Öykü Karayel: "İyi oyunculuklar izlemek bana iyi geliyor.”

Öykü Karayel, Pelin Esmer’in yeni filmi ‘İşe Yarar Bir Şey'le karşımızda.

'İşe Yarar Bir Şey'den
Nihan Bora |
Advertising

Öykü Karayel’i ilk izlediğimde çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Krek Tiyatro Topluluğu’nun ‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’ isimli oyununda Ayşe karakterini canlandırmış, bir ilk oyun için epey iyi bir performans sergilemişti. O zamanlar daha henüz konservatuvarda öğrenciydi. Bu rolüyle 16. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Efes Özel Ödülü’nü, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nden de Genç Yetenek Ödülü’nü kazanması ise bir tesadüf değil, başarılı kariyerinin habercisiydi sadece. Televizyon yapımcılarının onu keşfetmesi ise elbette uzun sürmedi. ‘Kuzey Güney’de canlandırdığı Cemre karakteri sayesinde Öykü Karayel’in adı artık çok daha geniş kitleler tarafından bilinir hale geldi. Televizyon macerası ‘Kuzey Güney’le sınırlı kalmadı, ‘Kara Para Aşk’ ve ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizilerinin ardından şimdilerde ‘Kalp Atışı’ ile ekranlarda boy gösteriyor Karayel. Zeki Demirkubuz’un yönettiği ‘Bulantı’ ve Gözde Kural imzalı ‘Toz’un ardından ise Türkiye sinemasının parmakla gösterilen yönetmenlerinden Pelin Esmer’in çektiği ‘İşe Yarar Bir Şey’de izliyoruz onu. Canan hemşire olarak sürprizlerle dolu bir tren yolculuğuna çıkıyor, ona bu yolculukta Başak Köklükaya’nın ete kemiğe büründürdüğü Leyla karakteri eşlik ediyor. Karayel ile dizi çekimlerinin tam gaz devam ettiği günlerden birinde, ‘İşe Yarar Bir Şey’i konuştuk.  

 

İlk sinema filminiz ‘Bulantı’nın üzerinden üç yıl geçti. Şimdi üçüncü sinema filminiz ‘İşe Yarar Bir Şey’ ile karşımızdasınız. Pelin Esmer’den teklif geldiğinde neler hissettiniz?

Çok çalışmak istiyordum onunla. Bir önceki filmi için de görüşmüştük fakat olmamıştı. Sonraki filmi için aklına tekrar gelmiş olmam çok mutlu etti beni.

 

Filmin senaryosunda Pelin Esmer ile birlikte Barış Bıçakçı’nın da imzasını görüyoruz, bu da sinema seyircisi için heyecan verici detay. Sizin için senaryoda edebi dilin bir önemi var mı? Güçlü metinler oyunculuğunuzu ve canlandırdığınız karakteri nasıl etkiliyor?

Bir senaryoyu iyi yapan şey öncelikle diyaloglar oluyor benim için, yani işin edebi tarafı, hikaye ikinci sırada geliyor. Çünkü genelde beğendiğim hikayeler olay üstüne değil de durumlar üstüne oluyor, bu tür bir sinemayı da en çok besleyen şey diyalog gibi geliyor bana. Dolayısıyla evet, edebi dilin büyük önemi var. Çünkü o dil ne kadar iyi olursa oyuncu olarak ben, inandırıcı olmakla ilgili yükümü büyük ölçüde üstümden atmış oluyorum ve senaryonun içinde sürekli bir yerlere toslayıp onunla savaşır hale gelmektense, ona hizmet eden ve onu besleyen bir konuma geliyorum.

 

 

Filmde oyuncu olmayı hayal eden hemşire Canan’ı canlandırıyorsunuz. Rolünüze nasıl hazırlandınız? Karaktere senaryoda olmayan özellikler katma şansınız oldu mu?

Henüz hâlâ bir takım şeyleri akıl yürüterek değil de içgüdüsel yapıyorum oyunculukta maalesef. Yazılı olmayan bir özellik katıp katmadığımın farkında değilim o yüzden, katmadım herhalde. Bir de dediğim gibi iyi yazılmış senaryoda zaten oyuncunun çok bir şey yapmasına gerek kalmıyor galiba. Okuma provalarında şekilleniyor benim için karakter. Orada organik bir biçimde çıkan şeyin üstüne gitmek daha hoşuma gidiyor. Kendi başıma, karşımdaki oyuncudan ya da yönetmenden bağımsız olan hazırlık çalışması yanılsama yaratabiliyor bende.

 

Filmdeki yolculuk boyunca sırlar paylaşılıyor ve yolculuğun sonunda heyecan doruğa çıkıyor. Canan, içine kapanık bir karakter gibi olmasına rağmen kendisi için çok önemli bir sırrı trende tanıştığı birine anlatmayı neden tercih ediyor?

İçine kapanık bir karakter olduğunu düşünmemiştim hiç. Sadece karakteri çok büyük bir stres içinde görüyoruz film boyunca. Gerçek nedeni her ne olursa olsun, orası tartışılır, suç işlemeye giderken görüyoruz onu. Yasa dışı olan bir şey yapmak üzere olan ve bu yaptığı şeyin iyi ya da kötü olup olmadığını sorgulamaya başlamış biri doğal olarak içine kapanık gibi görünür. Ama özellikle de gerçekte öyle olmayan biri bu yükle fazla yaşayamaz ve yardıma ihtiyaç duyar. Bu noktada Leyla gibi entelektüel biri çıkıyor karşısına. Canan gibi biraz cahil ama büyük hayalleri olan biri için Leyla çok cezbedici bir karakter. Onun yanında cehaleti ortaya çıktıkça hem ona sinir oluyor hem de özeniyor. E bu durumda birinin hem sizden daha akıllı hem de özendiğiniz bir hayatı olduğuna kanaat ederseniz, bu yükü paylaşabilecek biri olduğuna ikna olabilirsiniz. Canan da öyle yapıyor. Biraz da kendini ikna ediyor.

 

Canan sıradan bir hemşire değil. Bir görev sebebiyle o trende ve bu görev onu çok geriyor. Siz bu rolü oynarken zorlandınız mı?

Rolün zorlaması diye bir şey yok sanırım, sizden gerçekten havada yürümenizi istedikleri bir karakteri oynamıyorsanız. Ama iyi bir oyuncu olmak zor bir şey. O yüzden her oynadığım şey zorluyor beni.

 

Filmde olup bitenleri açık etmek istemeyiz ama sormadan da edemiyoruz: Çok sevdiğiniz biri için her şeyi yapar mısınız?

Sorudaki her şey kısmı biraz yanıltıcı. Çok sevdiğim ama artık aklı yerinde olmayan biri benden banka soymamı ya da adam öldürmemi isterse yapmam tabii. Ama filmdeki gibi bir şey yapmamı isterse, onu da hiç birimiz yaşamadan bilemeyiz. 

 

 

Gözde Kural’ın ‘Toz’ isimli filmi için savaş devam ederken 23 gün Afganistan’da kalmıştınız. Nasıl bir deneyimdi sizin için?

Savaş hali hazırda 60 senedir devam ediyor orada zaten. Sadece dönem dönem daha da şiddetleniyor. Öyle bir zamanına denk geldik. Askerlik gibiydi. Tuhaf bir deneyimdi hepimiz için. Bana göre sağ salim hepimizin evine dönmesi zaten yeterli bir başarıyken, kocaman bir film çekip döndük. O yüzden Gözde’yle ve bütün ekip arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Asla unutamayacağımız bir 23 gündü. Bunları arabesk bir yerden söylemiyorum. Sadece çok değerli benim için orada geçirdiğimiz zaman, hepimize önemli dersler verdi, oraya gitmeden öncekinden  başka biri yaptı bizi. Her deneyim gibi.

 

‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’  ve ‘Katil Joe’ oyunlarında sizi sahnede izleme fırsatı bulduk. Her oyuncu, tiyatro sahnesinin bir başka olduğunu söyler. Sahnede olmak size neler hissettiriyor?

Yıldız Hoca, “Sahneye çıkmak, yani oyunculuk yapmak, bir terapidir,” derdi. Basit bir cümle. Ama öyle değil. Zaman geçtikçe ne demek olduğunu daha iyi anlıyorum.

 

Art arda çok farklı rollerde görüyoruz sizi. Aradaki boşluklarda kendinizi nelerle besliyorsunuz? 

Dediğim gibi hâlâ oyunculuğa o anlamda profesyonel yaklaşamıyorum. O yüzden çok bir şey yapmıyorum pratik olarak. Ama iyi oyunculuklar izlemek bana iyi geliyor.

 

İstanbul’da bir gününüzü nasıl geçiriyorsunuz, şehirde neler yapmak size iyi geliyor? En güvenli alanlarınız nereler?

Bu yaz çalıştığım için hiç gidemedim ama genelde Maçka Parkı’nda geçiyor vaktim güzel havalarda. İstanbul’un en sevdiğim yerlerinden biri Eminönü. Oralarda gezmeyi, gidip yemek yemeği çok seviyorum. En güvenli mekanımı da buradan söyleyesim gelmedi şimdi ama İstanbul büyük şehir, hâlâ gizli kalabilecek yerler edinebiliyoruz.

Advertising