Haberler / Komedi

Yasemin Şefik, ‘Ne Münasebet’ gösterisiyle İstanbul Komedi Festivali'nde

yasemin şefik

Mizaha ilginiz nasıl başladı? Bu konuda kendinizi nasıl geliştirdiniz?
Küçükken annemin saç tarağını alıp aynanın karşısına geçer, kendi kendime konuşmaya başlardım. Bu konuda gösterdiğim en iyi gelişme, tarak yerine mikrofona geçmiş olmamdır. Neden böyle bir cevap vermeyeyim ki? Şarkıcılar tam olarak böyle anlatıyor halbuki. Neyse olay nasıl başladı tam olarak bilmiyorum. Bunu zaman zaman ben de düşünüyorum. Ne zamandı acaba diye... Kendimi yakaladığım yer, genelde arkadaşlarımlayken hicvettiğim durumlardı. Yoo, ben bir zorba değilim. Tamamen mizahi bir anlatım biçimi. Geliştirme kısmım ise radyo ile beraber başladı. Yayında anlattıklarım, tarzım, kendi karakterimin (ergenlikten çıkış-büyümeyeceğim denilen kara boşluk), kimliğimin netleşmesiyle oluştu.
Uzun yıllardır radyo programcılığı yapıyorsunuz. Modunuzun iyi olmadığı günlerde programa yaklaşımınız nasıl oluyor?
İlginçtir ki program yapmasaydım, bir terapiste sık seanslarla gitmem gerekebilirdi. Kendi iç hesaplaşmalarımı, sorunlarımı unutup size de sizinkileri unutturmaya çalışıyorum. Böyle bir süper görevin varken, modunu sorgulamıyorsun.

Radyo programında konuk ağırlamak da tecrübeyle gelişiyor olmalı. Nasıl konuklar sizi
zorluyor?
Kesinlikle öyle. Şöyle düşünün, evde misafir ağırladıkça pratikliğiniz, idare etme şekliniz, analiziniz gelişiyor. Radyo programım ‘Hitnoz’da, klişe gibi gelecek belki ama evimde
misafir ağırlıyorum. Eskiden olsa beni en çok ‘konuşmayan konuklar’ zorluyor derdim. O konuda da bambaşka formüller geliştirdim. Konuşmuyorsa, onun yerine anlatıyorum.

Kendi programlarınızı dinlediğiniz oluyor mu?
Radyo ya da TV programlarımı dinlemekten, izlemekten hoşlanmıyorum. Bu, şu anlama gelmesin. Berbatlar! Kendime çok kızıyorum dinlerken ya da izlerken. “Burada niye bu kadar gülmüşüm, şunu niye sormamışım, bu yorum olmuş mu?” diyorum.

Stand-up malzemenizi nasıl topluyorsunuz? Performanslarınızda genellikle hangi konulara değiniyorsunuz?
Organik pazardan. Evet, tam olarak öyle. Organik pazardan topluyorum. Hayatın ta kendisi bu pazarın yeri. Kendinle uğraşmaya başladığın, değişimlerin, çevrede olup bitenler, sokaktan gelen sesler, kavgalar-gürültüler, aşklar, acılar-flörtler, aileler, yalnızlar, botokslar ya da beyaz saçlar... Aklına ne gelirse, hepsi var! Stand-up gösterimde aktüel bir akış oluyor. Günümüzün korkunç ve vazgeçilmez sosyal medya hali, ünlü olmaya çalışmak, aşk ve yapay zeka kavramları… Tüm bu kaos, yüzümüze kahkaha olarak çarpıyor.


Sizi en çok kimler ve neler güldürüyor?
Beni en çok sinirli insanlar güldürüyor. Hani bir anda bağırmaya başlıyorlar ve mimikleri de o bağırdıklara kelimeye yetişmek için çabalıyor ya... Tam da orada kendimi tutamıyorum. Şayet bu işin güldüren ustalarını soruyorsanız, buralar yanar! Cem Yılmaz, Ferhan Şensoy,
Yılmaz Erdoğan diye başlayıp Gülse Birsel, Ata Demirer, Doğu Demirkol, Ezgi Mola... Of çok uzun liste! 

Peki, Türkiyeli seyircileri sizce en çok neler güldürüyor? Yıllar içerisinde güldüğümüz konular nasıl bir değişiklik gösterdi?
Aşk ve seks, hâlâ çok güldüklerimizden... Çünkü oralarda sıkıntı var. “Amaan bak yıllar sonra buna çok güleceğiz, boş ver üzülme,” diyen bir toprağın hikayesinde, kahkahalık konu çoktur. Yıllar içinde belki de sosyal medyanın faydası diyebilirim; fiziksel eksiklik-fazlalık, taciz ve tecavüz gibi zorbalık, şiddet içeren konular şaka unsuru olmaktan çıkıyor. Eğer yapılan şakanın kinayesi mevcutsa kabul görüyor.

Türkiye ve dünya gündemi performanslarınızı nasıl etkiliyor?
İşim anlatıcı olmak. Ve gündem dediğinizde olumsuz kısmını düşünerek cevaplamam gerekirse, iki bakış açısı sunabilirim. Birincisi, “Bu konu için ne yaparsam aydınlatıcı
olurum?” diye soruyorum. İkincisi, “Bu konunun ağırlığından bir an olsun beni dinleyen ve izleyenleri nasıl kurtarabilirim?” diye düşünüyorum.

BKM’de daha önce ‘Beni Bilirsin! Arkandan Konuşmam’ isimli stand-up şovunuzu sahnelemiştiniz. Şimdi sizi ‘Ne Münasebet’ isimli performansınızla izleyeceğiz. Bu performansın öncekinden ne gibi farkları var? ‘Ne Münasebet’ için nasıl hazırlandınız?
BKM, İstanbul Komedi Festivali’ni başlattığından beri her gün hazırlanıyorum. Bana verdikleri müthiş destek, “Eyvah, bu sene sınıfta kalmamam lazım,” hissi gibi. Anlatıcı olmanın verdiği kısmı kurguyla birleştirmeyi aslında sahne aldıkça öğrendim ve öğreniyorum. ‘Ne Münasebet’ önceki gösterime göre kurgusunun akışında kendini hissettiriyor. Bir film gibi başlayıp, böyle son mu olur diye sinir bozacak cinsten. Hani diyorlar ya “Hazırlık aşamasında çok eğleniyoruz” diye. Valla zerre eğlenmedim. Kaygı bozukluğu yaşatıyor. Hazırlık değil ama “Oh hazırım,” dediğiniz kısmı eğlenceli. Ama asla tam olarak hazır
olamıyorsun.

Arkadaş ortamlarında da güldüren, sürekli espriler patlatan biri misiniz? Mesleğiniz
günlük hayatınıza, ilişkilerinize nasıl yansıyor?
1. Herhalde.
2. Öyle olmasa ne görüşecekler benimle?
3. İnsan kendisi hakkında ‘Çok acayip şakalar yaparım, oooo esprilerim gırla’ yazamıyor.
4. İtici miyim ben ya?
5. Yapmayın bana bunu. Ya sadece beni sevdikleri için gülüyorlarsa? Mesleğim günlük hayatta şöyle: Ay nereden buluyorsun bu lafları? Şarkıcı bilmem kim
gerçekten o kadar çirkin mi? O oyuncu niye ayrılmış şundan? Sorular, sorular... İlişki derken aşk hayatımı mı soruyorsunuz?


Size göre mizahın dokunulmazlığı var mı? Her şeye dair mizah yapılabilir mi?
Mizah... Yani gülmece, güldürmece. Dokunamazsın; o öyle akılda, havada, kahkahada kalır. Her şeyin mizahı yapılır. Siyaset, ölüm, aşk, seks, cinayet... Aklınıza ne geliyorsa. Ancak burada anlatım biçiminiz, ses tonunuz, tarzınız şakayı şekillendirir. Anlattığınız konuyla bir derdiniz olmalı. Vurgulamanız gereken bir mevzu olması şart. Cenazede sevdiğiniz birinin acısını çekerken güldünüz mü hiç? Sinirler boşalır, gülersiniz... Sonra zaman geçer, o güldüğün an gelir aklına. Ölüm, şaka gibi anılır.


2 Kasım, BKM Mutfak Çarşı, 21.00, 39 TL

 

Advertising
Advertising