News

Time Out editörlerine göre dünyanın en güzel otelleri

Şehir merkezindeki şık otellerden tarihi yapılara, sıra dışı motellerden doğayla iç içe kaçış noktalarına kadar güzellik anlayışınız ne olursa olsun, bu listede size göre bir otel var.

Yazan
Burak Becan
Time Out - Head of Content
Rehber
En iyi | Oteller
Reklâm

Time Out olarak gösterişli beş yıldızlı otelleri, havalı butik konaklama noktalarını ve iyi düşünülmüş bütçe dostu seçenekleri birbirinden ayırmadan seviyoruz. Ancak bazı otellerin diğerlerinden biraz daha etkileyici olduğu da bir gerçek. Sizin için “güzel” olan tenha bir orman kulübesi, sürdürülebilir tasarımıyla öne çıkan bir şehir oteli, kitsch detaylarla dolu bir motel ya da yeniden hayat bulan eski bir kraliyet konutu olabilir. Bu listede hepsinden biraz var.

Elbette dünyanın en güzel otellerini sıralayan herhangi bir listenin tamamen öznel olduğunu ve hiçbir zaman eksiksiz sayılamayacağını belirtmek gerekiyor. Ancak Time Out’un bu listede sunduğu önemli bir fark var: Gerçek deneyim. Listede yer alan her otel, Time Out’un editörleri, yazarları ve otel uzmanlarından biri tarafından bizzat ziyaret edildi. Hindistan’ın Punjab bölgesinden Palermo’ya, Kaliforniya’dan Kosta Rika’ya uzanan bu seçkideki otellerin tamamı güçlü bir “vay be” etkisi yaratıyor ve hepsinde konaklama deneyiminin de oldukça iyi olduğunu söyleyebiliriz.

Dünyanın en güzel otelleri

1. Ashford Castle – İrlanda

Ashford Castle, Ireland

Öne çıkan özelliği: En iyi tarihi otel

İrlanda kurt köpeği heykelleri ve silindir şapkalı kapı görevlisi tarafından karşılanan Ashford Castle, 1228’den bu yana ihtişamlı görüntüsüyle dikkat çekiyor. Yüzyıllar boyunca aristokratlara, Guinness ailesine ve Oscar Wilde’ın konuk listesine ev sahipliği yapan yapı, bugün koridorları, Donegal kristali avizeleri ve deniz kabuklarıyla çevrelenmiş spa havuzuyla adeta başlı başına bir dünya.

2. The Hiramatsu Karuizawa Miyota – Japonya

The Hiramatsu Karuizawa Miyota, Japan

Öne çıkan özelliği: Manzarasıyla büyüleyen otel

Nagano’daki Miyota bölgesinin uçsuz bucaksız gökyüzü ve volkanik manzaraları arasında konumlanan The Hiramatsu Karuizawa Miyota, çevresine neredeyse fark edilmeden karışan, tasarımı ön planda bir kaçış noktası.

Uzun koridorlar, doğal malzemeler, geniş cam yüzeyler ve özel onsenler sayesinde otelin çevresindeki manzara her zaman başrolde kalıyor. Tarih öncesi dönemlere ait seramik parçalarından kusursuz iç mekân tasarımına kadar her detay, Japon misafirperverliğine verilen tavizsiz önemi yansıtıyor.

3. Four Seasons Hotel Firenze – İtalya

Four Seasons Hotel Firenze, Italy

Öne çıkan özelliği: En güzel bahçeler ve araziler

Çok az otel Four Seasons kadar lüks kavramıyla özdeşleşmiş durumda. Markanın Floransa’daki oteli ise bu ihtişamın en üst seviyedeki örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. 15. yüzyıldan kalma bir Rönesans sarayının içinde yer alan otel, 11 dönümlük bakımlı ve gözlerden uzak bahçelerle çevrili. Bu alanın içinde, retro kırmızı-beyaz çizgili kabinlerle çevrelenmiş samimi bir açık hava havuzu da bulunuyor.

4. Jackalope Hotel – Avustralya

Jackalope Hotel, Australia

Öne çıkan özelliği: Avangart sanat ve tasarım

Victoria’daki üzüm bağlarının uzandığı tepelerin arasında bir otel hayal ettiğinizde aklınıza kömür tonlarında sert dekorasyon, depo görünümünde bir dış cephe ve tavana sabitlenmiş neon tabelalar gelmeyebilir. Jackalope Hotel’i bu kadar etkileyici yapan da tam olarak bu tezat.

Yalnızca 45 odası bulunan butik otelde keskin geometrik şekiller, karartılmış duvarlar ve sıra dışı mobilyalar bir araya gelerek tuhaf ama çekici, aynı zamanda şaşırtıcı derecede derin bir atmosfer yaratıyor.

5. Fifth Avenue Hotel – New York

Fifth Avenue Hotel, New York

Öne çıkan özelliği: Maksimalist iç mekânlar

Listede hayal gücünü en fazla zorlayan oteli seçmek gerekseydi, Fifth Avenue Hotel kuşkusuz zirvede yer alırdı.

New York’un en gösterişli konaklama noktalarının arasında bulunan otel, üst düzey hizmet ve kaliteli mobilyaları, neredeyse konuklarına göz kırpan son derece teatral bir görünümle bir araya getiriyor.

Dekorasyon, maksimalizm sınırında dolaşıyor. Yüzeylerde ve duvarlarda eğlenceli dokular, mücevher tonlarında renkler ve farklı desenler kullanılıyor. Buna rağmen otel, lüks bir kır evinin sıcak atmosferini korumayı başarıyor.

6. Ritz-Carlton Abama – Tenerife

Ritz-Carlton Abama, Tenerife

Öne çıkan özelliği: Eğlenceli mimari

İmza niteliğindeki somon renkli yapıları ve Mağribi tarzı mimarisi, Tenerife’deki bu tesisi Ritz-Carlton portföyünün en kolay tanınan otellerinden biri haline getiriyor.

Ritz-Carlton Abama’nın güzelliği oldukça oyunbaz. Koi balıklarıyla dolu merkezi gölün üzerinden kıvrılarak geçen köprüler, binaların arasından kıvrılarak yükselen pembe merdivenler ve gökyüzüne uzanan palmiyeler otelin mimarisine masalsı bir hava katıyor.

Arazide dolaşırken gün batımı renklerindeki kroton bitkileri, okaliptüs ağaçları, binlerce subtropikal bitki ve gizli yürüyüş yollarıyla çevrili avlular keşfediliyor.

7. ION Adventure Hotel – İzlanda

ION Adventure Hotel, Iceland

Öne çıkan özelliği: Vahşi doğanın güzelliği

Güzellik her zaman canlı renkler ve zarif şekillerden ibaret değil. Bazen sert, cesur ve fütüristik tasarımlar da kendi başına büyüleyici olabilir. İzlanda’daki ION Adventure Hotel bunun en iyi örneklerinden biri.

Nesjavellir adlı vadide, Hengill Dağı’nın yosunlarla kaplı yamacından dışarı doğru uzanan otel, kayalık çevresine karşı güçlü bir brutalist kontrast oluşturuyor.

Otel, mümkün olduğunca az ışık yayacak şekilde tasarlanmış. Bunun amacı da çevredeki asıl gösterinin önüne geçmemek: Kuzey Işıkları. Bu uzak noktada Aurora Borealis’i görme ihtimali oldukça yüksek.

8. Le Jardin des Douars – Fas

Le Jardin des Douars, Morocco

Öne çıkan özelliği: Toprak tonlarında bohem güzellik

Otelin iki katlı ana binası pişmiş toprak renginde çamur ve saman kullanılarak inşa edilmiş. Odalar, gün batımında kuş sesleriyle dolan iki huzurlu avlunun çevresine dağılıyor. Diğer odalar ise ayrı yapılarda ve müstakil villaların yanında bulunuyor.

Oyma ahşap, koyu renkli metal ve fayans kullanımı o kadar yoğun ki tasarımın bir yerinde “Berber şıklığı” ifadesinin mutlaka yer aldığını düşünmek mümkün.

Ancak otelin asıl parladığı yer bahçeleri. Açılı alolar ve kaktüsler; pembe trompet çiçekleri ve mavi plumbagoların renkleriyle yumuşuyor. Yapraklar ise Essaouira’nın meşhur rüzgârında hareket ediyor.

9. The Phoenicia – Valletta

The Phoenicia, Valletta

Öne çıkan özelliği: En güzel havuz

The Phoenicia yalnızca Malta’nın önemli simge yapılarından biri değil, aynı zamanda konaklamak için son derece şık bir seçenek.

Otelin girişindeki gösterişli art deco döner kapı ve kırmızı halıdan, yedi dönümlük bahçelerin kenarlarını çevreleyen kireç taşı tahkimatlarına kadar pek çok dikkat çekici ayrıntısı bulunuyor.

10. Mount Nelson – Cape Town

Mount Nelson, Cape Town

Öne çıkan özelliği: Her açıdan göz alıcı

“Pembe Hanım” olarak da bilinen Mount Nelson, Cape Town’un büyük klasiklerinden biri. Kentin en ikonik yapılarından ve en çok rağbet gören lüks konaklama noktalarından biri olan otel, zamansız karakteriyle öne çıkıyor.

Pastel pembe cephesi o kadar ünlü ki “Mount Nelson Pink” adı artık resmî bir renk tonuna dönüşmüş durumda.

Moda ve trendler gelip geçerken Mount Nelson, kendine özgü eski dünya zarafetini korumaya devam ediyor. Table Mountain’ın eteklerinde, özenle düzenlenmiş bahçelerle çevrili otelin klasik tarzda dekore edilmiş odaları, zamansız tasarımı çağdaş konforla birleştiriyor.

11. The Ungasan Clifftop Resort – Bali

The Ungasan Clifftop Resort, Bali

Öne çıkan özelliği: Kıyı güzelliği

Bali’nin en güney ucunda yer alan The Ungasan Clifftop Resort, manzaranın ihtişamını ön plana çıkarmanın en güzel örneklerinden biri.

Bukit Yarımadası’nın üzerinde yükselen uçurumun kenarına yerleştirilmiş bungalov tarzı villalar, beyaz çarşaflar ve açık renk zemin ve duvarlarla sade biçimde dekore edilmiş. Bol miktarda pencere sayesinde okyanus manzarası neredeyse her an karşınızda.

12. 1 Hotel Mayfair – Londra

1 Hotel Mayfair, London 

Öne çıkan özelliği: Ekolojik şıklık

Londra’nın merkezinde huzur kavramını hayal etmek pek kolay olmayabilir. Ancak 1 Hotel Mayfair tam olarak bu hissi yaratmak üzere tasarlanmış.

Şık ve çevre dostu otel zincirinin sürdürülebilir tasarımı zarif biçimde mekânlarına entegre etme yaklaşımının güçlü örneklerinden biri olan otel, 2023’te açıldı.

Girişte devasa, yosunlarla kaplı bir kubbe bulunuyor. Bu alan, klasik bir otel lobisinden çok doğal bir spa merkezini andırıyor. Otelin neredeyse her tarafında bitkiler bulunuyor; toplam sayı ise tam 1.300.

13. Le Pavillon de La Reine – Paris

Le Pavillon de La Reine, Paris

Öne çıkan özelliği: Şehir merkezindeki en güzel otel

Place des Vosges, Paris’in çok sayıdaki meydanı arasında en görkemlilerinden biri. Le Pavillon de La Reine ise bu meydanın en sofistike ve gözlerden uzak konaklama noktası.

Dışarıdan bakıldığında otel tam anlamıyla Paris’e özgü bir mücevher gibi görünüyor. Sarmaşıklarla kaplı cephesi, klasik dökme demir korkulukları ve zamansız detayları, eski bir Fransız filminin setini andırıyor.

Lobi ve restoranda kaset tavanlar ve Versailles’ı hatırlatan yaldızlı detaylar dikkat çekiyor. Odalarda ise daha çeşitli bir tasarım anlayışı var. Bazı yataklar sade, gösterişten uzak alanlarda ve kır evi hissi veren ahşap kirişlerin altında bulunuyor. Diğer odalarda ise mor kadife, siyah abajurlar ve güçlü kontrastlara sahip desenler kullanılmış.

14. Gleneagles – İskoçya

Gleneagles, Scotland

Öne çıkan özelliği: Eski tarz ihtişam

Gleneagles’ta konaklarken İskoçya’nın Ochil Tepeleri karşısında yükselen bu görkemli yapının karakterini gözden kaçırmak zor.

1924 yılında inşa edilen şato tarzındaki yapı, Perthshire kırsalının 850 dönümlük alanı içinde yer alıyor. Bu nedenle doğanın içinde kilometrelerce yürüyüp tamamen kaybolmuş gibi hissetmek mümkün.

Otelin 1920’lerdeki sosyetik kurucuları tarafından “Glorious Playground” yani “Muhteşem Oyun Alanı” olarak adlandırılan Gleneagles, bugün de Gatsby dönemini hatırlatan ihtişamını koruyor; ancak bunu katı ve mesafeli bir anlayış yerine daha çağdaş bir yorumla sunuyor.

Büyük avizeler ve meşe paneller, rahat şömineler ve içine gömülebileceğiniz kadife koltuklarla bir araya geliyor. Üst kattaki yatak odaları, özel tasarım mobilyaları ve dev yataklarıyla şık bir arkadaşınızın kır malikanesini andırıyor.

15. Madonna Inn – Kaliforniya

Madonna Inn, California

Öne çıkan özelliği: En sıra dışı otel

Güzellik elbette bakanın gözünde. Madonna Inn, listedeki diğer bazı oteller kadar zarif olmayabilir ancak kesinlikle en sıra dışı olanı.

1950’lerde inşa edilen bu aşırı gösterişli pembe saray, temalı 110 odaya ev sahipliği yapıyor. Bazı odalarda simli duvarlar, bazılarında zebra desenli halılar bulunuyor. Bazı seçili odalarda ise banyolar doğrudan kayaların içine oyulmuş.

Otelin en dikkat çekici bölümlerinden biri Gold Rush Steak House. Pembe deri kabinler, kıvrımlı çiçek desenli halılar ve otelin imza niteliğindeki cam kadehleriyle restoran, başlı başına teatral bir deneyim sunuyor.

16. Sequoia Lodge – Adelaide

Sequoia Lodge, Adelaide

Sisli bir dağın üzerinde konumlanan Sequoia Lodge, Adelaide Hills’in güzel manzarasına kusursuz biçimde uyum sağlayan, yalnızca yetişkinlere hizmet veren samimi bir konaklama noktası.

14 lüks süitin her biri Piccadilly Valley’nin panoramik manzarasını çerçeveliyor. İster bağımsız küvette dinlenin, ister taş şöminenin yanındaki alçaltılmış oturma alanında vakit geçirin ya da gece ay penceresinden gökyüzünü izleyin, manzara sürekli sizinle.

Özel artezyen sıcak su havuzları, vadiye bakan sonsuzluk havuzu ve 32 özel hizmet dahil olmak üzere otel, hem tasarım hem de deneyim açısından güçlü bir “vay be” etkisi yaratıyor.

17. Ran Baas the Palace – Punjab

Ran Baas the Palace, Punjab

Çok uzun zaman önce Ran Baas the Palace, yılanların istila ettiği ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan bir kraliyet konutuydu. Bugün ise Hindistan’ın en sıra dışı tarihi otellerinden biri.

Yapının kendisi başlı başına bir kültür hazinesi. Örneğin özel yemek alanı ve sanat galerisi Rang Mahal; aynalı Belçika camı tavanları, yaldızlı kemerleri ve özenle işlenmiş freskleriyle dikkat çekiyor.

Princess Suite ise zeminden tavana kadar Babür minyatürleri tarzında elle boyanmış 200’den fazla duvar resmiyle dekore edilmiş.

Ancak Ran Baas the Palace’ı Hindistan’daki diğer saray otellerinden ayıran asıl özellik, tarihi koruma yaklaşımıyla çağdaş ve zaman zaman avangart tasarımın kurduğu eğlenceli uyum.

Barın kömür siyahı Rajput kemerleri ve püsküllü pembe avizeleri bunun örneklerinden. Merdiven salonunda ise elle boyanmış de Gournay duvar kâğıtları ve Klove’un el üflemeli, dikkat çekici aydınlatma tasarımları kullanılmış.

18. The Residence Douz – Tunus

The Residence Douz, Tunisia

Bu sakin ve gözlerden uzak palmiye korusunun dışına çıktığınızda, güney ufkuyla aranızda yalnızca dalgalanan kum tepelerini görüyorsunuz. The Residence Douz’da konaklamayı büyülü kılan da tam olarak bu.

Şık ana bina ve ona eşlik eden 50 villa, çölün şekillerini taklit edecek biçimde tasarlanmış. Otel, kavurucu sıcağın ortasında parlak bir havuz ve etkileyici bir spa ile geniş bir vaha hissi yaratıyor.

Yerel topluluklara gönderme yapan tasarım ayrıntıları da dikkat çekiyor. Örneğin dokulu tuğla işçiliği, yakınlardaki Tozeur kasabasına özgü bir tasarımdan esinlenmiş. Otelde Tunuslu sanatçıların eserleri de sergileniyor.

19. Uxua Casa Hotel and Spa – Brezilya

Uxua Casa Hotel and Spa, Brazil

Trancoso’nun tarihi meydanının kalbinde yer alan Uxua Casa Hotel and Spa, her biri kendine özgü renk ve dekorasyona sahip ayrı evlerden oluşan büyüleyici bir bohem otel.

Her yapıda benzersiz parçalar ve yerel malzemeler kullanılıyor. Köyün tarihi mimarisinin korunması da tasarımın önemli bir parçası. İç ve dış mekân arasındaki geçişler sayesinde konukların Bahia’nın tropikal ve plaj atmosferini doğrudan deneyimlemesi sağlanıyor.

20. Villa Igiea – Palermo

Villa Igiea, Palermo

Sicilya’nın en büyük otelinin ihtişamına ve gizemli atmosferine bakıldığında, adanın daha az bilinen art nouveau döneminden bu kadar az kişinin haberdar olması şaşırtıcı.

Villa Igiea, bu mimari dönemin Sicilya’daki yansımasının en parlak örneklerinden biri. Yapı başlangıçta tüberküloz hastaları için bir sanatoryum olarak tasarlanmıştı ancak amacına göre fazla güzel bulununca farklı bir yola evrildi.

Restore edilen yapı, Palermo’nun en etkili ailesi Florio’lar tarafından otel ve yazlık konut olarak kullanıldı. Bugün benzersiz tasarımlara sahip odaları, eşsiz Akdeniz manzaraları ve revaklar, kepenkli Fransız kapıları ve kusursuz çimleriyle öne çıkıyor.

21. Jamaica Inn – Ocho Rios

Jamaica Inn, Ocho Rios

Tarihi Jamaica Inn’in manzaraları, otelin kendisi kadar etkileyici.

Marilyn Monroe ve Arthur Miller’ın balayını geçirdiği, yerel yabancılar arasında ise Noel Coward ve Ian Fleming gibi isimlerin favorileri arasında bulunan otel, son derece rahat ve sakin bir atmosfere sahip.

1950’lerde inşa edilen mavi-beyaz odalar, palmiyelerle çevrili bir koyun etrafında at nalı biçiminde sıralanıyor.

Burada sabah kahvaltısında taze mango ve papaya servis ediliyor; öğleden sonraları ise kaplumbağaların doğaya salınmasına tanık olabiliyorsunuz.

22. Mandarin Oriental Conservatorium – Amsterdam

Mandarin Oriental Conservatorium, Amsterdam

İtalyan mimar Piero Lissoni, gösterişli oteller tasarlamasıyla tanınıyor. Budapeşte’deki Dorothea, Rovinj’deki Grand Park ve Şanghay’daki Middle House bunun örnekleri arasında. Ancak Lissoni’nin en başarılı işlerinden biri olarak Amsterdam’daki Conservatorium öne çıkıyor.

1890’ların sonlarında devasa ve zarif bir banka olarak inşa edilen yapı, 1980’lerde konservatuvar olarak kullanıldı ve adını da buradan aldı. Lissoni ise 2000’lerde yapıyı dönüştürdü.

Mimara ait eklemeler arasında cam ve çelikten oluşan büyük bir yapı bulunuyor. Bu yapı, ışığın cilalanmış kırmızı tuğlalara ulaşmasını sağlayan dev bir iç avlu yaratıyor.

Bu görkemli alan aynı anda resepsiyon, kahvaltı ve dinlenme bölümü olarak kullanılıyor. Ancak Conservatorium’un etkileyici özellikleri bununla sınırlı değil.

23. Hospes Infante Sagres – Porto

Hospes Infante Sagres, Porto

Porto’nun ilk beş yıldızlı oteli, tahmin edilebileceği gibi ağırbaşlı ve mesafeli bir atmosfere sahip değil. Tam tersine, eğlenceli ihtişam konusunda adeta bir ustalık dersi veriyor.

Dekorasyon birbirinden farklı ama birbiriyle uyumlu. Renkler, dokular ve farklı stiller otelin karakterini oluşturuyor. İkonik vitray merdiven, çiçek temalı atrium ve timsah desenli oturma alanına sahip retro ahşap panelli asansör bunlardan yalnızca birkaçı.

Odalar ve süitler ise tüm bu maksimalist dekorasyona biraz nefes aldırıyor. Her biri belirli bir tema ve renk paletine sadık kalırken eğlenceli dokular, sanat eserleri ve küçük sürprizleri koruyor.

Bazı odalarda Portekiz’in Keşifler Çağı’nı konu alan duvar halıları bulunuyor. Diğerleri yeşil ve terracotta tonlarıyla dekore edilmiş.

Yakın zamanda gerçekleştirilen yenilemelerle ortak alanlara eklektik çağdaş sanat eserleri de eklendi. Bunlar lobide otelin varlıklı sahiplerinin alaycı ifadeler taşıyan görkemli portreleriyle yan yana duruyor.

24. Mhondoro Safari Lodge & Villa – Güney Afrika

Mhondoro Safari Lodge & Villa, South Africa

Mhondoro Safari Lodge & Villa, safari lüksünü sonuna kadar açıyor.

Modern ve üzerinde düşünülmüş mekânlar, Big Five olarak bilinen Afrika’nın beş büyük hayvanına ev sahipliği yapan Welgevonden Game Reserve’in uçsuz bucaksız vahşi doğa manzaralarına açılıyor.

Ancak otelin asıl sürprizi yer altında. Su seviyesindeki bir gözlem alanına ulaşan yeraltı tüneli, konukları bölgeyi ziyaret eden vahşi hayvanlara olağanüstü derecede yaklaştırıyor.

25. Hoshinoya Tokyo – Tokyo

Hoshinoya Tokyo, Tokyo

Tokyo’nun yoğun finans bölgesinin tam ortasında yer almasına rağmen Hoshinoya Tokyo’nun başka bir dünyaya aitmiş gibi görünen iç mekânı, günlük hayatın gerçekliğini kısa sürede unutturuyor.

Geleneksel Japon ryokan anlayışının fütüristik bir yorumu olan otel, 17 katlı bir gökdeleni kendi içinde bağımsız bir sığınağa dönüştürüyor.

Tatami zeminler, yumuşak ışıklarla aydınlatılan koridorlar, ortak çay odaları ve şehrin en sıra dışı çatı onsenslerinden biri burada bir araya geliyor.

Antik ahşap girişten sade ve zarif odalara, sessiz yer altı restoranından diğer detaylara kadar her şey huzurlu ve neredeyse ruhani bir atmosfer yaratıyor.

26. Cielo Lodge – Kosta Rika

Cielo Lodge, Costa Rica

Kosta Rika’daki bu ekolojik konaklama tesisi, yağmur ormanlarının tepeleri arasında yer alıyor ve Golfito Körfezi ile dünyanın yalnızca dört tropikal fiyordundan biri olan Golfo Dulce’nin ayna gibi parlayan sularına bakıyor.

Altı özel villa, yağmur ormanlarındaki vahşi yaşamın tam ortasına yerleştirilmiş. Sabah kahvenizi içerken ağaçtan ağaca sallanan sincap maymunlarını ve orman tabanında dolaşan koatileri izleyebilirsiniz.

Körfeze bakan gösterişli sonsuzluk havuzu da sarı boğazlı tukanları gökyüzünde süzülürken görmek için mükemmel bir nokta.

27. The Beverly Hills Hotel – Kaliforniya

The Beverly Hills Hotel, California

Eski Hollywood’un göz alıcı otellerinden The Beverly Hills Hotel, klasın tanımı olarak öne çıkıyor.

1940’lardan bu yana kuleleri büyüleyici bir pembe tonuyla parlayan otelin koridorlarını süsleyen ikonik muz desenli duvar kâğıdı ise saf Hollywood ihtişamının bir örneği.

Otelin geçmişteki konukları arasında Marilyn Monroe, Liz Taylor ve Frank Sinatra gibi Hollywood’un en şık isimleri bulunuyor. Polo Lounge ise Los Angeles’ın en göz alıcı restoranlarından biri olmayı sürdürüyor.

28. Bosque Guardián Lodge – Peru

Bosque Guardián Lodge, Peru

Peru’nun yemyeşil San Martín bölgesindeki bu uzak ve özenle tasarlanmış konaklama noktasında iç mekânla dış dünya arasındaki sınır neredeyse tamamen ortadan kalkıyor.

Bosque Guardián Lodge, zengin biyolojik çeşitliliğiyle bilinen Cordillera Escalera adlı dağlık koruma alanında yer alıyor.

12 kabin, dolambaçlı bir yolun sonunda, ışıl ışıl yeşil yağmur ormanlarının içine yerleşmiş durumda. Çevredeki canlılar, kurbağalar ve kuşlar birbirine karışan sesleriyle adeta doğal bir orkestra oluşturuyor.

Odaların yüksek bambu tavanları, büyük ve konforlu yatağın üzerinde kemer oluşturuyor. Yatakları çevreleyen cibinlikler ise mekâna ayrı bir atmosfer katıyor.

29. The Lafayette Hotel – San Diego

The Lafayette Hotel, San Diego

San Diego’daki bu lüks otelin iç tasarımı, çoğu kişinin kendi evinde kullanmaya cesaret edebileceğinden çok daha iddialı. Otelin güzelliği de tam olarak burada yatıyor.

Cesur çiçek desenleri, belirgin hayvan baskıları, çizgiler ve hatta gingham desenleri bir araya gelerek son derece iddialı bir dekorasyon oluşturuyor. Burada kendinizi sıradan bir beş yıldızlı otelin konuğu olmaktan çok, tuhaf zevklere sahip zengin bir iş insanının evine gelmiş gibi hissedebilirsiniz.

Lobby Lounge’da kaplan desenli koltuklar, püsküllü banketler ve gösterişli avizeler dikkat çekiyor.

Ancak otelin en görkemli bölümü, güneşlenme yataklarıyla çevrili Swim Club. Palmiyeler gösterişli çizgili tentelerin, tarak biçimli şemsiyelerin ve kareli havuz kenarı terasının üzerinde yükseliyor.

30. Park Hyatt Cabo del Sol – Meksika

Park Hyatt Cabo del Sol, Mexico 

Sordo Madaleno tarafından çevredeki manzarayla bütünleşecek şekilde tasarlanan Park Hyatt Cabo del Sol, Los Cabos’ta özel havuzlara ve okyanus manzaralarına sahip lüks süitler sunuyor.

Katmanlı sonsuzluk havuzları, mevsimsel balina gözlemleri için özel plaj kulübü ve birbirinden özenle ayrılmış yedi bina, tesiste dolaşmayı başlı başına keyifli bir deneyime dönüştürüyor.

Odalar yüksek tavanlara ve doğal yüzeylere sahip. Açık renk ahşap ve taş kullanımı tasarımın temel unsurları arasında.

Dünya standartlarında bir spa, kişiselleştirilmiş hizmet, kanyonlarda ATV turları, yakındaki golf olanakları ve özel kahve dükkânı da bu sakin kaçış noktasının sunduğu deneyimleri tamamlıyor.

31. La Residence – Franschhoek

La Residence, Franschhoek

Franschhoek’in üzüm bağları, meyve bahçeleri ve dağları arasında yer alan La Residence, güzelliğin her detayına işlendiği son derece gösterişli bir kaçış noktası.

Liz Biden’ın kendine özgü tasarımı; cesur renkleri, antikaları, sanat eserlerini ve gösterişli dokuları bir araya getiriyor. Her biri farklı biçimde tasarlanmış süitler kendi hikâyesini anlatıyor.

Tiyatral iç mekânların ötesinde geniş balkonlar, resim gibi Winelands manzaralarına açılıyor. Bahçeler yavaş yürüyüşlere davet ederken Viktorya döneminden kalma çay evi gölete bakıyor.

32. Honeyrose Hotel – Montreal

Honeyrose Hotel, Montreal

1920’lerin art deco dünyasından ilham alan Honeyrose Hotel, konuklarını adeta Gatsby’nin evrenine götürüyor.

Marriott Bonvoy’un Tribute Portfolio’sunda yer alan otelin tasarımında Kanadalı Architex Group, Provencher Roy ve Atelier Zébulon Perron birlikte çalışmış.

Muhteşem kıvrımlı merdivenler, göz alıcı avizeler ve otelin adına gönderme yapan bal ve gül motifleri tasarımın temel unsurları arasında. Kadife, altın ve bal tonlarında ahşap detaylar; katmanlı aydınlatmalarla vurgulanan gizli köşeler ve çiçeklerle dolu tarlaları andıran koridorlar dikkat çekiyor.

Çatı katında arı kovanlarının bulunması da otelin karakteristik ayrıntılarından biri.

Konuk odalarında Montreal sanatçısı Roxy Peroxyde’nin eserleri yer alırken, set tasarımcısı Juliette Sarrazin ve diğer yerel sanatçıların özgün işleri de otelin farklı bölümlerine yayılmış durumda.

33. Vila Oyá Casa Hotel – Brezilya

Vila Oyá Casa Hotel, Brazil

Vila Oyá, Brezilya kıyılarının ruhunu yansıtıyor.

Sakin, özel ve zarif bir atmosfere sahip otelde yalnızca dört konaklama birimi bulunuyor. Her biri geniş alanları, kusursuz dekorasyonu ve bol miktarda doğal ışığıyla dikkat çekiyor.

Her şey açık tonlarda tasarlanmış. Ahşap detaylar, bebek mavisi pencere ve kapılarla bir araya geliyor. Ortaya, son derece şık bir balıkçı evini andıran bir görünüm çıkıyor.

Evlerin çevresinde yemyeşil tropikal bir bahçe bulunuyor. Çimlerin üzerine yerleştirilmiş sandalyeler ve birkaç metre öteden gelen okyanus dalgalarının sesi, mekânın sakinliğini tamamlıyor.

Daha fazla Airbnb
    Son haberler
      Reklâm