Eski dost Gloria

2013 yapımı ‘Gloria’ aklımızdan henüz çıkmadan, yönetmeni Sebastián Lelio hikayesini, karakterlerini ve setleri Amerika’ya taşıyarak filmini yeniden çekti, başrolü ise Julianne Moore’a teslim etti.

Julianne Moore
Josep Lambies |
Advertising

‘Gloria’nın orijinal halini izlediğinizde çok heyecanlandığınızı biliyorum. Gloria karakteri hangi açılardan sizi çekti, hangi yönlerinize onda rastladınız?

Dikkatimi çeken Sebastián Lelio oldu, dünyaya inanılmaz merhametli ve bütüncül bir açıdan bakıyordu. Gloria rolü, karakterin günlük hayatının mahremiyetini yansıttığı için çok ilginçti. Günlük hayatın dramatik yönlerini çok seviyorum.

Sanırım Sebastián ile Paris’te tanıştınız. İlk buluşmanızda ne konuştunuz?

Filmi hakkında konuştuk. Bir yanlış anlaşılma olduğu için ilginç bir buluşmaydı, onunla buluşmak istediğimi ama filmi yeniden yapmanın hiç ilgimi çekmediğini duymuş. Konuşmaya başladık, öncelikle filmden, ardından başka şeylerden, nasıl film çektiğinden ve neler gözlemlediğimden konuştuk. Buluşmanın sonunda “Teşekkürler, tanıştığımıza sevindim, filmi tekrar yapmanın hiç ilgini çekmediğini biliyorum,” dedi. “Hayır, hayır, sen çekersen yapabilirim,” dedim; o da “Ben de ancak sen işin içinde olursan yaparım,” dedi. Bu noktada bir anlaşmazlık yaşadık ama birkaç yıl sonra, Sebastián iki film çektikten sonra filmi yaptık.

 

Gloria’ya kadınların güçlenmesi açısından bakabilir miyiz?

Güç ve güçlenme konularını çok konuşuyoruz ama bence Gloria ile ilgili sıra dışı olan, kırılganlığı ve kendini riske atması. Her konuda kendini riske atıyor ve içgüdülerini izliyor. Bu özelliği onu dayanıklı kılıyor. Devam etmek için o kadar şeyle karşılaşması harika, onun güçlü olduğunu anlamanızı sağlayan da işte bu. Gücü, bir şeylere bağlanabilmesinden, bir şeyler hissetmesinden ama yoluna devam etmesinden geliyor.

 

Bu dayanıklılık fikrini sevdim.

Bence ilgi çekici olmak için güçlü olmak zorunda değiliz. Dayanıklı olmanın, güçlü olmaktan daha ilgi çekici olduğunu düşünüyorum. Bir şeyler hissetmek, yaralanmak ama yine de hayata devam etmektir dayanıklılık. Bu güç fikrinin, itici ve adaletsiz olabildiğini hissediyorum. Çünkü gerçek hayatta güçlü değiliz, başımıza bir şeyler geliyor ve bunlara tepki veriyoruz.

 

Sanırım kariyerinize, canlandırdığınız dayanıklı kadınlar açısından bakabiliriz. Sizinle daha önceki karakterlerinizden birkaçı hakkında konuşmak istiyorum. İlki ‘Short Cuts / Sosyeteden İnsan Manzaraları’ndan Marianne. Kuafördeki sahne hâlâ aklımda.

Bob Altman ile çalışmak asla unutamayacağım bir şey. Film oyuncusu olmak istememi sağladı. Üniversitedeyken ‘Three Women / Üç Kadın’ı izlediğimde daha önce böyle bir film seyretmediğimi düşünmüştüm. Bu kadar özgürce çalışan bir yönetmen görmemiştim. Sonraları beni bir oyunda izledi ve ‘Short Cuts’ filminde rol verdi, oyuncu olabilmem için çok önemli bir adımdı. O sette, kuafördeki o sahnede olmak, unutulmaz bir şeydi.  

 

Bir sonraki filme geçmeden önce ‘Gloria Bell’e geri dönüp karakterin cinselliğinin ve arzularının nasıl yansıtıldığını sormak istiyorum.

Ben, John [Turturro] ve Sebastián için, bu ilişkinin gerçekliği çok önemliydi. Kulüpte nasıl tanıştıkları gibi… Gerçek bir şey olduğunu aktarmak en önemlisiydi, bunu yapmak da çok zor. Bir oyuncu olarak mahrem sahnelerde rol almak kolay değil, ama John harika bir partner. Seyircinin gerçek bir şeyi izlediğine emin olmak istedim. Kolaya kaçarsanız, seyirci bir daha size inanmayabilir.

 

Sebastián Lelio, ‘Disobedience / İtaatsizlik’ ve ‘A Fantastic Woman / Muhteşem Kadın’ gibi başka filmlerde kadınlığı çok farklı yollarla ele aldı.

Evet, çok farklılar. Hikayelerinin ortasında kadınlar olduğu için Sebastián’ın bu filmleri yaptığını düşünüyorum. Bir röportajda “Olmadığım şeyler ilgimi çekiyor,” demişti. Ona tamamen katılıyorum. Dünyada ilgisini çeken bir şey gördüğünde, bunu keşfetmeye başlayan biri olduğunu düşünüyorum. Bazı sinemacılar yalnızca kendi açmazlarının filmlerini çekmekle ilgilenirler, ama Sebastián’ın olayı hep kendinden dışarıya doğru bakması. Farklı karakterleri keşfediyor ve bunların hepsi de kadın. Bu kadar cömert olmasını ve kimsenin bakmak istemediği yerlere bakarak insanlığını sergilemesini seviyorum.

 

Sanırım bu, sizin de yaptığınız bir şey. Örneğin ‘Boogie Nights / Ateşli Geceler’de uyuşturucu kullanmasının ve porno yıldızı olmasının yanı sıra güçlü bir anne figürü olan bir kadını canlandırdınız. Bu karakter hakkında neler hissediyordunuz?

Paul Thomas Anderson’ın dâhi olduğunu ve ‘Boogie Nights’la olağanüstü bir iş çıkardığını düşünüyorum. Dışlanmış karakterlerden oluşan bir dünya kurdu; ama karakterleri, herkesin güçlü rollere sahip olduğu bir toplulukta yaşıyordu. Bu dünyayı ve yaptıkları şeylerin, uyuşturucuların, mesleklerinin gerçek yüzünün ne kadar tehlikeli olduğunu gördük. Öte yandan bu insanların, koşullardan dolayı bu hale geldiğini de görebiliyorduk.

 

Todd Haynes imzalı ‘Far from Heaven / Cennetten Çok Uzakta’ filminde canlandırdığınız karaktere de değinmek istiyorum, o da dayanıklı bir kadındı. 50’lerde geçen bir dram filmi olmasına rağmen ‘Gloria Bell’ ile bağdaştırabileceğimiz bir yönü vardı.

‘Far from Heaven’ ile şansım yaver gitti, benim için yazılmış bir filmdi, bu da olağanüstü bir şey. Çemberin dışında olmanın, bir şeylerden mahrum kalmanın ne demek olduğuna dair bir hikayeyi 50’lerin sinema diliyle anlatması nedeniyle Todd Haynes’in biçim konusunda usta olduğunu düşünüyorum. Karakterim, hayatına devam eden ve tercihlerini kendi yapan birine dönüşüyor. Viola Davis ise hizmetçiyi oynuyor. Bir noktada tüm erkekler ortadan kayboluyor, geriye yalnızca Cathy [Moore’un karakteri] ve Viola kalıyor.

 

Tıpkı Gloria gibi!

Evet. ‘Gloria Bell’de de Gloria’nın sanki her şarkı ona yazılmış gibi arabada şarkı söylediği sahneleri çok seviyorum.

‘Gloria Bell’ vizyonda.

 

Advertising