0 Beğen
Kaydet

Benedikt Frey röportajı

Tanışmanız gereken, üretken bir isim Alman DJ ve prodüktör Benedikt Frey. Geçtiğimiz ay yayınladığı ‘MRT001’ ve ‘Reframe’in akabinde bu ay INIT projesi de meyvesini veriyor.

Müzik nasıl hayatının merkezine oturdu? “İlk gençliğimde bir punk grubum vardı, sonra turntable’ları ve elektronik müziği keşfettim…” şeklinde başlayan bir hikâyen var mı senin de?
Hayır, hiçbir zaman bir grubum olsun istemedim. Bilgisayar büyülüyordu beni. Gençliğimi bilgisayar oyunları oynayarak harcadıktan sonra yaşça büyük birkaç arkadaşım, 17 yaşımdayken beni Ableton ile tanıştırdı. Benim için oyun oynamakla benzer bir aktiviteydi Ableton’da müzik yapmak, hâlâ da öyle! Hep yeni bir engel var karşınızda. En güzel tarafı ise her şeyin size bağlı olması. Ailem müzikle çok ilgili değildi ama en başından beri müziğe olan tutkumu destekledi. 17 ve 23 yaşlarım arasında müzik yaptığım bir odam vardı evde. Böyle bir alanım olmasaydı ve onlar beni desteklemeseydi, müzikte kendi stilimi yaratmam daha zor olurdu.

Biyografinde caz, krautrock ve minimal müziklere meraklı olduğun yazıyor. Bu merakın prodüksiyonlarını nasıl etkiliyor?
Söylemesi zor. Kesinlikle en çok sevdiğim şey her parçadaki geçişleri inşa etmek. Müzikte canlılık ve ustaca yapılmış her şey hoşuma gidiyor. Gerisi size kalmış.

Love Pain Sunshine & Rain adlı bir plak şirketin var ama başka etiketlerden de prodüksiyonlar yayınlıyorsun. Live at Robert Johnson da bunlardan biri. Robert Johnson pek çok DJ’e göre dünyanın en iyi gece kulübü. Nedir sence farkı?
Çaldığınız ortamın bir parçası olabiliyorsunuz Robert Johnson’da. Klimalı bir DJ kabini, eğlenen kitle ile aranıza mesafe koymuyor. Ortamın sıcaklığı insanların dans edip etmediğinin bir kanıtı oluyor. Ayrıca kulübün büyüklüğü, ses sistemi ve ekipmanı da çok iyi.

En başta Suedmilch adıyla tech-house parçalar yayınlıyordun. Sonrasında analog sound’lara yöneldin; analog öğeleri, elektronik seslerle harmanlamaya ve kendi adınla müzik yayınlamaya başladın. Analog merakın nereden çıktı?
Müzik prodüksiyonu yaparken sadece bilgisayar kullandığınızda öyle bir an geliyor ki bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorsunuz. Ve boşluğu sadece analog enstrümanlar doldurabiliyor…

Geçtiğimiz ay hayli meşguldün. Live at Robert Johnson etiketiyle dört parçalık ‘Reframe’ adlı bir 12” yayınladın. Lux Records’un kardeşi MRT etiketiyle ise ‘MRT001’ çıktı piyasaya. Neden bir ayda iki çalışma birden?
Böyle şeyleri planlamıyorum pek. Öyle oluverdi…

INIT adlı, Nadia D’Alo ile hayata geçirdiğin projenden bahsedelim biraz da. John Talabot’un Hivern Discs’inden Mayıs ayında bir EP çıkarmıştınız. Goth bir havaya ve yavaş bir ritme sahip ‘Talking about Talking’ parçanız harikaydı. Kendi prodüksiyonların ve INIT arasına nasıl bir sınır çekiyorsun?
INIT albümü bu ay piyasaya çıkıyor. Diğer işlerime kıyasla daha deneysel ve kompleks, çünkü ikimiz de farklı sound’ları harmanlamak için epey efor sarf ediyoruz. Her şeyi dört elle yapıyoruz, dört kulakla dinliyoruz. Parçalar da 4/4’lük bas davullar olsa da, tam bir kulüp müziği değil.

Başarıyı nasıl tanımlardın? Hiç müziğinin değerinin anlaşılmadığını düşündün mü?
Değeri bilinmedi diyemem ama prodüksiyonlarımın anlaşılmadığını düşündüğüm oldu. Prensiplerinize bağlı kalın, tanımadığınız insanlara güvenmeyin ve başarı kelimesinin anlamını sorgulayın.

Yorumlar

0 comments