0 Beğen
Kaydet

Justin Theroux ile ‘The Leftovers’ın son sezonu üzerine

Dünya nüfusunun yüzde ikisinin kayboluşunun ardından yaşananları anlatan ‘The Leftovers’ dizisi üçüncü ve son sezonuyla ekranlara geri döndü. Başroldeki Justin Theroux ile biraz diziyi, biraz da Amerika gündemini ve sosyal medyayı konuştuk

‘The Leftovers’, insanın sahip olduklarının değerini bilmesi konusu üzerine epey kafa yoruyor. Dizi sona ereceği için mutlu musun?

Uzun süren dizilerin sinir bozucu tarafı, senaristlerin bir süre sonra köşeye sıkıştıkları ve kendilerini bu durumdan kurtaramadıkları hissine kapılmanız. Henüz pilot bölümü çekmeden Damon (Lindelof, ‘The Leftovers’ın yaratıcılarından) “Beş sene süren dizilerden biri olmayacak bu,” demişti. Rol almayı kabul etmemin sebeplerinden biri de bu zaten.

Özgürlüğünden ödün vermek istemedin yani.

Evet, diziler çok uzun sürdüğünde herkes yaratıcılığını kaybediyor. Siz anlattığınız öyküden, senaristler yazdıklarından hoşlanmamaya başlıyor.

James Gandolfini’nin Tony Soprano, Jon Hamm’in Don Draper ile özdeşleşmesi gibi sen de ‘The Leftovers’daki karakterinle özdeşleşeceğini düşünüyor musun?

O denli özdeşleşeceğimi sanmıyorum. Bazı karakterler vardır, çok sevilirler. Bizim karakterlerimiz de seviliyorlar elbette ilham verici tipler değiller. Yani onların yerinde olmak isteyen olduğunu sanmıyorum. Mesela Mary Tyler Moore’un ‘The Mary Tyler Moore Show’da canlandırdığı Mary Richards karakteri çok ilham vericiydi çünkü o zamanlarda kadınlar tıpkı onun gibi meslek sahibi ve güçlü olmak istiyordu. Böylece Moore için o rol, hayatının rolü oldu. 

Hayatının rolünü oynamak gibi bir gayen yok yani.

İyi rollerin peşindeyim hep. Benimle özdeşleşecek bir rol istemiyorum, kariyerimin sonu gelir öyle bir durumda. Yani o rolün üzerime yapışmasını engellemem zor olur.

‘The Leftovers’da karakterinin koşuya çıktığı sahneler vücut hatlarının açık seçik görülmesi sebebiyle çok konuşulmuştu.

Bu tip şeylerin ne zaman olacağını tahmin edemezsiniz. Kadınların benzer durumlarda ne hissettiğini biliyormuşum gibi davranmıyorum. Bence düzenli olarak bundan çok daha kötü durumlarla karşı karşıya kalıyorlar. Başıma gelen hiç komik değildi, nasıl tepki vereceğimi bilemedim.

“Farklı düşünenlerle yüz yüze konuşmamız şart, Twitter yetmez”

Ekranlardaki çıplaklık konusunda ne düşünüyorsun?

Ben hep öyküye odaklanıyorum. Nesneleştirme, gereksiz çıplaklık ve şiddet kullanımı elbette bir sorun ancak söz konusu sahnelerin öyküye katkısı varsa, ekranda yer almaları da sorun değil. Hayatta karşılığı varsa, televizyonda da yeri vardır. Senaryodaki dil kullanımı ve şakalar konusunda da aynı şekilde düşünüyorum. Filmlerde sigara içilip içilmemesi konuşuluyor, gerçek hayatta sigara içiliyor ama! Televizyonda küfür edilmesi de öyle, hepimiz kocaman insanlarız artık. Biri canlı yayında küfür ettiğinde şoka girmeyelim.

İnsanların Amerika’daki politik duruma verdikleri tepki, ‘The Leftovers’da yas tutmaya karşı verilen tepkiye benziyor biraz.

Kötü bir şey olduğunda insanlar tuhaf tepkiler verebiliyor. Hepimiz yas, öfke, hayal kırıklığı ve üzüntü ile başa çıkmak zorundayız. Sadece yöntemlerimiz farklı.

Söz konusu politika olduğunda herkesin bir fikri var ama karşı tarafın ne dediğini kimse anlamıyor sanki.

Obama’nın başkanlığında bile dünyanın sonuna geldiğimizi düşünenleri anlamıyorum. Onların o zaman hissettiklerini biz şimdi hissediyoruz sanırım. Farklı düşünenlerle yüz yüze konuşmamız şart, Twitter yetmez. Üvey babam cumhuriyetçi ve dünyanın en kibar adamlarından biri. Çok büyük anlaşmazlıklar yaşıyoruz onunla ama hiçbir zaman birbirimize olan sevgi ve saygımızdan bir şey yitirmiyoruz. Amerika ise bu yetilerini kaybetti bence. 

Sosyal medya iletişim kurmamızı zorlaştırıyor mu sence?

Sosyal medya istediğinizi haykırabildiğiniz, öfkenizi kustuğunuz bir ortam. Tek sorun, insanlarla yüz yüze olduğunuzda yapmayacağınız kadar sesinizi yükseltmeniz. Demokratikmiş gibi görünüyor ama demokrasi bu değil. Çok beğeni almanız insanların söylediklerinize inandığını göstermiyor. Demokrasiden çok diktatörlük hâkim bence internette.

Senin için önemli olan konularla ilgili konuşman gerektiğini hissediyor musun?

Evet, konuşmak görevim ama bu biraz alengirli bir konu. Instagram’da birkaç politik içerikli paylaşım yaptığımda çenemi kapayıp oyunculukla yetinmem şeklinde yorumlarla karşılaştım. Televizyona çıkmam benim de bir vatandaş olduğum ve söyleyeceklerim bulunduğu gerçeğini değiştirmiyor! Fikirlerimin başkalarınınkinden değerli düşünmüyorum elbette ama benim de düşündüklerimi söylemem gerek. 

‘The Leftovers’ın yeni sezonu 24 Mayıs’tan itibaren her çarşamba 21.00’de Digiturk beIN SERIES Sci-Fi kanalında.

Yorumlar

0 comments