0 Beğen
Kaydet

Interstellar / Yıldızlararası - Christopher Nolan röportajı

Gözü dönmüş çizgi roman fanatikleri ile ciddi sinemacılar arasındaki köprüyü kuran biri Christopher Nolan.Çizgi roman filmlerini kökten değiştiren ‘The Dark Knight’ üçlemesi ile ünlenen Nolan, ‘Memento’ ve ‘Insomnia’ gibi filmlerle rüştünü ispatladı.

44 yaşındaki, doğma büyüme Londralı yönetmenin filmleri gösterime girmeden önce bir gizem perdesi arkasına saklanıyor genelde - son filmi ‘Interstellar’ için de geçerliydi bu durum. Filmlerinde gizliliğe, ya da kendi deyimiyle mahremiyete çok önem verse de kendisinin pek de gizemli bir tipi yok gerçekte. Asansörde karşılaşsanız orta yaşlı bir avukat sanabilirsiniz kendisini. Ancak konuşmaya başladığında hem Hollywood kodamanlarının hem de sinema sevdalılarının ağzının içine baktığı meşhur yönetmenin o olduğunu anlıyorsunuz.

 

Dev rivayet ve dedikodular eşliğinde film çıkarmanın ustası oldun diyebiliriz. Bu duruma alışabildin mi?

Açıkçası hiçbir zaman daha kolay olmuyor. Şunu hissediyorsun, eğer çok fazla heyecan yarattıysan bu demektir ki gerçekçi olmayan beklentiler de yaratmışsındır. Gerçek şu; büyük bir filmi satmanın tek bir yolu var, çok fazla para harcamak. Yani çıkarabildiğin kadar gürültü çıkarmalısın ve bu olabildiğince sesli olmalı. Biraz cesaret kırıcı olduğunu kabul ediyorum ama yapabileceğinin en iyisini yapmalı ve ortaya koymalısın.

 

Çoğu zaman gizemli Christopher Nolan olarak tarif ediliyorsun ve şimdi bir de gizemli Interstellar’ımız var karşımızda. Pek de gizemli bir tipin yok aslında…

Biliyorum! Bir film için 80. röportajımı verirken bile bana etrafımı sarmalayan gizemi soranlar oluyor! Daha fazla ne yapabilirim ki? Çırılçıplak soyunmalı mıyım mesela? Ama bu itibardan memnunum. Bir filmin çıkışının çevresindeki gizemi arttıran her şey mübahtır.  Aynı zamanda beklentiler de yükseliyor. Evet, hayal kırıklığı riskini göze alıyorsun fakat bu gidip o filmi izlemeyi daha heyecanlı kılıyor. Tehlikelerini görmezden gelirsek, beklenti oluşturma şov dünyasının büyük bir parçası.

 

Bu gizem aslından senden mi kaynaklı? Gizlilik talep ediyor musun filmlerin için?

Gizlilik değil de mahremiyet diyelim. Herhangi bir yaratıcı iş yaparken, mahremiyete mutlaka ihtiyacımız var. Aynen bir oyun provasında olduğu gibi mesela ben de aktörlerimi bir araya getirebilmeliyim. Kimse ilk provaları izlemek için insanları davet etmez, bunun güzelliği de burada zaten.  Diğer insanlar da bir noktada dahil olabilirler ama pek çok kısmı gizlilik içinde yapılmalı. Bir sihirbazın sahne şovunu hazırlaması gibi düşünelim, öncesinde herkese peşinen her şeyi göstermezsiniz.

 

Filmlerin çok büyük olabilir ama aynı zamanda ailecek çalışıyorsunuz üzerinde. Eşin Emma Thomas ile birlikte yapımcılığı üstleniyorsun, kardeşin Jonathan ile birlikte yazıyorsun. Ailen ve işin arasında bir duvar çekmek zorunda kaldın mı?

Deniyoruz! Oldukça güçsüz bir duvar! Hatta ortada duvar falan yok daha çok bir perde var.  Biraz işi eve taşımamak çok zor oluyor ve Emma böyle durumlarda benden daha da hassas. Arada bir sevdiğimiz şeyi yapma imkanımız olduğunu hatırlatmak zorunda kalıyorum. Yani bazen iş konusunda takıntılı olabiliyoruz ve ev yaşantımıza sızıyor ancak bu o kadar da kötü bir şey değil.

 

Mesela bu sabah çocukları işe sürüklemek zorunda kaldım çünkü bebek bakıcımız yoktu. Arabaya bindiğimizde bizimle işe gelmemek için sızlanıyorlardı, hep olmasa da bazen gelmek zorunda kalıyorlar böyle. Ben de onlara dönüp dedim ki: Bakın, anne ve babanızla işe gelmek zorundasınız doğru, ama şükredin ki bizler maden işçisi değiliz.

 

Filmlerin izleyiciye çok güvenen, bazı filmlerin tam aksine asla onların salak olabilecekleri imasında bulunmayan filmler. Bunu sürdürebilmek için bir sorumluluk taşıyor musun?

Hem de çok büyük bir sorumluluk hissediyorum çünkü bize pek çok film yapımcısına verilmeyen fırsatlar veriliyor. Bunları da kullanmak gerek. Bir işin içinde samimi bir meydan okuma varsa insanlar buna saygı duyarlar. Benim izleyiciye tavrım çok basit; ben de bir izleyiciyim, hepimiz öyleyiz. Bir toplantıda yahut stüdyoda seyirciye referans vererek biz ve onlar ayrımı yapılması gülünç bir durum.

 

‘Gravity’i izledin mi, belki biraz korkarak tam da kendi uzay filmini yaparken?

Geçen sene ödül sezonunda Alfonso’ya (Cuarón, Gravity filminin yönetmeni) biraz da mahcup bir şekilde itiraf ettim, dünya üzerinde filmini izlememiş belki de tek kişiyim. “Kendiminkini yapmaya çabalarken başka mükemmel bir bilimkurgu izleyemem.” dedim. Bir-iki ay içinde izlemeyi çok istediğim bir film ama benim için sunum zamanı gelene dek kendi filmim hala bitmemiş durumda.

 

Interstellar’a gelirsek, ne tür bir bilimkurgu çekmek istemediğin konusunda kesin bir fikrin var mıydı?

Aslında yoktu. Bazen ne yapmamam gerektiğini göz önüne alarak yola çıktığım oluyor. Ama bu sefer ne yapmak istemediğim yerine filme somut bir kimlit bahşetmeye yoğunlaştık. Şöyle söyleyelim: Interstelllar’ı başlarında iki geminin kenetlendiği bir sahne var, onu pek çok kez çektik. İki tür bilimkurgu filmi vardır: Bir tanesinde işin tekniği karmaşık ve zordur, diğerinde ise tek bir tuşla ışık hızına çıkılan gemiler vardır. İkisi de makul yöntemler, fakat seyirciye nasıl bir yolculuğa çıkacaklarını açıkça göstermem gerekiyordu.

 

İzlemek istediğin türden filmler mi yapıyorsun?

Evet, kesinlikle öyle ama eğer konu filmse benim cidden çok geniş bir beğeni yelpazem var. Benim için gerçekten seyircinin yaşayacağı deneyime aşık olmak gerek. Bunu esas alıyorum.

 

Hala izleyebildiğin kadar film izliyor musun?

Elbette.  Çalışırken gerçi bir nadas dönemi geçiriyorum. Yeni filmler izleyemiyorum çünkü baktığım her şeyde sadece teknik süreci görüyorum, bu da beni boğuyor. Eski filmleri izlemekte bir beis görmüyorum ancak yine de her şey biraz mekanikleşiyor gözümde. Bir film kurgularken başka bir filmden zevk almak çok zor. Bu sebeple kaçırdığım filmleri yakalamak için boş vakitlerimi dört gözle bekliyorum.

 

Sinemaya çok gider misin?

Gidebildiğim kadar sıklıkla ama evimde (Los Angeles) de güzel bir sinema sistemi var ve çocuklarımla pek çok klasik filmi blu-ray’de izliyoruz. Mesela geçen hafta sonu Lawrence of Arabia’yı izledik, Bir pazar öğleden sonrası için güzel bir seçimdi. Ama olabildiğince sinemaya gitmeye de çalışıyorum.

 

Çocukların da senin film tutkunu paylaşıyor mu, yoksa sadece babalarının takıntısından yakınıyorlar mı?

Çocuklarım gerçekten çok iyi sinema izleyicileri. Pek çok klasik filmi seyrettiler, pek çok başyapıtı seyretmelerini sağladım. Tek korkum istemeden de olsa birer film eleştirmeni yetiştiriyor olmam.

 

Bu o kadar da kötü bir şey değil…

Bir sinemacı için mi? Vahim bir durum bu! Eleştirmenlere karşı düşmanca bir tavır sergilemek istemem ama bir sinemacı ebeveyn ile eleştirmen çocuğu arasında garip bir ilişki olur herhalde.

 

‘The Dark Knight’ın başarısından sonra sinemada çizgi roman  furyası hâlâ  sürüyor. Uyuyan canavarı uyandırmışsın gibi hissediyor musun?

Evet! Ne mutlu bana ki bu alanda çalışmayı seviyorum ve bir şeyler eklemeyi de başarabildim gibi. Ayrıca başkalarını da cesaretlendirdik sanırım. Tabii kimse Hollywood’un bu alanda bir doyum noktasına ulaşmasını istemez. Ama mesela Zack Snyder şu anda Batman ve Superman’i tek bir filmde yan yana getiriyor (2016’da çıkacak olan Batman vs. Superman) yani sayılar sınırlanıyor.

 

Ama evet DC Comics pek çok yeni filmin geleceğini duyurdu. Bilirsiniz, izleyen olduğu sürece stüdyolar bu tarz filmler yapmaya devam edecektir. Ben bunun sınırlı bir tür olduğunu da düşünmüyorum. Eğer düşünseydim on yıl boyunca bu türde çalışmaya başlamazdım. Bence her tür, Western gibi mesela, sınırsız olanaklara sahip, her şey izleyicinin iştahına bağlı. Önemli olan kısım ise stüdyoların başka türde filmlere de aynı şekilde açık olması.

 

Yani herhangi bir Marvel ya da DC Comics filmi yönetmek yok planlarında?

Bence süper kahraman türünde gerçekten harika deneyimlerim ve keşiflerim oldu. Hayatımın güzel bir on yılıydı ama bu türe döneceğimi sanmıyorum. Tabii asla asla dememeli.

 

The Dark Knight’daki Heath Ledger’ın ikonik Joker performansında ne kadar rol oynadınız?

Bu performansın bir parçası olduğum için çok gurur duyuyorum ve bir iş birliği sonucu ortaya çıktığını söyleyebilirim. Fakat bunun için övgü almakta tereddütlüyüm çünkü Heath bu işe girişirken tek başınaydı. Referans noktalarını pek çok kez konuştuk ve ben olabildiğince özgür bırakmaya çabaladım onu ton konusunda. Nihayetinde de performans iyi bir yere geldi. Dediğim gibi dahil olmaktan gurur duyduğum bir şeydi.

 

Senin gözünü korkutan herhangi bir film türü var mı?

Karşısında hazır hissettiğin konuların çekici geldiğini düşünüyorum, tabii her şeye hazır olmak değil kastettiğim çünkü biraz zorlanmak da gerekli. Demek istediğim göze çok korkutucu gelen türlerin aslında üstesinden gelmeye hazır olmadığımız türler olabileceği. Mesela ‘Interstellar’ benim on sene önce yapabileceğim bir film değildi, gerçekten değildi. Ama on yıl önce de zaten bunu yapmak istemiyordum. Film çektikçe olgunlaşıyor ve büyüyorum.

 

Peki ‘Interstellar’ı yaparken ne korkuttu seni?

‘2001: A Space Odyssey’ eski büyük bilimkurgu filmlerinin hayranıyım. Yani ne kadar heyecan verici bir durum olsa da aynı oranda yıldırıcı çünkü bir zamanlar ne kadar iyi işlerin yapıldığını biliyorsun. Ayrıca ‘Interstellar’ın duygusu benim için gerçekten hem çok önemli hem de çok korkutucuydu. Anne Hathaway için aşkın doğasını anlatan bir bölüm yazdım ve sonra baktığımda kesinlikle kesip atmam gerektiğini düşündüm, Ortaya çıkan şey beni dehşete düşürmüştü ve altından kalkacağımızı tahmin edemedim. Ama nihayetinde Anne o bölümü oynadı ve filmde çok önemli bir nokta da oldu bu bölüm. İyi bir aktörün yararlarına en güzel örnek.

 

Filmin duygularını afişe etmekten kaçınmayan bir ruhu var ve bugüne kadar üzerinde çalıştığım türler de işin duygusal yönüyle pek bağlantılı değildi aslında. Matthew McConaughey’nin rol aldığı, yürek parçalayan bir sahne var mesela; ilk çekimde ham bir performansla şahane bir iş çıkardı. Daha önce hiçbir filmimde yeri olmayan bir şeydi mesela bu. Şu ana kadarki işlerimde böyle teatralliğin yeri yoktu pek.

 

‘Interstellar’ ile Kubrick’in ‘2001 A Space Odyssey’i arasındaki ilişkinin boyutu nedir? Büyük bir etkisi olduğu belli…

 ‘2001’in gölgesi bu türde yapılan her şeyin üzerinde belli belirsiz hissedilir. Bir yandan onun tarafından yıldırılırken bir taraftan ilham alırız.  Yedi yaşındayken babamla Londra’da sinemada izlediğimde hissettiğiklerim yeniden yaratmak istediğim şeylerdi. 2001’i mutlaka kucaklamak, benimsek gerek çünkü 2001 bu türde bir mihenk taşı.

Yorumlar

0 comments