Pedro Almodóvar röportajı - Ünlü İspanyol yönetmen hakkında 10 şey

Cannes’da Altın Palmiye için yarışan son Pedro Almodóvar filmi ‘Julieta’yı izlemeden önce İspanyol yönetmen hakkında bilmeniz gereken 10 şey.
Fotoğraf: Louise Haywood-Schiefer
Dave Calhoun |
Advertising

Röportaja başladığımız anda Pedro Almodóvar kayıt cihazına doğru eğiliyor ve kaydedip kaydetmediğini kontrol ediyor. Kayıtta olduğumuzu söylüyorum. “Diktatör gibi davrandığım için kusura bakma,” diyerek sırıtıyor. Bembeyaz saçları tarak yüzü görmemiş. “Profesyonel anlamda en zayıf noktam diktatörlüğüm,” diyor. Sohbet ederken ise hiç de bir patron gibi davranmıyor. Sıcak ve düşünceli. 67 yaşında olan Almodóvar, adını ilk olarak 80’li yılların fırtınalı günlerinde duyurmuştu. Franco’nun ölümünün ardından, İspanya sosyal ve kültürel anlamda sarsıntılı günler geçiriyordu. ‘Women on the Verge of a Nervous Breakdown / Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar’ (1988) başta olmak üzere fahişelerin, drag queen’lerin, porno yıldızlarının arzı endam ettiği filmleriyle ve rahibe rolündeki Penélope Cruz’a Prada giydirerek İspanyolları çileden çıkarmıştı. Almodóvar ile 20. filmi ‘Julieta’yı konuşmak üzere Londra’da buluştuk. Yas tutan bir kadının (Emma Suárez) hikâyesini anlatırken, kendi hayatına dair de çok şey söylüyor yönetmen. Ve yine her zaman olduğu gibi sadece Almodóvar’un çekebileceği bir film var karşımızda. Efsane yönetmen hakkında bilmeniz gerekenleri, onun sözleriyle, 10 maddede toparladık.

 

1. Bir Almodóvar filmi en az iki kez izlenmeli.

“Benim için filmler, insanlar gibidir. Hoşlandığınız birisiyle ilk buluşmanız eğlenceli geçer. İkinci buluşmada ise daha rahatsınızdır. Kendini beğenmiş biri gibi gözükmek istemem ama filmlerimi iki veya üç kez izlerseniz, çok daha fazla şey keşfedebilirsiniz.”

 

2. Filmlerinin otobiyografik yönü ağır basıyor.

“Tüm filmlerim beni ya da o filmleri yaparken hissettiklerimi yansıtıyor. Son filmimde Julieta’nın yaşı ilerledikçe yalnızlaşması, benim de yaşadığım bir şey.”

 

3. Artık daha çok çalışıyor, daha az partiliyor.

“Madrid’de izole bir hayatım var. 80’lerde yaşadığım hayatın tam zıttı. Hiç dışarı çıkmıyorum. Madrid ile evliyim adeta. Konforlu bir hayat ama heyecan sıfır. Benim için gayet uygun. Ne de olsa artık genç bir adam değilim. Sağlık ve heyecan arasında seçim yapmam gereken bir yaştayım. Tercihim sağlık ve filmlerden yana, akşamdan kaldığım günlerle ve baş ağrılarıyla artık işim olmaz.”

 

4. ‘Julieta’ ile bilmediği sulara açılıyor.

“20 film çektim bugüne dek. ‘Julieta’ önceki filmlerime kıyasla çok farklı bir tona sahip. Kadınları melodramlarda ve komedilerde masaya yatırdım hep. ‘Julieta’ ile yepyeni bir tür denediğimi söyleyebilirim. Anneliği tasvir etmenin yeni bir yolunu buldum.”

 

Fotoğraf: Louise Haywood-Schiefer

 

5. Ne bulursa saklıyor...

“Havaalanından plastik bir tüplü dalgıç almıştım. Suya atıp yüzdürdüğünüz bir oyuncak. Beş sene sonra ‘Tie Me Up! Tie Me Down!’ filmini yaparken oyuncağı bir banyo sahnesinde kullandım. Tüplü dalgıcı, kadın karakterin cinsel organlarına ulaşana dek yüzdürdüm. Amerika’da film sansür konusunda epey bir sorun yaşadı. Kadının oyuncakla mastürbasyon yaptığını düşünmüşlerdi.”

 

6. Oyuncularıyla yoğun bir ilişki kuruyor.

“Film yaparken oyuncularınızla derin bir ilişki kurmanız lazım. Komedi çekiyorsam ve sıra yakın plan çekilmesi gereken bir sahneye gelmişse, oyuncumun kulağına onu güldürecek bir şeyler fısıldarım. Mesela yıllar önce birlikte çalışırken Penélope Cruz’a, ifadesi sahneye uygun bir hale gelsin diye, vahşice ve komik şeyler söylerdim.” “Filmlerimi iki veya üç kez izlerseniz, çok daha fazla şey keşfedebilirsiniz.”

 

7. Kimsenin işine karışmasına izin vermiyor.

“İrade ile ilgili bir konu bu; çok şükür ben de iradeli bir insanım. Oturup sadece filmimin hikâyesi üzerine düşünebiliyorum.”

 

8. Tatile çıkmıyor.

“Tatillerde ne yapılması gerektiğini bilmiyorum. Bu nedenle tatile çıkmıyorum. Yıllardır bir kere bile tatil yapmadım. Sanırım ihtiyacım var ama rutinimden kopmak istemiyorum. Bence tatil dediğin, yanında istediğin zaman yazabilmen için bilgisayarını götürdüğün tatildir.”

 

9. Londra’yı hep çok sevmiş.

“60’larda henüz çocukken, Londra’ya gitmenin hayalini kurardım. Yaşadığım köyde İngiliz pop şarkıları dinleyerek geçerdi günlerim. Londra’ya ilk kez 1971 senesinde gittim, benim için özgürlüğü simgeleyen bir şehirdi. İspanya’da diktatörlüğün devam ettiği yıllardı. Glam rock zamanları ve David Bowie aklımdan çıkmıyor, makyajlı delikanlılar sokaklarda fink atıyordu. Tüm bunlar geleceğim için çok önemliydi.”

 

10. Yaşlanmak hiç eğlenceli değil...

“Gençken, yaşınız ilerlediğinde arzularınızın eskisi kadar kuvvetli olmayacağını sanıyorsunuz. Bende öyle olmadı. Kimi ihtiyaçlarım hâlâ yerli yerinde. Ama vücudum değişti. Çok üzücü. Yalnızlığımın ve izole bir hayat yaşamamın sebebi bu. Filmlerim de eskisine kıyasla daha çok iç mekânlarda geçmeye başladı. ‘Julieta’ buna bir örnek.”

'Julieta' eleştirimizi okuyun

Advertising
This page was migrated to our new look automatically. Let us know if anything looks off at feedback@timeout.com