da sorunlu. Umarım bu pozitif hava sadece kâğıt üzerinde kalmaz ve gişeye de yansır. 

Yorumlar

0 comments