News

Time Out Exclusive: Dubai’nin ikonik otelinin zirvesinde bir Türk: Harun Dursun

Jumeirah Marsa Al Arab’daki başarısının ardından Burj Al Arab’ın başına geçen Harun Dursun, lüks otelciliğin dönüşümünü, ikonik bir yapıyı yeniden düşünmeyi ve kariyer yolculuğunu anlatıyor.

Yazan
Burak Becan
Time Out - Head of Content
BAA
Harun Dursun | Röportaj
Reklâm

Dubainin en tanınan simgelerinden biri olan Jumeirah Burj Al Arab, yeni bir döneme giriyor. Yaklaşık üç yıldır Jumeirah Marsa Al Arab’ın açılış sürecine liderlik eden ve projeyi kısa sürede global ölçekte öne çıkaran Türk yönetici Harun Dursun, grubun amiral gemisi Burj Al Arab’ın genel müdürlüğüne atandı.

Yelken formundaki mimarisiyle dünyanın en ikonik otellerinden biri olarak kabul edilen Burj Al Arab, şu sıralar kapsamlı bir renovasyon sürecinden geçiyor. 2027de yeniden açılması planlanan otel, modern lüks anlayışıyla yeniden yorumlanırken, Dursunun liderliği bu dönüşümün en kritik parçalarından biri olacak.

BAA

Kariyer yolculuğunuza İstanbul’dan Dubai’nin en ikonik otellerinden birinin liderliğine uzanan süreçte geriye dönüp baktığınızda, sizi en çok şekillendiren deneyim hangisi oldu?

Kariyerime 1998 yılında İstanbul’daki Hyatt Regency’de restoran müdürü olarak F&B alanında başladım. O dönem, konaklama sektörünün gerçekten dünyam haline geldiği dönemdi. Ardından Türkiye’nin ilk resmî sertifikalı sommelier’si oldum ve Türkiye Sommelierler Derneği’nin kurucu üyeleri arasında yer aldım. Bu süreçte ülkemizi Avrupa ve dünya şampiyonalarında temsil ettim. Aynı zamanda misafir deneyimlerini farklı ve anlamlı kılan unsurlar üzerine çok düşündüm.

Genel müdürlüğe geçiş yaptığımda da bu temel yaklaşım benimle birlikte devam etti. 2010 yılında Park Hyatt Istanbul – Maçka Palas’ın Genel Müdürü olarak atandım ve o dönemde herhangi bir Park Hyatt otelinin başına geçen ilk Türk genel müdür oldum. 1922 yılında inşa edilmiş tarihi bir yapıydı. Burayı yönetmek, miras niteliğindeki geçmiş ile modern lüks otel misafirinin beklentileri arasında denge kurmayı öğrenmek anlamına geliyordu.

Ancak kariyerimde öne çıkan tek bir deneyim seçmem gerekirse, Jumeirah Marsa Al Arab’ın açılışını söylerdim. Bu proje tamamen farklı bir ölçekteydi. Aynı anda 300 odalı, 86 süitli, 82 rezidanslı, süper yat marinasına ve 11 restorana sahip bir tesisi hayata geçirmek; ölçeği, hedefleri ve operasyonel karmaşıklığı açısından bambaşka bir deneyimdi. Ekibi kuruyor, operasyonu açılışa hazırlıyor, otel için istediğimiz kültürü oluşturuyor ve misafir deneyimini hayata geçiriyorduk.

Jumeirah Marsa Al Arab’ın açılışından yalnızca birkaç ay sonra The World’s 50 Best Hotels listesinde yer aldığını görmek ise son derece özel bir andı. Bu başarı, ekibin en başından itibaren ortaya koyduğu emeğin de bir göstergesiydi.

BAA

Hyatt, Mandarin Oriental ve Jumeirah gibi küresel markalarda edindiğiniz deneyimler, lüks otelcilik anlayışınızı nasıl etkiledi?

Yıllar boyunca birbirinden etkileyici markalarla çalışma şansına sahip oldum. Bu süreçte öğrendiğim en önemli şeylerden biri, lüksün her bağlamda farklı bir anlam taşıdığı oldu. Lükse yaklaşım biçiminiz, onu sunma şekliniz ve misafirlerin onu deneyimleme biçimi; bir lokasyondan diğerine hiçbir zaman tamamen aynı olmuyor.

Dolayısıyla burada asıl mesele uyum sağlayabilmek ve her yeni duruma taze bir bakış açısıyla yaklaşmak. Markanın, tesisin ve lokasyonun kendine özgü karakterini anlamak ve ardından tüm bu unsurları misafirlerde karşılık bulacak şekilde bir araya getiren bir deneyim tasarlamak gerekiyor.

Jumeirah Marsa Al Arab gibi bir projeyi sıfırdan hayata geçirmek profesyonel açıdan sizin için ne ifade etti? Bunu kariyerinizde bir dönüm noktası olarak tanımlar mısınız?

Evet, kesinlikle. Jumeirah Marsa Al Arab’ın açılışına hazırlanırken tesisin kimliğinin çok büyük bir bölümünü en başından itibaren şekillendirme fırsatına sahip olduk. Yerleşik bir otelde göreve başladığınızda, zaten var olan bir kültür, operasyon ve iş yapış biçimi bulunur. Burada ise bunların tamamını kendimiz inşa ediyorduk.

Jumeirah Marsa Al Arab’ın nasıl bir otel olmasını istediğimizi, misafirlerin buraya geldiklerinde nasıl hissetmelerini amaçladığımızı, tesisin farklı bölümlerinin birbiriyle nasıl çalışacağını ve aynı derecede önemli olarak, nasıl bir ekip ve kurum kültürü oluşturmak istediğimizi düşünmemiz gerekiyordu.

Otel, rezidanslar, marina ve villalardan oluşan bu ölçekte bir tesiste bunu tek başınıza yapamayacağınızı da çok hızlı bir şekilde öğreniyorsunuz. Dünyanın dört bir yanından 1.400’den fazla çalışma arkadaşını bir araya getirdik. Benim rolümün önemli bir bölümü, herkesin ne yaratmaya çalıştığımızı anlamasını sağlamak ve ardından kendi uzmanlıklarını bu projeye yansıtabilecekleri alanı onlara bırakmaktı.

Profesyonel açıdan benim için dönüm noktası da burada ortaya çıktı. Başlangıçta aldığınız kararların, yıllar boyunca bir otelin karakterini nasıl şekillendirdiğini çok net bir şekilde görüyorsunuz.

Jumeirah Marsa Al Arab, küresel “en iyi oteller” listelerinde (Top 20) kısa sürede yerini aldı. Sizce bu başarı neyi temsil ediyor?

Bu başarı, Jumeirah Marsa Al Arab ile yaratmak üzere yola çıktığımız vizyonun güçlü bir şekilde onaylanması anlamına geliyor. Açılıştan bu kadar kısa süre sonra böyle bir takdir görmek, tesisin şimdiden küresel ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Dubai’nin giderek gelişen ultra lüks destinasyonları arasındaki amiral gemisi konumunu da güçlendiriyor.

Bu projeyi diğer lüks otellerden ayıran temel fikir neydi? Sizce gerçekten fark yarattığınız nokta neresi oldu?

Jumeirah Marsa Al Arab’ın temelinde, bir lüks destinasyonun ne olabileceğini yeniden tanımlama fikri vardı. Misafirperverlik, wellness, gastronomi ve kültürel bağın, Arap mirasına gerçekten kök salmış bir anlayışla bir araya geldiği modern bir majlis yaratmak istedik.

Yola çıkarken inşa etmek istediğimiz şey buydu ve bugün Jumeirah Marsa Al Arab da tam olarak bunu temsil ediyor. En çok gurur duyduğum nokta ise bu deneyimin bir bütün olarak ortaya çıkması. Kurduğumuz ekip ve oluşturduğumuz kültür tek bir noktaya odaklandı: Misafire tesisi kendi istediği şekilde deneyimleme özgürlüğü vermek, bunu yaparken de deneyimin hiçbir zaman bunaltıcı veya kopuk hissettirmemesini sağlamak.

Otelin süper yattan ilham alan mimarisi güçlü bir kimlik yaratıyor. Sizce günümüzde bir otelin anlatısını şekillendirmede tasarım ne kadar önemli?

Bence son derece önemli, çünkü tasarım bir oteli nasıl deneyimlediğimizi şekillendiriyor. İlk izlenimi yaratıyor; ancak daha da önemlisi, mekânın içinde ilerlerken oranın nasıl hissettirdiğini etkiliyor.

Jumeirah Marsa Al Arab’ın süper yatlardan aldığı ilham dışarıdan çok net bir şekilde görülebiliyor, ancak bu anlayış deneyimin tamamına da yansıyor. Denizle sürekli bir bağ hissi var, mimari farklı manzaraları ortaya çıkarıyor ve hatta giriş deneyimi bile Jumeirah Burj Al Arab’ı çok özel bir şekilde kadraja alacak biçimde tasarlanmış.

Benim için iyi tasarım, bir otelin kimliğini bunu açıklamak zorunda kalmadan ortaya koyabilmeli. Nerede olduğunuzu hissedersiniz, bulunduğunuz yerin karakteri hakkında bir şeyler anlarsınız ve mekânın içinde ilerledikçe yeni katmanlar keşfetmeye devam edersiniz. Tasarımın gerçekten deneyimin bir parçasına dönüştüğü an da budur.

Jumeirah Marsa Al Arab’ı yalnızca bir otel değil, bir yaşam tarzı destinasyonu olarak konumlandırıyorsunuz. Bu fikir nasıl hayata geçti?

Başlangıç noktası marinaydı. Bir süper yat marinası, standart bir otel hizmeti değil ve tüm tesisin karakterini değiştiriyor. Buraya bizimle konakladıkları için değil, kendi nedenleriyle gelen bir sahipler ve ziyaretçiler topluluğu getiriyor. Bu da tek başına bir otelin yaratamayacağı bir enerji oluşturuyor.

Bunun ardından mesele, tesisin her bölümünün farklı şekillerde kullanılabilmesini sağlamaktı. Rezidanslar bize kalıcı bir topluluk kazandırdı. Sahil yürüyüş yolu ve restoranlar ise şehirde yaşayan insanlara otele giriş yapmadan buraya gelmeleri için bir neden sundu.

İşte bu karışım, burayı bir otelden ziyade bir destinasyona dönüştürüyor. İnsanlar burayla farklı seviyelerde ve farklı nedenlerle etkileşim kuruyor.

F&B alanındaki geçmişiniz düşünüldüğünde, deneyiminiz tesisin gastronomi vizyonunu nasıl etkiledi?

Çok doğrudan etkiledi. Yıllarca restoranlarda çalıştığınızda, yiyecek ve içeceği başlı başına bir deneyim olarak düşünüyorsunuz ve tüm gastronomi programının başlangıç noktası da buydu.

En önemli konu, her mekânın var olmak için gerçek bir nedeni olduğundan emin olmaktı. Bu kadar çok restoran ve bar olduğunda, hepsinin zamanla birbirine benzemeye başlaması riski ortaya çıkıyor. Bu nedenle her birinin kendi kimliğine, kendi mutfak disiplinine ve kendine özgü bir misafir profiline sahip olması gerekiyordu.

The Fore bunun iyi bir örneği. Sabah kahvaltısında tek ve büyük bir alan olarak hizmet verirken, öğle ve akşam yemeklerinde dört farklı restorana dönüşüyor. Operasyon açısından kolay değil; ancak tekrar hissi yaratmadan misafirlere geniş bir seçenek yelpazesi sunuyor.

Time Out

Günümüz gezginleri gerçekten ne arıyor? Son yıllarda lüks algısı nasıl değişti?

Lüks, son yarım yüzyılda birkaç farklı değer üzerinden şekillendi. Önce maddi varlıklar, ardından deneyimler ve daha yakın dönemde wellness ile sakin ve mahrem bir hizmet anlayışı öne çıktı.

Şimdi ise bağlantının öne çıktığını görüyoruz. Misafirlerin artık erişim konusunda eksikliği yok. Eksik olan şey zaman. İnsanların istediği, gerçekten kendilerine ait olan; sevdikleri ve değer verdikleri insanlarla geçirebilecekleri zaman.

Konaklama sektörü açısından bu, uyum sağlanması gereken geçici bir trend değil. Daha ziyade sektörün asıl çıkış noktasına, yani ev sahipliği sanatına yakın bir anlayışa geri dönüş anlamına geliyor.

Farklı bölgelerde çalışmış biri olarak, kültürel çeşitlilik misafir deneyimlerini tasarlama biçiminizi nasıl etkiliyor?

Türkiye, Ürdün, Birleşik Krallık ve şimdi de Birleşik Arap Emirlikleri’nde çalıştım. Her pazar, misafirlerin konaklama deneyimini nasıl yaşadığına dair bana farklı bir bakış açısı kazandırdı.

Beklentilerin değişebildiğinin çok daha fazla farkına varıyorsunuz. Bir misafirin ne kadar iletişim istediğinden bir mekânı nasıl kullandığına, tercih ettiği mahremiyet düzeyinden deneyimin hızına kadar pek çok unsur farklılık gösterebiliyor.

Farklı ülkelerde çalışmak size varsayımlarda bulunmamayı öğretiyor. Çok farklı geçmişlerden gelen insanlar için sezgisel ve doğal hissettiren bir deneyim yaratmanız gerekiyor.

Bunun önemli bir bölümü de ekiple ilgili. Farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen çalışma arkadaşlarınız olduğunda, beraberlerinde farklı bakış açıları ve farklı içgüdüler getiriyorlar. Her gün ağırladığımız misafirleri daha iyi anlamamızı sağlıyorlar. Bu da deneyimi daha düşünceli ve nihayetinde daha kişisel hale getiriyor.

Jumeirah’ın bugün küresel lüks konaklama sektöründeki konumunu nasıl tanımlarsınız? Markayı farklılaştıran nedir?

Bizi yönlendiren şey, geleneksel hizmet anlayışının ötesine geçen; sıcaklık ve cömertliğin samimi bir ifadesi olan Arap misafirperverliğinin özüdür. Kendimizi yalnızca konaklanacak bir yer olarak değil, küresel kültür ve bağlantının buluştuğu bir majlis olarak görüyoruz.

Bu konumlandırma, giderek metalaşan lüks pazarında bizi farklılaştırıyor ve dünyanın en etkili konaklama markası olma vizyonumuzu da şekillendiriyor.

Burj Al Arab gibi bir ikonun liderliğini üstlenmek sizin için kişisel olarak ne ifade ediyor?

Jumeirah Burj Al Arab bir ikon ve sektörün sınırlarını aşan nadir yapılardan biri. Dubai’ye hiç ayak basmamış insanlar bile bu binayı biliyor. 1999’da açıldığında Dubai’yi küresel haritaya taşıdı ve o zamandan bu yana dünyanın lüks konaklamaya bakışını şekillendirdi.

Otelin gelişiminde böylesine önemli bir dönemde bu yapının liderliğinin bana emanet edilmesi, olağanüstü bir ayrıcalık. Aynı zamanda böylesine sıra dışı bir mirasa sahip bir destinasyonun geleceğine yön vermek de inanılmaz bir fırsat.

Tüm bu deneyimlerin ardından, bugün “gerçek lüksü” nasıl tanımlıyorsunuz?

Benim lüks anlayışım; kişiselleştirme, anlamlı deneyimler, inovasyon, kültürel bağ ve yalnızca geleneksel ihtişama odaklanmak yerine yeni standartlar belirlemek üzerine kurulu.

Bugün gerçek lüks, yalnızca maddi gösterişten ziyade özen, duygusal bağlar ve özgünlükle ilgili.

Son haberler
    Reklâm