0 Beğen
Kaydet

Carol: Rooney Mara röportajı

İzlediğiniz tüm aşk filmlerini unutun. Rooney Mara’nın Cate Blanchett ile başrolleri paylaştığı ‘Carol’ son dönemin en etkileyici aşk filmlerinden biri. Filmdeki performansıyla Oscar adayı olan Mara, David Ehrlich ile konuştu.

Aşık olmak zor zanaat,” diyerek iç çekiyor Rooney Mara. Elbet bir bildiği vardır, zira son filmi ‘Carol’a hazırlandığı dönemde aşk üzerine uzun uzadıya düşünme şansı buldu 30 yaşındaki oyuncu. Filmde fotoğrafçı olma hayalleri kuran, Therese adlı utangaç bir tezgâhtarı canlandırıyor. Ancak daha kendini tanımazken, başkalarının fotoğrafını çektiğinde onların hangi yönlerini öne çıkarması gerektiğini bilemiyor. Bu kafa karışıklığı flörtöz ev hanımı Carol’ın (Cate Blanchett) hayatına girmesiyle değişiyor. Carol, Therese’in çalıştığı mağazaya müşteri olarak geldiğinde başlıyor her şey. Göz süzmeler, bakışmalar, cilveli diyaloglar… 1950 senesindeyiz. Noel’e sadece birkaç gün var. Eşcinselliğin hastalık olarak görüldüğü zamanlar. Haliyle Therese’in hislerini tanımlayacak doğru kelimeleri bulması bile imkânsız.

 

Mara ile Ekim ayının başında, New York’ta bir otelde buluştuk. Sabahın erken saatleri, dışarıda ayaz var. Duvarlar ise insanın gözünü alan çiçek desenleri ile bezeli. ‘The Girl with the Dragon Tattoo’da Lisbeth Salander adlı hacker’ı canlandırırken o kadar inandırıcıydı ki, bu rolüyle Oscar’a aday olmuş ve gerçek hayatta da soğuk, ulaşılmaz biri olduğuna cümle âlemi inandırmıştı. Böylesine bir şöhrete sahip yıldız bir oyuncuyla sohbet etmek için ideal bir ortamda değiliz kısacası. Ama şanslıyız, Mara hiç de soğuk ve mesafeli bir insan değil.

 

Aşkın hissettirdiklerini bu denli doğru yansıtan başka bir film yok. ‘Carol’ı evrensel kılan unsurlar nedir sence?

Sözcüklere sırtını fazla dayamaması. Therese ve Carol’ın birbirlerine nasıl baktıklarını izliyorsunuz filmin büyük bir kısmında. Aşık olmak o kadar ilginç bir durum ki, kendinize dair bazı şeyleri karşı tarafa yansıtmanızdan ibaret aslında. Her şey sadece kafanızda olup bitiyor, o kişinin nasıl biri olduğunu hayal ediyorsunuz. Çok inişli çıkışlı bir durum. Sonra o kişiyle beraber olduğunuzda gerçekte nasıl bir insan olduğunu görüyorsunuz. 

 

‘Carol’ın diyaloglara bel bağlamaması bir oyuncu olarak senin için korkutucu muydu? Gözlerinle ne anlatabildiğin bu filmde önemli olan.

Pek korkutucu sayılmaz. Benim için oyunculuk böyle bir şey. Zaten içe dönük bir insanım. Vücut dilimi okuyarak ve söylediklerimden ziyade neler söylemediğime odaklanarak benim hakkımda çok daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz. 

 

Cate Blanchett ile filmde tutturduğunuz dinamik çok iyi. Doğal haliniz miydi bu?

Evet! İnsanlar bu kimyayı tutturmak için nasıl çalıştığımızı çok merak ediyor. Zorlamayla olacak iş değil bu. O kimya biriyle aranızda ya olur ya da olmaz. Filmin büyük bir kısmı boyunca canlandırdığımız karakterler arasında bir gerilim var. Yakın değiller. Birbirlerini çözmeye çalışıyorlar. Therese, Carol’a hayranlık duyuyor. Bense Cate’e hayrandım.

 

Ne tür bir hayranlıktan bahsediyorsun?

Kostüm ve makyaj için deneme çekimi yaptığımız gün Cate’in üzerinde vizon kürkü, başında ise o muhteşem sarı peruğu vardı. Onu gördüğüm an “Vay be…” demiştim içimden. Therese de Carol’ı ilk gördüğünde böyle hissetmiş olmalı. “Kim bu kadın? Nasıl ona benzeyebilirim?”

 

‘Carol’, Patricia Highsmith’in bir kitabından sinemaya uyarlandı. Rol için sana faydası dokundu mu kitabın?

Kesinlikle. Kitabı çekimler boyunca yanımdan ayırmadım. Therese’in bakış açısından yazıldığı için tüm kitap boyunca onun dünyasının bir parçası oluyorsunuz. Bir oyuncu için büyük avantaj. Therese her şeyin birbirinin kopyası olduğu bu dünyaya uyum sağlayamıyor ve sebebini kendisi de bilmiyor.

 

‘Carol’ın yönetmeni Todd Haynes’in ‘Far from Heaven’ ve ‘Mildred Pierce’ gibi işlerde de imzası var. Kadınlar hakkında nasıl bu kadar muhteşem hikâyeler anlatabiliyor sence?

Bir kadın yönetmen, bu filmi Todd’dan daha iyi çekemezdi. Kadın karakterlere ve kadın öykülerine karşı kendine has bir yaklaşımı var. Bence kadınları çok seviyor ve saygı duyuyor, onlardan korkmuyor. Onun için kadın ve erkekler arasında bir uçurum yok. Kadınlar için diyalog yazmaktan çekinen yazarlar biliyorum. Neden ki? Hepimiz insanız en nihayetinde. Todd ile çalışırken kendimi çok rahat ve güvende hissettim. Karakterim çok hassas ve naifti. Ben de böyle bir insanım. Kolay kolay açığa çıkarabildiğim özellikler değil bunlar, ama Todd’un yanındayken bu yönümü saklamam gerekmedi.

 

Favori aşk filmin hangisi?

Çok var! Neredeyse her filmde sevgiye dair bir öykü bulabiliyorum. Baba-oğul arasında, iki kız kardeş arasında... Bence hayatın tamamı bir aşk hikâyesi. Favori filmim ise sanırım ‘A Woman Under the Influence’.

 

Bugüne kadarki en büyük rolün ‘The Girl with the Dragon Tattoo’da canlandırdığın Lisbeth Salander oldu. Ancak bu filmde tanınmayacak haldeydin. Şöhretten kaçtığın, kendi hayatını yaşamaya çalıştığın sonucuna varabilir miyiz buradan?

Evet. Deneyiminiz yoksa nasıl oyunculuk yapabilirsiniz ki? Canlandırdığınız karakterleri nasıl inandırıcı kılabilirsiniz? Çok çalıştığım dönemlerde ara verip kendime zaman ayırmam şart oluyor. Hayattan çaldığım zamanı geri kazanmak, hayatın içinde olmak istiyorum.

 

Yönetmenler konusunda takıntılı olduğunu söylemiştin. Kiminle çalışmak istersin? 

Buna cevap versem mi? Ya onlar benimle çalışmaz istemezse? Çok utanç verici olur. Birlikte çalışmak istediğim çok fazla yönetmen var. Paul Thomas Anderson ve Michael Haneke örneğin.

 

Kendi filmlerini izler misin?

Hayır. Kendime karşı çok acımasızım. Kendini izlemek ve sesini duymak çok acı veren bir deneyim, işkence gibi. Kendini kaptırıp filmden zevk alma şansın da olmuyor. Bir iş olarak bakıyorsun. Filmin benim için nasıl bir deneyim olduğunu hatırlamayı tercih ederim.

 

‘Ain’t Them Bodies Saints’in yönetmeni David Lowery seni kusursuz ve utanma duygusundan yoksun olmayan biri olarak tanımlamıştı. Katılır mısın?

Hayır! Utanma duygusundan kaçarak yaşıyorum resmen. Utanmaktan nefret ediyorum. Kendime çok yüklenmemin sebebi de bu, utanmak kadar korkunç bir şey yok. Bugüne kadar kendimi birçok kez utandırdım zaten. 

Yorumlar

0 comments