0 Beğen
Kaydet

While We’re Young / Noah Baumbach röportajı

Mütevazılık yaptığına bakmayın, 80’lerde doğan kuşağı en iyi anlatan yönetmenlerin başında geliyor Noah Baumbach.

Her daim sıkı diyalog yazan New York’lu entelektüel, son filmi ‘While We’re Young’da tüm heyecanını yitirmiş, iPad ekranlarının esiri olmuş orta yaşlı bir çiftin hayatına genç ve heyecanlı hipster bir çifti sokuyor ve ‘Frances Ha’yla, ‘Girls’le akraba bir film çıkıyor ortaya. Joshua Rothkopf, Woody Allen’ın vârisi olarak gösterilen Baumbach’a uzatıyor mikrofonu.

While We’re Young’da farklı nesillerden iki çiftin çatışması var. Yaşla birlikte gelen değişimlerle yüzleşmek filmde önemli bir yer tutuyor. Hayatın belli bir noktasında ‘yaşının insanı’ gibi davranmak diye bir şey var mı sence?
Film bu türden sorulara cevap arıyor diyebiliriz herhalde. Hayatımızda böyle bir noktaya denk geliyoruz muhtemelen ama o an gelip çattığında bunun farkına varıyor muyuz emin değilim. Daha çok gündelik hayatın akışında, ufak tefek şeylerde kendini gösteriyor bu ‘yaşının insanı’ olma durumu. Keşke daha dramatik bir şekilde ortaya çıksaydı. Filmlerde terapi sahneleri olur ya mesela, karakterlerin hayatlarında keskin kırılmalar yaşanır, her duygu perdeye büyüyerek yansır. Benim yapmaya çalıştığım bunun tam tersi işte. Yaşamın hemen farkına varabileceğimiz türden kırılma anları sunmadığını anlatmak istiyorum. Bu kırılmaları yaşarken anlamayabiliriz bile; o bizim maharetimize kalmış. Bu sırf yaşla ilgili bir durum da değil. Kendi kimliğini bulmakla, ‘kimim ben?’ sorusuyla ilişkili.

Kendini New York’lu bir yönetmen olarak tanımlar mısın?
Böyle etiketlerle aram çok iyi değil. Gerçi şu da var, ‘Greenberg’i (2010) çektiğim sıralarda Los Angeles’ta yaşıyordum; New York’a dönüp de ‘Frances Ha’ (2012) için işe koyulduğumda, Los Angeles’ta olduğu gibi mütevazı takılmadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Bir New York filmi çekmek için kıvama geldiğimi hissetmiştim o dönem. Belki de bu senin bahsettiğin ‘yaşının insanı’ olmakla da alakalıdır, kim bilir. Daha önceleri New York filmi çekme fikri ödüm kopartırdı. ‘Frances Ha’ zamanıysa kendi şehrime dönmüş ve beraberimde çocukluğumun New York’una dair de pek çok şeyi filme taşımıştım. Filmi siyah beyaz çekmek de şehre farklı bir gözle bakmamı sağlamıştı.

Geçmişin zihninde önemli bir yer kapladığını söyleyebilir miyiz?
Son zamanlarda çektiğim filmlerin tuhaf bir ortak noktası var. Hepsi de ergenlik yıllarımda izlediğim filmleri model alıyor. Örneğin ‘Frances Ha’, Fransız Yeni Dalgası’nı keşfettiğim yıllara, bir de tabii Jarmusch ve Spike Lee gibi isimlerin New York’ta -kimi zaman siyah beyaz- çektiği filmleri izlediğim zamanlara dayanıyor. ‘While We’re Young’ ise 80’lerde çekilmiş, yetişkin hayatından kesitler sunan stüdyo filmlerinden izler taşıyor: ‘Tootsie’ (1982), ‘Working Girl’ (1988), ‘Broadcast News’ (1987). Bunlar pek çok özelliği bir arada barındıran geniş ufuklu Hollywood filmleri. Hepsi de karakter odaklı ve gerçekten komik, kahkahalarla gülebileceğiniz türden filmler. Bunlara ek olarak saymamız gereken bir de Woody Allen etkisi mevcut elbette. 80’lerde ya da daha öncesinde geçen her New York filmini izleyebilirim çünkü bu şehre dair bir şeyler izlemeye bayılıyorum. New York filmlerinde, şehrin bir köşesinin o vakitlerde nasıl göründüğünü izlemek bile beni heyecanlandırmaya yetiyor. Üstüne film de iyiyse itirazım olmaz tabii!

‘While We’re Young’ Y kuşağıyla hafiften dalgasını geçiyor. Ama dalga geçerken hoyrat değil kesinlikle, bunu tatlı tatlı yapıyor. Oysa ‘Greenberg’de Y kuşağı mensubu birkaç tipe yöneltilen şöyle bir replik hatırlıyorum: “Tüylerimi diken diken ediyorsunuz”. Y kuşağında senin ilgini böylesine çeken ne?
(Gülüyor) Bunun Y kuşağıyla ilgili bir durum olduğunu düşünmüyorum aslına bakarsan. Benim için bunun gibi nesiller arası çatışmalar, geçmişe ve geleceğe bakmanın dramatik temsiliyle alakalı bir şey.Senden daha genç insanlardan ilham alırken bir yandan da kendi yaşının getirdikleriyle hesaplaşmak ve bunları kabullenmek…

‘While We’re Young’da Ben Stiller’ın canlandırdığı karakteri düşünürsek, X kuşağından da lafını esirgemediğini görebiliyoruz.
Ben’in karakteri kendini tahlil etme konusunda öylesine saplantılı ki, bu onu hiçbir şey yapamaz hale getiriyor adeta. Benim yazdığım pek çok karakterde benzer bir ‘kişisel farkındalık’ durumu vardır, öyle ya da böyle.

Yaşlanma olgusu üzerine çok düşünür müsün?
Aklımın bir köşesinde olduğu kesin. Ama şu anki yaşımda (45) olmaktan da gayet memnunum. Hep kendimi geliştirmek istediğim bazı konular açısından düşünürsek orta yaşın bana hayli iyi geldiğini söyleyebilirim. Yaratıcılık anlamında kendimi çok iyi hissediyorum. Heyecanlı ve motiveyim. Pek çok açıdan Jamie (filmde Adam Driver’ın canlandırdığı karakter) gibiyim. Her şeyi başarabilecekmiş gibi hissediyorum, hiçbir şey gözümde büyümüyor. Ben bunu orta yaş döneminde yaşadım ama benzer hisler başkalarına 20’lerinde geliyor.

Eleştirmenler ‘While We’re Young’ı senin Woody Allen filmin olarak anıyorlar.
İnanmayacaksınız ama hiç mi hiç eleştiri okumuyorum. Woody Allen filmi derken iyi bir şey mi demek istiyorlar? ‘Frances Ha’nın da Woody Allen tarzı olduğunu düşünen epey insan vardı. Kariyerim boyunca benzer yorumları hep işittim. Bunları hep birer iltifat olarak alıyorum çünkü Brooklyn’deki Midwood Lisesi’nde okurken Woody Allen beni etkileyen yegâne popüler kültür ikonuydu.

Sinema yazılarını okumama meselesine dönmek zorundayım, üzgünüm. Bir sinema eleştirmeninin (The Village Voice yazarı Georgia Brown) oğlu olarak, filmlere dair yazılıp çizilenleri okumadığını mı söylüyorsun yani sahiden?
İnternet çağındayız, bir şeyler okurken oradan oraya sıçramamak, bir yazıya niyet edip kendini bambaşka sayfalarda bulmamak zor elbette. Ama kendimi ne zaman durdurmam gerektiğini iyi biliyorum!

Twitter’da da yoksun.
Bir başlasam, tek tweet atıp kariyerime son noktayı koyardım herhalde. Bu tip kolay tüketilen mecralara kendimi vermek benim için çok güç. Nasıl kullanıldığını öğrenmek saatlerimi alıyor, sonra da hevesim kaçıveriyor, uğraştığıma değmiyor. Tabii acil durumlarda haber alma anlamında çok faydalı oluyor Twitter. Geçenlerde yaşadığımız fırtınada her yer zifiri karanlıkken Greta (Gerwig) Twitter’a girip gündemi takip edebiliyordu.

Greta’yla ilişkinizde profesyonel işlerle gönül işlerini nasıl dengeliyorsun? Yönetmen kimliğini ilişkinin dışında tutmaya çalışıyor musun?
Olaya pek de öyle bakmıyorum. Onunla birlikte film çekmeye bayılıyorum ve buna devam etmek konusunda hiçbir sıkıntımız yok. Benim olduğu kadar onun da filmleri bunlar.

 

Yorumlar

0 comments