News

Her sinemaseverin görmesi gereken 100 yer

Harry Potter’ın peronundan Rocky’nin merdivenlerine: Film tutkunları için mutlaka ziyaret edilmesi gereken adresler listesini derledik.

Yazan
Burak Becan
Time Out - Head of Content
Hobbiton
Hobbiton | Hobbiton
Reklâm

En son ne zaman gerçekten heyecan verici bir yere gittiniz? Uzun süre evde geçirilen günlerin ardından, filmler bizi uzak, egzotik coğrafyalara götüren birer pasaporta dönüştü. İşte tam da bu kaçış hissinden yola çıkarak, dünya genelinde her sinemasevere, sinefile ve pop kültürü meraklısına hitap eden 100 noktayı bir araya getirdik.

Listede efsanevi film mekânlarından stüdyo turlarına, sinema müzelerinden “Meg Ryan ne yiyorsa onu söylemeliyim” dedirten şarküterilere kadar her şey var. Üç farklı ikonik merdiven, bir-iki hapishane, birkaç tekne ve en az bir tren kazası da cabası. Eğer bunlar DVD koleksiyonunuzu heyecanlandırmaya yetmezse, Ferris’in okul kırdığı liseyi ve Breakfast Club’ın ceza çektiği okulu da bulabilirsiniz. Üstelik odanızdan “007” tuşlayarak servis çağırabileceğiniz bir sinema otelinde konaklama şansınız da var. Keyifli keşifler. 

Cape Town’dan Amsterdam’a: İşte dünyanın en güzel 100 sinema mekanı.

1. Platform 9¾, Londra

Harry Potter’ın Hogwarts’a gitmek için King’s Cross İstasyonu’nda duvardan geçip 9¾ numaralı perona ulaştığını hatırlarsınız. İnsanların gerçekten denemeye kalkışmasını engellemek için olsa gerek, istasyonda bunun sihirli bir fotoğraf versiyonu yapılmış: 8 ve 9 numaralı gerçek peronların arasında duvara gömülü bir bagaj arabası, sanki Hogsmeade’e gidiyormuşsunuz gibi bir illüzyon yaratıyor.

2. Eastern State Penitentiary, Philadelphia

Philadelphia’nın merkezindeki bu eski hapishane-müze, çoğu ziyaretçinin Al Capone’un yedi ay geçirdiği şaşırtıcı derecede düzenli hücresini görmek için uğradığı bir yer. Ancak 12 Maymun hayranlarının bildiği gibi, burası aynı zamanda Bruce Willis ve Brad Pitt’in bulunduğu akıl hastanesine de ev sahipliği yaptı.

3. The Stanley Hotel, Colorado

Rocky Dağları’nda yer alan Stanley Hotel’de insanların konaklamayı gerçekten tercih etmesi biraz şaşırtıcı. Manzarası ve doğası büyüleyici olabilir ama The Shining’i izlediyseniz… malum. Stephen King’in kısa bir konaklama sırasında ilham aldığı bu otel, zamanla filmin hayranları için bir cazibe merkezine dönüştü.

4. St Abbs, İskoçya

Marvel evreninde “New Asgard” olarak gördüğümüz bu küçük sahil kasabası aslında İskoçya’daki St Abbs. Avengers: Endgame için Norveç’in Tønsberg kasabasına dönüştürülen bu yer, Thor’un inzivaya çekildiği adres.

5. Alien Museum, Barselona

Alien hayranlığını bir üst seviyeye taşıyan Luis Escribano, Barselona’daki evinin yakınında adeta kendi müzesini kurmuş. 70 metrekarelik bu etkileyici alan, Nostromo’nun koridorlarından Aliens setlerine kadar birçok detayı yeniden yaratıyor.

6. The Hollywood Museum, Los Angeles

Hollywood’un eski ihtişamını yaşattığını iddia eden pek çok yer var ama bunu gerçekten yaratan tek bir isim var: Max Factor. Bu müze, sinema makyajının doğuşuna tanıklık etmenizi sağlıyor.

7. Maine North High School, Illinois

Bir zamanların lisesi, bugün bir polis merkezi. Ancak sinema tarihindeki yeri oldukça sağlam: The Breakfast Club ve Ferris Bueller’s Day Off burada çekildi.

John Hughes’un filmlerindeki Shermer Lisesi işte burası. Bugün spor sahaları konut alanına dönüştürülmüş olsa da, film meraklıları hâlâ buraya akın ediyor.

8. Hobbiton, Yeni Zelanda

Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmleri için kurulan Hobbiton seti, bugün turistik bir cazibe merkezi. 500 hektarlık bir çiftlikte yer alan bu minik köy, film setinden kalıcı bir deneyim alanına dönüşmüş durumda.

Bag End, Party Tree ve Bagshot Row gibi ikonik noktalar birebir korunuyor.

ABD’de bir hayran kendi Hobbit evini yaptırmış.

9. Ice Q, Avusturya

Alpler’de 3.048 metre yükseklikte yer alan bu restoran-bar, tam bir Bond villanı mekânı gibi. Spectre filminde kullanılan mekân, bugün aynı zamanda bir James Bond sergisine ev sahipliği yapıyor.

Buzul zemini hareket ettiği için binanın temelleri de hareketli.

10. Forrest Gump bankı, Georgia

Savannah’daki Chippewa Meydanı, Forrest Gump ile özdeşleşmiş durumda. Filmde Tom Hanks’in oturduğu bank aslında müzede sergileniyor, ancak meydanda benzer bir bank bulunuyor.

Çekimlerde birden fazla bank kullanıldı, sadece biri müzeye kondu.

11. Museum of the Moving Image, New York

Manhattan tüm ilgiyi topluyor olabilir ama East River’ın hemen karşısındaki Queens, keşfedilmeyi fazlasıyla hak eden müzelere ev sahipliği yapıyor. Bunlardan biri de 1920’de kurulan Kaufman Astoria Stüdyoları kompleksinde yer alan Museum of the Moving Image. Burası aynı zamanda Sesame Street’in çekildiği yer.

Marx Brothers’ın ilk iki filmi The Cocoanuts (1929) ve Animal Crackers (1930) burada çekildi.

12. Ghostbusters İtfaiye Binası, New York

Ghostbusters’ın en inanılması güç detaylarından biri, bir grup bilim insanının Manhattan’ın göbeğinde boş bir itfaiye binası satın alabilmesi olabilir. Ama konumuz bu değil.

Hook & Ladder Company 8 olarak bilinen ve hâlâ aktif olan bu bina, 1984 yapımı filmdeki rolüyle efsaneleşmiş durumda. 2018’de tamamlanan kapsamlı restorasyon sayesinde hâlâ ilk günkü gibi görünüyor. Varick Street’e sanki doğrudan bir film setinden ışınlanmış hissi veriyor.

Mekân o kadar ünlü ki kendi Playmobil seti bile var.

13. Royal Theater, Teksas

The Last Picture Show’daki o “son gösterim” aslında son olmamış. Filmde kapanan bu Teksas sineması, bugün yeniden hayat bulmuş durumda.

Archer City’de yer alan sinema, bir yangın sonrası harabeye dönmüştü. Ancak yerel girişimci Abby Abernathy’nin öncülüğünde yapılan restorasyonla tekrar aktif hâle geldi. Günümüzde daha çok tiyatro ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor; arada film gösterimleri de düzenleniyor – tabii o efsane siyah-beyaz film de dahil.

Teksas Film Komisyonu’nun hazırladığı film haritasında bu sinemayı da bulabilirsiniz.

14. Ramoji Film City, Haydarabad

Dünyanın en büyük film stüdyosu: Ramoji Film City. Ölçeğini anlamak için rakamlar yeterli: 1.600 dönümlük alan, 47 ses sahnesi, yılda yüzlerce film prodüksiyonu, altı otel ve sayısız set.

Hint sinemasının Hollywood’u olma hedefiyle kurulan bu dev kompleks, aslında tüm Hollywood stüdyolarının birleşimi gibi. Baahubali serisi de burada çekildi.

Bollywood’un kalbine gitmek isterseniz rotanızı Mumbai Filmcity’ye çevirin.

15. Eye Filmmuseum, Amsterdam

Dışarıdan bakınca sanki bir bilimkurgu filminden fırlamış gibi: Eye Filmmuseum, Amsterdam’ın en çarpıcı yapılarından biri. İçerisi de en az dışı kadar etkileyici.

Dört sinema salonu, film afişleri galerisi ve nadir ekipmanlardan oluşan geniş bir koleksiyon sizi bekliyor. Mutoscope’tan Kinamo kameraya kadar 1.500’den fazla parça sergileniyor. Aynı zamanda çocuklara yönelik eğlenceli anlatımlar da mevcut.

Amsterdam-Noord’da yer alıyor ve Centraal Station’dan ücretsiz feribotla ulaşılabiliyor.

16. Museum of Modern Art (MoMA), New York

MoMA denince akla resim ve heykel koleksiyonu gelse de, burası aynı zamanda sinemaseverler için de önemli bir durak. 1935’te kurulan film arşivi, 30.000 film ve 1,5 milyon kare fotoğraf içeriyor.

New Directors/New Films festivali gibi köklü etkinliklerden nadir film gösterimlerine kadar yıl boyunca yoğun bir program var. Ayrıca çevrim içi sinema seçkisiyle küratörlerin seçtiği filmleri dijital olarak da izleyebilirsiniz.

Arşivde Edison ve Biograph şirketlerine ait orijinal negatifler bulunuyor.

17. Petersen Automotive Museum, Los Angeles

Film arabaları seviyorsanız burası tam size göre. Back to the Future’dan DeLorean’ın en detaylı versiyonu – flux capacitor dahil – burada sergileniyor.

Koleksiyon sadece ikonik araçlarla sınırlı değil: Little Miss Sunshine’ın sarı minibüsü, Breaking Bad’den Pontiac Aztec gibi sürpriz seçimler de var. Ayrıca çekim arkası araçlar da sergileniyor.

18. Mad Max 2 Müzesi, New South Wales

Bir devam filmine adanmış dünyadaki tek müze olabilir. Mad Max 2 tutkunu Adrian Bennett’ın projesi olan bu müze, Avustralya’nın Broken Hill kasabasında yer alıyor.

19. The Making of Harry Potter, Londra

14 milyon ziyaretçiyi Watford’a çeken bu stüdyo turu, Harry Potter hayranları için adeta kutsal bir alan. Ucuz değil ama yaklaşık üç buçuk saatlik detaylı tur, her kuruşuna değiyor.

Hogwarts Büyük Salonu, Yasak Orman, Diagon Yolu ve Platform 9¾ gibi mekânlar birebir yeniden yaratılmış. Kostümler, yaratıklar ve hatta butterbeer da deneyimin parçası.

20. BFI Southbank, Londra

British Film Institute’un kalbi sayılan BFI Southbank, yenilenen teknolojisiyle Londra’nın en iyi sinema deneyimlerinden birini sunuyor. NFT1 salonu, kırmızı perdesi ve 450 kişilik kapasitesiyle özel bir atmosfer yaratıyor.

Program oldukça geniş: siyah Britanyalı sinemacılardan komedi ustalarına kadar uzanan seçkiler var. Ayrıca iki canlı bar, kitap ve DVD dükkânı ve film araştırmaları için kapsamlı bir kütüphane de mevcut.

21. Highclere Castle, İngiltere

Eğer gerçekten “Downtonia” diye bir yer varsa (selamlar Tatler), başkenti kesinlikle burası olurdu. Hampshire’daki bu görkemli malikâne, Downton Abbey’de Grantham ailesinin evi olarak hafızalara kazındı. Dikkatli izleyiciler için küçük bir bonus: Burası aynı zamanda Jeeves and Wooster dizisinde Totleigh Towers olarak da karşımıza çıkıyor.

Gerçek hayatta ise kalede Carnarvon Kontu ve Kontesi yaşıyor. Dizi ekibini altı sezon boyunca ağırlayan yapı, hem iç mekânları hem de yaklaşık 1.000 dönümlük arazisiyle çekimlere ev sahipliği yaptı. Üstelik bu hikâye sinemada da devam ediyor.

22. Atlas Studios, Fas

Fas’ın Atlas Dağları’nda yer alan bu devasa açık hava stüdyosu için şöyle bir benzetme yapılabilir: Çekimler bitince seti toplayıp gitmeyen film ekiplerinin bıraktıklarıyla dolu bir sinema oyun alanı.

Ve bu durum, sinemaseverler için harika bir haber. Yaklaşık 5 dolarlık rehberli turlarda sizi bekleyenler arasında Gladiator’dan savaş arabaları, Black Hawk Down’dan cipler, The Jewel in the Nile’dan bir savaş uçağı ve Babel’da Brad Pitt’in oturduğu otobüs var.

23. Katz’s Delicatessen, New York

Lüks rezidans kuleleri arasında yavaş yavaş sıkışıyor olabilir ama (teşekkürler Nora Ephron) Lower East Side’ın efsanevi sandviç durağı Katz’s hâlâ Houston Street’te dimdik ayakta.

Gökyüzüne uzanan pastramileri ve duvarları kaplayan tabelalarıyla ünlü bu deli, asıl şöhretini When Harry Met Sally… filmindeki o sahneye borçlu: Meg Ryan’ın, Billy Crystal ve mekândaki herkesin önünde “ikna edici performansı.” Ve tabii o unutulmaz replik: “Ben de ondan alacağım.”

24. Monuriki, Fiji

Yolunuz bir gün Fiji’ye düşerse, bu ıssız ada mutlaka listenizde olsun. Yaklaşık bir kilometre uzunluğundaki Monuriki, Cast Away’in o unutulmaz “tek başına hayatta kalma” hikâyesinin geçtiği yer.

25. Union Station, Chicago

ABD’nin demiryolu ağının kalbinde yer alan Union Station, sadece ulaşım merkezi değil, aynı zamanda sinema tarihinin de önemli bir sahnesi.

Bu sahne, Battleship Potemkin’deki Odessa Merdivenleri’ne bir saygı duruşu; sonrasında Naked Gun tarafından da ti’ye alındı.

26. Wadi Rum, Ürdün

“Dünyada gördüğüm hiçbir yere benzemiyor.” Bunu söyleyen kişi Ridley Scott—yani görmüş geçirmiş biri.

Ürdün’deki bu büyüleyici vadi, The Martian, Prometheus ve All the Money in the World gibi filmlere ev sahipliği yaptı. Ama sinemaseverlerin buraya akın etmesi, aslında Lawrence of Arabia ile başladı.

27. Rocky Steps, Philadelphia

Rocky gibi hissetmek mi istiyorsunuz? Üç seçenek var: et dövün, koşuya çıkın ya da Philadelphia Museum of Art’ın 72 basamaklı merdivenlerini koşarak çıkın.

“Rocky Steps” olarak bilinen bu merdivenler, Rocky ve Rocky II’nin en ikonik sahnelerinden birine ev sahipliği yaptı. Tepede sizi Rocky’nin zafer pozu bekliyor—tabii nefesiniz kalırsa.

28. Deutsche Kinemathek, Berlin

Berlin’in Potsdamer Platz bölgesinde, dev IMAX salonunun hemen yanında yer alan bu müze, sinema tarihine daha “içeriden” bir bakış sunuyor.

Deutsche Kinemathek’in sergisi, Alman sinemasının bir asırlık yolculuğunu anlatıyor: Weimar dönemi sessiz filmlerden Nazi propaganda sinemasına, oradan da modern döneme uzanan kapsamlı bir hikâye.

29. Hobbiton, Yeni Zelanda

Orta Dünya’ya kısa bir kaçamak yapmak istiyorsanız, rotayı Yeni Zelanda’ya çevirin. The Lord of the Rings ve The Hobbit üçlemeleri için kurulan Hobbiton seti, bugün başlı başına bir turistik cazibe merkezi.

Yeşilin her tonuna boyanmış tepeler, yuvarlak kapılı hobbit evleri ve tabii ki The Shire’ın o masalsı atmosferi… Set, çekimler bittikten sonra sökülmek yerine kalıcı hâle getirildi ve detaylarıyla birlikte korunuyor.

30. Griffith Observatory, Los Angeles

Los Angeles manzarasının en ikonik noktalarından biri olan Griffith Observatory, sinema tarihinde de sayısız kez başrolde.

Rebel Without a Cause ile ölümsüzleşen yapı, daha sonra La La Land, Terminator ve Transformers gibi yapımlarda da karşımıza çıktı. Özellikle gün batımında, şehir ışıkları yavaş yavaş yanarken buradaki atmosfer başka bir seviyeye çıkıyor.

31. Times Square, New York

Belki de dünyanın en tanınan kavşaklarından biri. Times Square, sadece New York’un değil, sinemanın da en sık kullanılan fonlarından biri.

Taxi Driver, Vanilla Sky, Spider-Man… Liste uzayıp gidiyor. Neon ışıkları, dev ekranları ve hiç bitmeyen kalabalığıyla burası zaten başlı başına bir sahne gibi.

32. Café des Deux Moulins, Paris

Montmartre’ın kalbinde yer alan bu küçük kafe, Amélie sayesinde dünya çapında bir üne kavuştu.

Audrey Tautou’nun canlandırdığı Amélie’nin çalıştığı yer olarak bildiğimiz mekân, filmden sonra neredeyse bir hac noktasına dönüştü. İçeride hâlâ filmden izler bulmak mümkün; hatta özel bir Amélie köşesi bile var.

33. Nakatomi Plaza (Fox Plaza), Los Angeles

Die Hard hayranları için burası kutsal toprak sayılır. Filmde Nakatomi Plaza olarak bildiğimiz gökdelenin gerçek adı Fox Plaza.

Bruce Willis’in teröristlerle köşe kapmaca oynadığı bu bina, aslında 20th Century Fox’un genel merkezlerinden biri. Yani evet, film kendi “evinde” çekilmiş sayılır.

34. Dubrovnik Eski Şehir, Hırvatistan

Game of Thrones izleyenler için burası direkt King’s Landing. Dubrovnik’in tarihi surları ve dar sokakları, dizinin en önemli sahnelerine ev sahipliği yaptı.

Cersei’nin “walk of shame” sahnesinden Red Keep’in dış mekânlarına kadar pek çok an burada çekildi. Bugün şehirde düzenlenen tematik turlar sayesinde bu sahneleri birebir gezmek mümkün.

35. Platform 9¾, Londra

King’s Cross İstasyonu’nda yer alan bu “yarı gerçek” platform, Harry Potter evreninin en sevilen detaylarından biri. Duvarın içine doğru kaybolan bagaj arabasıyla fotoğraf çektirmek artık Londra ziyaretlerinin olmazsa olmazı.

Hemen yanında yer alan Harry Potter mağazası da deneyimin bir parçası. Gryffindor atkınızı takıp Hogwarts Ekspresi’ne binemeseniz de, atmosfer fazlasıyla ikna edici.

36. Alnwick Castle, İngiltere

Harry Potter demişken devam: Hogwarts’ın dış çekimlerinde kullanılan kalelerden biri de Alnwick Castle.

Özellikle ilk filmdeki uçuş dersleri sahnesi burada çekildi. Bugün kalede düzenlenen etkinliklerde siz de süpürgeye atlayıp “uçuş dersi” deneyimi yaşayabiliyorsunuz.

37. Skellig Michael, İrlanda

Atlantik Okyanusu’nun ortasında, dramatik kayalıkların üzerine kurulu bu manastır adası, son yıllarda Star Wars sayesinde yeniden gündeme geldi.

The Force Awakens ve The Last Jedi filmlerinde Luke Skywalker’ın inzivaya çekildiği yer olarak gördüğümüz Skellig Michael, aslında UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor.

38. Warner Bros. Ranch, Kaliforniya

Hollywood’un biraz daha “arka bahçesi” diyebileceğimiz bu alan, sayısız film ve dizinin çekildiği çok yönlü bir set.

Friends’ten Gilmore Girls’e kadar pek çok yapımın dış mekânları burada kuruldu. Aynı sokak farklı yapımlarda bambaşka şehirlere dönüşebiliyor.

39. Vasquez Rocks, Kaliforniya

Sivri kaya oluşumlarıyla dikkat çeken bu doğal alan, özellikle bilimkurgu yapımlarının vazgeçilmezlerinden biri.

Star Trek’ten Westworld’e kadar sayısız yapımda karşımıza çıkan Vasquez Rocks, “başka bir gezegen” hissini minimum prodüksiyonla verebilen nadir yerlerden.

40. Cinecittà Studios, Roma

“Avrupa’nın Hollywood’u” olarak anılan Cinecittà, Fellini’den Scorsese’ye uzanan bir sinema tarihine sahip.

Roma’da yer alan bu dev stüdyo kompleksi, La Dolce Vita, Ben-Hur ve Gangs of New York gibi filmlere ev sahipliği yaptı.

41. Petra, Ürdün

Kızıl kayaların arasına gizlenmiş antik şehir Petra, Indiana Jones and the Last Crusade ile popüler kültürde ikinci hayatını yaşadı.

Özellikle Al-Khazneh (Hazine) olarak bilinen yapı, filmde Kutsal Kâse’nin saklandığı yer olarak karşımıza çıkıyor. Dar bir kanyonun içinden yürüyerek bu anıtsal yapıya ulaşmak, başlı başına sinematik bir deneyim.

42. Salzburg, Avusturya

The Sound of Music denince akla gelen o kartpostal gibi manzaraların büyük kısmı Salzburg’da çekildi.

Maria’nın tepelerde şarkı söylediği sahnelerden Mirabell Bahçeleri’ndeki dans sekansına kadar birçok ikonik an burada hayat buldu. Bugün şehirde düzenlenen tematik turlar, filmi adım adım takip etme imkânı sunuyor.

43. Christ Church College, Oxford

Hogwarts’ın Büyük Salonu’na ilham veren mekânlardan biri de Oxford’daki Christ Church College.

Yüksek tavanları, uzun masaları ve gotik detaylarıyla burası, Harry Potter evreninin ruhunu birebir yansıtıyor. Merdiven sahneleri de burada çekildi.

44. Trolltunga, Norveç

Uçurumdan dışarı doğru uzanan bu dramatik kaya çıkıntısı, doğrudan belirli bir filmle özdeşleşmese de son yıllarda sayısız prodüksiyon ve reklamda kullanıldı.

“Dünyanın kenarında duruyormuş” hissi veren Trolltunga, sinematik manzara arayan herkes için biçilmiş kaftan. Tabii oraya ulaşmak ciddi bir yürüyüş gerektiriyor.

45. Grand Central Terminal, New York

New York’un bir diğer ikonik noktası: Grand Central Terminal. Ama burası sadece bir tren istasyonu değil, aynı zamanda bir film seti klasiği.

Madagascar, The Avengers, John Wick… Liste uzayıp gidiyor. Özellikle ana salonun yüksek tavanı ve yıldız haritası detayları, sahnelere epik bir hava katıyor.

46. Neuschwanstein Şatosu, Almanya

Masallardan fırlamış gibi görünen bu şato, sadece Disney kalelerine ilham vermekle kalmadı; aynı zamanda birçok film ve yapımda referans noktası oldu.

Bavyera Alpleri’nin eteklerinde yer alan Neuschwanstein, özellikle kış aylarında karla kaplandığında tam anlamıyla gerçeküstü bir görüntü sunuyor.

47. Maya Bay, Tayland

Leonardo DiCaprio’nun başrolünde olduğu The Beach ile dünya çapında ün kazanan Maya Bay, uzun süre aşırı turizm baskısıyla mücadele etti.

Bembeyaz kumsalı ve turkuaz sularıyla neredeyse gerçek dışı görünen bu koy, bir dönem ziyaretçilere kapatılarak doğanın kendini yenilemesine izin verildi.

48. Wadi Rum, Ürdün

“Dünya dışı” manzara denince akla gelen ilk yerlerden biri: Wadi Rum. Bu çöl, The Martian, Dune ve Lawrence of Arabia gibi yapımlarda farklı gezegenlere dönüştü.

Kızıl kumlar, dev kaya oluşumları ve sonsuzluk hissi… Sinema için adeta doğal bir stüdyo.

49. Dubrovnik, Hırvatistan

Adriyatik kıyısındaki bu tarihi şehir, Game of Thrones ile birlikte adeta yeniden keşfedildi. Dizide King’s Landing olarak gördüğümüz Dubrovnik, surları, dar sokakları ve taş mimarisiyle başlı başına bir açık hava seti gibi.

Özellikle şehir surlarında yürüyüş yaparken, sahneler gözünüzün önünde canlanıyor. Turistik yoğunluk yüksek ama atmosfer hâlâ güçlü.

50. Matamata, Yeni Zelanda

Burası teknik olarak küçük bir kasaba. Ama aynı zamanda Orta Dünya’nın kalbi: Hobbiton.

The Lord of the Rings ve The Hobbit serileri için kurulan set, bugün hâlâ korunuyor ve ziyaret edilebiliyor. Yeşil tepelerin içine yerleşmiş hobbit evleri, filmden çıkmış gibi değil—zaten direkt filmden.

Bilgi notu: Set kalıcı hale getirildi ve turistik olarak işletiliyor.

51. The Palace Hotel, New South Wales

Avustralyalıların kahveye düşkün olduğu malum—ama bu tutku sadece Melbourne’ün hip mahalleleriyle sınırlı değil. New South Wales’in batısındaki madenci kasabası Broken Hill’de, daha 1889 yılında, üstelik alkol karşıtı bir hareketin girişimiyle bir “coffee palace” kurulmuş.

52. Empire State Building, New York

Empire State Building zaten başlı başına bir ikon. “Dünyanın Sekizinci Harikası” denecek kadar iddialı bir yapı için sinema geçmişine yaslanmaya pek gerek yok aslında.

Ama o geçmiş de az değil: Deborah Kerr’den Cary Grant’e, hatta King Kong’a kadar sayısız karakter bu binaya tırmandı. Haliyle içeride bu mirası hatırlatan detaylar görmek şaşırtıcı değil.

İkinci kattaki sergide, duvardan çıkan devasa Kong elleriyle karşılaşabilir, 72 ekranlı interaktif alanda binanın sinema ve pop kültüründeki anlarına göz atabilirsiniz.

53. The Cathay, Singapur

Singapur’un Bras Basah Bugis bölgesinde yer alan The Cathay, art deco cephesiyle uzaktan bile kendini belli ediyor.

16 katlı bu yapı sadece bir sinema kompleksi değil; aynı zamanda sinema tarihine adanmış küçük ama etkileyici bir müzeye de ev sahipliği yapıyor. The Cathay Gallery’de 1930’lara uzanan film afişleri, projektörler, kameralar ve nostaljik koltuklar arasında dolaşmak mümkün.

54. Bodega, Kaliforniya

Alfred Hitchcock’un gerçek mekânları kullanma konusundaki ustalığı malum. İşte o mekânlardan biri de Kaliforniya kıyısındaki küçük yerleşim Bodega.

The Birds ile sinema tarihine geçen bu kasaba, aslında oldukça sakin bir yer. Filmdeki bazı sahnelerin çekildiği Bodega Bay ile birlikte anılsa da, özellikle eski Potter School binası hâlâ ayakta.

Filmde Tippi Hedren’ın çocuklarla birlikte kaçtığı o sahne burada çekildi. Bugün ise okul değil, özel bir konut.

55. Bavaria Studios, Münih

1919’da kurulan Bavaria Studios, Almanya’nın en köklü film stüdyolarından biri.

Das Boot ve The NeverEnding Story gibi yapımlar burada çekildi. Hitchcock’tan Kubrick’e uzanan geniş bir sinema tarihine sahip olan stüdyo, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde yeniden yükselişe geçti.

Bugün ziyaretçiler, The NeverEnding Story’deki Falcor’un üzerine binebilir ya da Das Boot’un dar denizaltı setini gezebilir.

56. Powell & Pressburger Blue Plaque, Londra

İngiliz sinemasının en güçlü ortaklıklarından biri: Michael Powell ve Emeric Pressburger.

The Red Shoes ve Black Narcissus gibi klasiklerin arkasındaki bu ikili, 1940’larda Londra’daki mütevazı bir ofiste çalışıyordu. Bugün o bina, English Heritage tarafından yerleştirilen mavi plakayla işaretlenmiş durumda.

57. Francis Ford Coppola Winery, Kaliforniya

Şarap mı ana iş, yoksa sinema mı? Francis Ford Coppola söz konusuysa cevap: ikisi de.

Coppola, The Godfather’dan kazandığı parayla 1975’te ilk bağını satın aldığından beri şarap işine ciddi şekilde yatırım yapıyor. Napa’daki Inglenook en prestijli noktası olabilir ama ziyaret için en keyifli yer Sonoma’daki Francis Ford Coppola Winery.

58. The Bradbury Building, Los Angeles

1893 tarihli bu etkileyici yapı, demir işçiliği ve ışık dolu avlusuyla Los Angeles’ın en ikonik iç mekânlarından biri.

Klasik noir filmlerden (Double Indemnity) modern romantiklere kadar pek çok yapımda yer aldı. Ama en unutulmaz rolü, Blade Runner’daki karanlık ve tekinsiz atmosferiyle geldi.

59. Filmmuseum Düsseldorf, Almanya

Almanya’da neredeyse her şehirde bir sinema müzesi var desek abartmış olmayız. Düsseldorf’taki Filmmuseum da bu geleneğin güçlü örneklerinden biri.

60. Sony Pictures Studios, Los Angeles

Burası bir zamanlar MGM stüdyolarının kalbiydi—yani The Wizard of Oz’un çekildiği yer.

Bugün Sony Pictures Studios olarak hizmet veren alan, eskiye göre daha küçük ama bu da aslında avantaj: yürüyerek keşfetmesi çok daha keyifli.

61. VideOdyssey, Liverpool

“Kontrolsüz bir nostalji tsunamisi.” Mekânın sahibi Andy Johnson kendi dükkânını böyle tarif ediyor—abarttığını da söylemek zor.

VideOdyssey, VHS kasetler, atari makineleri ve film hatıralarıyla dolu tam bir hazine. Özellikle müdavim kitlesinin büyük kısmını oluşturan 20’li yaşlardakiler için burası biraz arkeolojik keşif gibi: daha önce hiç deneyimlemedikleri bir dünyanın kalıntılarıyla karşılaşıyorlar.

62. Museo Chicote, Madrid

Madrid’de kokteyl denince akla ilk gelen yerlerden biri: Museo Chicote.

1930’lardan beri açık olan bu bar, sadece içkileriyle değil, müdavimleriyle de efsane. Ernest Hemingway’den Ava Gardner’a, Grace Kelly’den Sophia Loren’e kadar uzanan bir liste düşünün.

63. Devils Tower National Monument, Wyoming

Bazı yerler vardır, “ikonik” kelimesi yetmez. Devils Tower da onlardan biri.

Steven Spielberg’in Close Encounters of the Third Kind filmiyle ünlenen bu dev kaya oluşumu, 400 metreyi aşan yüksekliğiyle gerçekten başka bir gezegene aitmiş hissi veriyor.

64. Randy’s Donuts, Los Angeles

Daha önce burada donut yememiş olsanız bile, büyük ihtimalle bu yeri tanıyorsunuz.

Çatısındaki dev donut heykeliyle Randy’s Donuts, Los Angeles’ın en “fotojenik” duraklarından biri. Iron Man 2’de Tony Stark’ı dev donut’un içinde gördüğümüz sahne özellikle akılda.

65. Villa del Balbianello, İtalya

Eğer romantik bir Star Wars sahnesinin içine girmek istiyorsanız, doğru yer burası.

Lake Como kıyısındaki bu eski manastır, Attack of the Clones’ta Padmé Amidala’nın göl kenarındaki evi olarak kullanıldı. Tabii biraz dijital dokunuşla “Naboo havası” verilmiş haliyle.

66. HMS Surprise, San Diego

Master and Commander hayranlarının (evet, sandığınızdan daha fazlayız) en büyük hayallerinden biri bu geminin daha fazla filmde boy göstermesiydi.

67. Hotel Sidi Driss, Tunus

Lüks beklentisini kapıda bırakın ama Star Wars hissini sonuna kadar yaşayın.

68. Hengdian World Studios, Çin

“Chinawood” boşuna denmiyor.

Zhejiang eyaletindeki bu devasa açık hava stüdyosu, Çin tarihinin 5 bin yılını kapsayan setlere ev sahipliği yapıyor. Yasak Şehir’in birebir ölçekli kopyası mı dersiniz, saray entrikaları için kurulmuş dev dekorlar mı…

69. Westwood Village Memorial Park, Los Angeles

Los Angeles mezarlıkları bile yıldızlarla dolu. Ama burası biraz daha “sakin” olanlardan.

Westwood Village Memorial Park, gösterişsiz ama ağır bir sinema tarihine sahip. Billy Wilder’ın mezarı burada—ve taşında yazan cümle tam ona yakışır: “Ben bir yazarım ama kimse mükemmel değil.”

70. Manhattan Bridge View, New York

Brooklyn’de Washington ve Water Street’in kesişimine gelin. Kafayı kaldırın. İşte o kare.

Manhattan Bridge’in bu açıdan görünümü, özellikle Instagram çağında efsaneleşmiş durumda. Ama aslında bu kadrajın asıl sahibi Sergio Leone.

71. Weta Workshop, Yeni Zelanda

Saruman’ın Isengard’ı varsa, Peter Jackson’ın da Weta Workshop’u var.

Wellington’daki bu efsanevi stüdyo; The Lord of the Rings ve The Hobbit üçlemelerinin kalbi. Ama sadece onlarla sınırlı değil—sinema dünyasının en büyük “evren kurma” merkezlerinden biri.

72. HR Giger Bar, İsviçre

Eğer Alien’ın içindeymiş gibi bir içki deneyimi yaşamak istiyorsanız, burası tam olarak o yer.

İsviçre’nin Gruyères kasabasındaki HR Giger Bar, sanatçının kendi tasarımı. Mekânın içi adeta yaşayan bir organizma gibi: omurga şeklinde kemerler, kaburga benzeri yapılar ve ürkütücü detaylarla dolu.

73. Judy Garland Museum, Minnesota

Burası sadece bir müze değil—bir tür hac noktası.

Judy Garland’ın (doğum adıyla Frances Ethel Gumm) çocukluğunu geçirdiği evde kurulan bu müze, The Wizard of Oz hayranları kadar Garland’ın hayatına ilgi duyanlar için de çok özel bir yer.

74. Hollywood Sign, Los Angeles

Los Angeles denince akla gelen ilk görüntülerden biri. Ama sandığınız kadar kolay ulaşılmıyor.

Haritalar sizi genelde Griffith Observatory’ye yönlendirir—ama en iyi açılardan biri Lake Hollywood Park. Daha yakına gitmek isteyenler için Deronda Drive üzerinden yürüyüş rotaları da var.

75. Pathé Tuschinski, Amsterdam

Dünyanın en güzel sinemalarından biri—abartı değil.

Pathé Tuschinski’nin hikâyesi de en az kendisi kadar etkileyici: Avrupa’yı dolaşıp hayalindeki sinema sarayını kuran Polonyalı bir terziyle başlıyor.

76. Museum of Pop Culture (MoPOP), Seattle

Luke Skywalker’ın kopmuş eli, Michael Myers maskesi ve Dorothy’nin elbisesi…

Evet, hepsi aynı yerde.

77. Toho Studios, Tokyo

Japon sinemasının kalbi burada atıyor.

1932’de kurulan Toho Studios; Seven Samurai gibi başyapıtların ve Godzilla gibi bir fenomenin doğduğu yer. Bugün hâlâ aktif ve yılda onlarca film ile yüzlerce reklam burada çekiliyor.

Bilgi notu: Toho, günümüzde TikTok ile deneysel projelere de giriyor.

78. Ghibli Museum, Tokyo

Hayao Miyazaki hayranları için burası kutsal sayılır.

Ghibli Museum, dışarıdan bile masalsı: sarmaşıklarla kaplı renkli duvarlar ve girişte sizi karşılayan Totoro. İçeride ise My Neighbor Totorodaki Catbus’tan Spirited Away ve Princess Mononoke’nin yaratım süreçlerine kadar uzanan büyülü bir dünya var.

Bilgi notu: Japonya’da ayrıca bir Ghibli tema parkı da açıldı.

79. Pennan, İskoçya

Küçük bir sahil köyü. Büyük bir sinema anı.

80. Green Mill, Chicago

Bugün caz dinleyip içkinizi yudumladığınız bu mekân, bir zamanlar Al Capone’un uğrak yeriydi.

Green Mill; hem suç tarihi hem de sinema geçmişi olan bir bar. 1920’lerde yaşanan karanlık olaylar, Frank Sinatra’nın oynadığı The Joker Is Wild filmine ilham verdi.

81. Hatley Castle, Kanada

X-Men malikanesine hoş geldiniz.

Gerçek adı Hatley Castle olan bu yapı, Professor X’in okulunun gerçek hayattaki karşılığı. British Columbia’da, Vancouver’a yakın bir konumda.

82. Tabernas Desert, İspanya

Avrupa’da çöl mü olur? Oluyor.

İspanya’daki Tabernas Çölü, 1950’lerden itibaren Hollywood’un Western merkezi haline geldi. Sergio Leone’nin dolar üçlemesi başta olmak üzere sayısız film burada çekildi.

83. Sky Pizza, Seul

Parasite sayesinde bir gecede ünlü oldu.

Filmde “Pizza Age” olarak gördüğümüz yer, aslında Sky Pizza. Küçük, 10 kişilik bir dükkânken Oscar sonrası turist akınına uğradı.

84. Hotel Paradiso, Paris

Sinema izlemek için otelden çıkmanıza gerek yok.

Hotel Paradiso, tamamen sinema üzerine kurulu bir konsept: odalarda dev ekranlar, sınırsız film arşivi ve hatta özel izleme alanları.

85. New York Bar, Tokyo

Lost in Translation’ın o melankolik sahneleri…

Hepsi burada çekildi.

86. Bergman Centre, İsveç

Ingmar Bergman’ın dünyasına adım atmak isteyenler için.

Fårö Adası’ndaki Bergman Centre, yönetmenin yaşadığı ve film çektiği yerlerin tam kalbinde. Persona ve Through a Glass Darkly gibi filmler burada doğdu.

87. Cineteca Nacional, Mexico City

Burası sadece bir sinema kompleksi değil, başlı başına bir sinema şehri.

Mexico City’deki Cineteca Nacional, Latin Amerika’nın en büyük film arşivine ev sahipliği yapıyor. 49.000 metrekarelik alan; sinema salonları, sergi alanları, kafeler ve açık hava gösterim alanlarıyla dolu.

1982’de çıkan yangın büyük bir kayba yol açsa da, 2012’de yapılan modern renovasyonla yeniden doğdu. Bugün hem festivallerin merkezi hem de yerel halkın ücretsiz film izlediği yaşayan bir kültür alanı.

88. Institut Lumière, Lyon

Sinema burada başladı.

Auguste ve Louis Lumière kardeşlerin fabrikası… ve tarihin ilk filmi: La Sortie de l’Usine Lumière à Lyon.

Evet, aksiyon kısmı biraz “işçilerin yürüyerek çıkması” ama bu kısa görüntü, sinemanın doğuşu demekti.

89. Hôtel de Glace, Québec

Frozen’ı izlediniz. Sonra bir daha. Sonra bir daha…

İşte Elsa’nın buz sarayına ilham veren gerçek yerlerden biri: Kanada’daki Hôtel de Glace.

Tamamen buz ve kardan yapılan bu otel, her yıl yeniden inşa ediliyor. İçeride lüks süitler, sıcak küvetler ve hatta şömineler bile var.

90. Alcatraz Adası, San Francisco

Kaçış hikâyelerinin en ünlü adreslerinden biri.

1934’te açılan Alcatraz, aktif olduğu dönemden çok kapandıktan sonra sinemada efsaneleşti. Escape from Alcatraz ve The Rock gibi filmlerle kült statüye ulaştı.

Bugün bir milli park ve ziyaret etmek için aylar öncesinden rezervasyon gerekiyor.

91. LA River, Los Angeles

Beton bir nehir. Ama sinema için altın değerinde.

1930’larda taşkınları önlemek için betonla kaplanan Los Angeles Nehri, zamanla aksiyon sahnelerinin vazgeçilmez mekânına dönüştü.

Terminator 2, Grease, Drive

Özellikle o efsanevi kovalamaca sahneleri burada çekildi.

92. Hearst Castle, California

Aşırı zenginliğin sinematik karşılığı.

William Randolph Hearst’ün devasa malikanesi; egzotik hayvanlardan Hollywood yıldızlarına kadar her şeyi ağırlamış bir yer.

İlginç olan şu: Çok fazla film çekilmemiş burada. Ama etkisi çok büyük.

93. Paramount Studios, Los Angeles

Hollywood’un kalbine gerçekten girmek istiyorsanız…

Paramount Studios, hâlâ Hollywood bölgesinde aktif olan tek büyük stüdyo. Ve en önemlisi: ziyaret edilebiliyor.

94. Görlitz, Almanya

Gerçek bir şehir… ama Wes Anderson filtresiyle.

Görlitz, The Grand Budapest Hotel’in çekildiği yer olarak son yıllarda sinema haritasına girdi. Pastel tonları, tarihi binaları ve simetrik yapısıyla adeta bir film seti gibi.

95. Lighthouse Cafe, Los Angeles

La La Land, zaten büyüleyici olan Los Angeles noktalarını – Griffith Observatory ya da Colorado Street Bridge gibi – daha da cazip göstermekte ustalaşırken, Angels Flight Railway ya da 110 ve 105 otoyol bağlantısı gibi görece daha az bilinen yerleri de şehrin ziyaretçi listelerine eklemeyi başarıyor. Hermosa Beach’teki Lighthouse Cafe ise bu iki uç arasında bir yerde duruyor.

96. Warner Bros. Stüdyosu, Los Angeles

1920’lerde Burbank’ta küçük bir stüdyo olarak yola çıkan Warner Bros., bugün Los Angeles’taki diğer tüm stüdyolar arasında rahatlıkla “en” diye tanımlanabilecek devasa bir komplekse dönüşmüş durumda. Öyle ki büyüklüğü neredeyse Vatikan’la kıyaslanıyor.

97. George Eastman Museum, New York Eyaleti

Kodak’ın kurucusu George Eastman, sinema tarihinin öncülerinin kullandığı film şeritlerini icat eden kişi. New York’un kuzeyindeki görkemli malikanesi ise bugün hem bir müze hem de adeta zaman kapsülü.

98. La Cinémathèque Française, Paris

Sinemayı neredeyse kutsal bir sanat dalı olarak gören Fransa’da, bu kültürü derinlemesine keşfetmek için en doğru adres burası. Frank Gehry imzalı çarpıcı postmodern bina, Paris’in doğusundaki Parc de Bercy’de yer alıyor.

99. Monument Valley, Arizona

Monument Valley, sinema tarihini adeta üstüne giymiş bir coğrafya. John Ford Point, Forrest Gump Tepesi… Neredeyse her köşesi tanıdık.

100. Café des Deux Moulins, Paris

Rue Lepic, Montmartre’a doğru uzanan ve sürekli canlı olan sokaklardan biri. Kasaptan fırına, balıkçıdan küçük dükkânlara kadar Paris’in gündelik hayatını en doğal hâliyle yansıtan bu cadde, sokakta sohbet eden yerel halkla dolup taşıyor.

Tam da bu yüzden Amélie gibi nostaljik ve romantik bir Paris portresi çizen bir film için biçilmiş kaftan. Filmin izini sürmek istiyorsanız, ilk durağınız Café des Deux Moulins olmalı. Amélie’nin garsonluk yaptığı bu kafede, teras masalarından birine oturup saatlerin nasıl geçtiğini anlamayabilirsiniz.

Son haberler
    Reklâm