Ken Loach ile son filmi 'I, Daniel Blake' üzerine

Politik sinemanın usta ismi Ken Loach, son filmi ‘I, Daniel Blake’ ile Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile dönmüştü. Sinema kariyerinde yarım asırı deviren Loach, neden sinemayı bırakmayı düşünmediğini ve ‘I, Daniel Blake’i anlatıyor.

Ken Loach İle Soho’daki yapım şirketinin ofisinde buluşuyoruz. 50 seneyi aşkın süredir yönetmenlik yapan Loach, en sevilen filmlerinden biri olan ‘Kes / Kerkenez’i (1969) çektiğinde henüz 30’lu yaşlarının başındaydı. Filmleri de kendisi gibi hep merhametli ve alçakgönüllü oldu. Ve sapına kadar politik… Tıpkı Loach gibi. Alçak sesle konuşan ve övüldüğünde utanan bir adam aynı zamanda Loach. Ama sohbet derinleştiğinde öfkeli ve kararlı bir aktivist olduğunu anlıyorsunuz. Daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna ve bunun gerekliliğine inanan bir aktivist…

‘I, Daniel Blake’i çekmek için emekliliğe ara verdi.
“Filmin senaristi Paul Laverty ile devlet yardımları kesildiği için hayatları alt üst olan insanların yaşadıklarına dair pek çok hikâye duyuyorduk. Biraz araştırma yaptık. İlk tanıştığımız kişi, bir hayırsever pansiyonunda yaşayan 19 yaşında bir gençti. Buzdolabı bomboştu. Önceki hafta üç gün boyunca hiçbir şey yemeden yaşamıştı.”

Hayatın gerçekleri hakkında filmler çekmek istiyor.
“İzleyicileri duygulandıracak, onlarla benzer şeyler yaşamış karakterleri beyazperdeye taşımak istiyorum.”

İnsanların ‘I, Daniel Blake’i izlediklerinde ihmal edilmenin ne demek olduğunu anlamalarını umuyor.
“İnsanlara ne düşünmeleri gerektiğini söyleyemezsiniz. Neler olup bittiğini onların gözüne sokmalı ve ikiyle ikiyi toplayıp sonuca ulaşmalarını sağlamalısınız. Bu ekonomik sistem yüzünden işsizlik oranı çok yüksek, insanlar aşevlerinde yemek yemek, işverene olmayacak haklar tanıyan sözleşmelerle çalışmak zorundalar. İnsanlar durumun böyle olduğunu idrak ederlerse, onları fakirleştiren sisteme de kafa tutabilirler.”

‘I, Daniel Blake’i geniş kitlelere ulaştırmak istiyor.
“Filmin hedef kitlesi, sanat sineması izleyen tipler değiller ama filmi onlara bir şekilde ulaştırmak istiyoruz. Pop-up gösterim taleplerine de açığız.”

“Film çekmeye başladığımda dünyanın giderek daha iyi bir yer olacağını düşünürdüm.”

Ergenlik döneminde muhafazakarları destekliyordu.
“Fabrika işçisi babam orta sınıf bir Muhafazakar Parti destekçisiydi. Ergenlik yıllarımda siyasetle ilgilenmiyordum ama 60’lı yıllarda radikal yazarlarla çalışmak benim için epey ilham verici oldu.”

Film setlerinde şoförler dahil herkesle muhabbet ediyor.
“Film çekerken insanların heyecanlarını kaybetmemelerini sağlamalısınız. ‘Bread and Roses’ı (2000) Los Angeles’ta çekerken en çok bu konuda zorlandım. Şoförlerden biri, ondan daha önemli biri olduğum için arka koltuğa oturmamı istemişti. Ben de gidip yanına oturdum ve o gün çekeceğimiz sahneleri anlatmaya başladım. Uyum sağlamakta hayli zorlanmıştı.”

Oyuncularıyla senaryonun tamamını hiçbir zaman paylaşmıyor.
“Dünyanın en iyi oyuncuları bile şaşırmış görünmek konusunda zorlanıyor. Onları şaşırmış halleriyle de çekebilmem lazım.”

Dünyayı kurtarabilmek için çok az zamanımız kaldığını düşünüyor.
“Film çekmeye başladığımda insan hayatının sonsuza dek devam edeceğini ve dünyanın giderek daha iyi bir yer olacağını düşünürdüm. Küresel ısınma ve çevreye verdiğimiz zarar bu şekilde devam ederse, dünya bir yüzyılı daha göremeyecek. Oyunun sonuna geldik. Oyalanacak zamanımız kalmadı. Eğer bir şeyleri değiştirmezsek, dünyanın geleceği tehlikede.”

80 yaşında ve emekli hayatı yaşamayı düşünmüyor.
“Sesini duyuramayanları, zor durumda olanları hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. Tabii her şey bir noktada fiziksel anlamda zorlaşmaya başlıyor. Her zorluğu birer birer aşmak gerekiyor.”