Binbir gece şarkılarının sahibesi: Yasmine Hamdan

Lübnanlı Yasmine Hamdan, Nisan’da verdiği İstanbul konserinin ardından bu ay ‘Al Jamilat’ albümündeki parçaların remikslerinin yer aldığı yeni çalışmasıyla karşımızda.

yasmine hamdan
Nadir Sönmez |
Advertising

Jim Jarmusch imzalı ‘Only Lovers Left Alive / Sadece Aşıklar Hayatta Kalır’ (2013) filmiyle kült bir statüye erişen Yasmine Hamdan 2017 yılında yayınladığı ikinci solo albümü ‘Al Jamilat’ ile otantik havalı elektronik pop şarkılarını dinleyiciyle buluşturmuştu. Özellikle bu albümdeki ‘Balad’ parçasıyla bizi esrarengiz âlemlere sürükleyen Hamdan’ın şarkıları yeni versiyonlarıyla ve ‘Jamilat Reprise’ ismiyle bu ay tekrar görücüye çıkıyor. Brandt Brauer Frick, Shed ve Acid Arab’ın da aralarında bulunduğu yetenekli müzisyenlerin remiksleri ve yeniden düzenlemelerinin yer aldığı albüm piyasaya çıkmadan önce, Hamdan soluğu İstanbul’da aldı. Geçtiğimiz Nisan ayında Cemal Reşit Rey’in oturmalı salonunda gerçekleşen konserin seyri, sanatçının sonlara doğru yaptığı dans çağrısıyla bir anda değişti. Ayaklanan seyirci kitlesinin sahne önünde yerini alarak kendini oryantal ezgilere kaptırması ise uzun sürmedi. Sahnede hem çok rahat olan hem de büyüleyici bir hava yaratmayı başaran sanatçıyla Fransız Kültür Merkezi’nin kafesinde buluştuk ve müzik serüvenini, hayata bakışını, Orta Doğu coğrafyasını nasıl algılandığını konuştuk.

 

İstanbul’da birçok kez konser verdiniz. İstanbul seyircisini nasıl anlatırsınız?

Konser salonlarına göre değişiyor. Seyircinin çok dikkatli ve sessiz olduğu konserler de gördüm, kendinden geçerek müziğe katıldığını da. İstanbul’a gelmeye devam ediyorum çünkü buradaki dinleyiciyle sevgimiz karşılıklı.

Bir şehirde size neler ilham veriyor? İstanbul’da hafızanızda kalan anılar hangileri?

Çok seyahate çıkıyorum ve bir şeyler görmeye ve insanlarla tanışmaya ihtiyacım oluyor. Genelde manzaralar ve mekanlar aklımda kalıyor. Bazen de gece eğlenceleri ve yemek. Eğer bir şehirde yediğim yemekler iyiyse oraya kesinlikle tekrar giderim. Ve İstanbul’da yemek harika, inanılmaz restoranlara gittim.

Şarkılarınız dinleyiciyle paylaştığınızda artık sadece size ait olmaktan çıkıyor ve dinleyicilerin size karşı ne hissettiği konusunda belirleyici oluyorlar. Bu durum sizin için ne ifade ediyor?

Bunu düşünmemiştim. Bu güzel ve şiirsel bir durum. Şarkılarda müzisyenler ve prodüktörlerin aralarında olduğu birçok insanla işbirliği yaparak kendimi ifade ediyorum. Bunu karşılıklı ve organik bir alışveriş alanı gibi görüyorum. Bir yanıyla bana çok benzese de bir yanıyla da benden çok uzak. Ve benim seyirciyle tanışmamı sağlıyor. Müzik yapma sebebim de bu alanda var olma isteğimdi.

Psikoloji eğitiminiz insanlarla ilişkinizi ve yaşadıklarınızı yorumlayışınızı nasıl etkiledi?

Birçok konuda gözlerimi açtı ve beni hassaslaştırdı. Ayrıca şarkı sözlerimde farklı karakterler yaratmamı sağlayan içe bakışımı geliştirdi. Sezgilerimi geliştirmemde de yardımcı oldu. Kendimi tanımamda da etkili oldu ama bunun için psikoloji eğitimi yetmiyor. Analize de girdim. Biz mimari yapılar gibiyiz ve kendimizi değiştirmemiz gerçekten çok zor. Döngülerimizi değiştirmek de öyle. Bazen küçük bir değişim başkalarını da tetiklemek için kapı açabilir ve bu heyecan verici. Yine de değişimin bu denli zor olduğunu görmek korkutucu. İnsanın kendini değiştirmesi bu denli zorken bir ülkenin değişimini tahayyül etmek daha da güç. Ama bu mümkün. Psikoloji ve analiz bana bunu öğretti.

Soapkills grubuyla çalıştığınız bir dönemde yazdığınız ‘Assi’ şarkısını son albümünüze koydunuz. Bu şarkı nasıl tekrar gündeme geldi?

Şarkılar belli dönemlerde oluşuyor. Bir kısmı yaşamaya devam ediyor. ‘Assi’ şarkısını söylemeyi hep istiyordum ama kesin formunda karar kılamıyordum. O yüzden onu bir kenara koymuştum. Ne yapacağımı bilemediğim bir dönem onu tekrar ortaya çıkardım. Bir durum ve karakter hayal etmeye başladım. Bir Mısır şarkısından etkilenerek bir ilişkide acı çeken ve bunu seven bir karakter düşündüm. Sonra renkler gelmeye başladı. Dramatik bir şeylerin vuku bulduğunu hayal ettim. Benim için bir tablo gibiydi ve albümün rengine de katkısı oldu. Kelimelerle anlatması zor çünkü renkler, sesler, ritimler ve dokular aracılığıyla da hayal ediyorum. Mantığa dayandırmıyorum.

Bu ay piyasaya çıkan ‘Jamilat Reprise’ albümünüzde Matias Aguayo ve Olga Kouklaki gibi başarılı müzisyenlerle çalıştınız. Diğer müzisyenlerin şarkılarınızla etkileşimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Onları ektiğim tohumları büyüten su gibi görüyorum. Müziğimin gelişmesine katkıda bulunuyorlar ve beni kendi müziğim içinde seyahate çıkarıyorlar. Bu hem zenginleştirici bir deneyim, hem de mahcup edici bir yönü var.

İbrahim Maalouf, Mashrou’ Leila gibi Lübnan menşeli müzik grupları Türkiye’de ilgi görüyor. Keşfedilmesinden hoşnut olacağınız ve sevdiğiniz müzisyenler kimler?

Hangi milliyetten olduklarından ziyade, insanların sevdikleri müzisyenleri dinlemesi önemli. Müzik sınırları olmayan evrensel bir dil. Etniğe, kimliğe, dine dayalı bir şekilde tanımlamaya gerek yok. Hislere hitap etmesi önemli.

Arapçanın farklı diyalektlerinde şarkılar söylüyorsunuz. Bir dönem İngilizce şarkı sözleri yazdığınız halde sonrasında hep Arapça yazmak konusunda kararlılık gösterdiniz. Bu seçiminizde neler etkili oldu?

En başta İngilizce denedim ama öyle devam etmesini istediğimden emin değildim. Babaannem Asmahan’ın şarkılarını dinlerdi. Onun dünyasını keşfetmeye başladığım bir dönem oldu. Bir taraftan da kimlik krizindeydim. Lübnan’dayken evimdeymişim gibi gelmiyordu. Savaş da bunda etkili oldu. Ben de kaçışımı 30’lu ve 40’lı yılların Arap müziğinde buldum. Zamanla bu müziği yapabileceğimi anladım. Heyecan verici olmasının yanı sıra feminen ve politik bir yönü de vardı. Sanki Arap kültüründeki yerimi icat etmek bana kalmış gibiydi. Arapça şarkı söylemek moda değildi ve bir kadın olarak bunu yapmak zordu. Mesela maçoluğu tarif eden şarkı sözlerim vardı. Ama yaptıklarımın her zaman mizah ve şefkat içeren yönleri de oldu. Müziğin evrensel olması ve her yere ulaşabilmesi gerektiği prensibinden yola çıktım. Başta çok eleştirildik çünkü kutsal gibi görülen eski Arap şarkılarını da yorumluyorduk. Avrupa’ya gittiğimde ise müzikal sınırları fark ettim. Dahil olunması gereken kategoriler olduğunu. Ama bu tür tanımlar kısıtlayıcı.

Popülariteniz yaşadığınız coğrafyayla ilgili klişe algıların değişmesinde rol oynuyor mu?

Avrupa’da bazen yaptığım müzik kafalardaki Arap müziğini karşılamadığı için ayrımcılığa uğradığımı hissettim. Mesela bir radyo programında albümle hakkında “Bu gerçekten Arap müziği mi?” diye tartışılmıştı. Son albümle insanların daha açık görüşlü olduğunu ve kapıların daha kolay açıldığını fark ettim. Orta Doğu’da olup bitenlerin ertesinde insanlar artık televizyonda duyduklarından farklı şeyler öğrenmeye ihtiyaç duyuyor. Bu insanlar da alternatifleri keşfetmeye yatkın oluyor. Ve sanat her türlü politiktir.

Bir müzisyenin politik sorumlulukları olmalı mı? Neden sanatçılara geldikleri coğrafyanın politik durumuna dair sorular yöneltilir?

Bence hepimizin olmalı. Dünyanın gidişatıyla ilgili herkes sorumluluk almalı. İnsanların kararları diğerleri üzerinde de etkili oluyor. Dünyayı değiştirmek mümkün olmasa da herkesin yapabileceği bir şey var. Bu ne yediğinle ilgili de olabilir, hangi haberleri izlediğinle ya da internette ne kadar vakit geçirdiğinle de. Gündelik hayatı nasıl yaşadığımız ve ne kadar şanslı olduğumuzu fark etmemiz önemli. Çünkü etrafımız açlıktan ve savaştan ölen insanlarla dolu. Sanatçı olmak insanların seni dinlemesi gibi bir durumu da beraberinde getiriyor. Ama sanatçının başkaları için değil kendisi için sanatçı olması gerektiği de unutulmamalı. Bu egoist bir şey ama nasıl idare ettiğin önemli. Kendine karşı ne kadar dürüst olduğunla ilgili bir durum. Sanatla özgürleşebileceğimizi düşünüyorum. Belki romantik gelebilir ama bu kadar kişinin kendini pazarlamasına dayalı bir toplumda masumiyet ve naifliği korumaya çalışıyorum.

Bir söz yazarı olarak edebiyatla ilişkiniz nasıl? Bugünlerde kimleri okuyorsunuz?

Zola, Balzac, Diderot. Bu klasik yazarların bütün kitaplarını okuduğum bir yıl olmuştu. Bugünlerde okumak için daha az zamanım var. Budizme dair okuyorum. John Berger harikadır. John le Carré’nin son kitabı çok güzel. Nazım Hikmet’i de severim.

Lübnan mutfağından vazgeçilmezleriniz neler?

Naneli yoğurtla yediğimiz kousa mahshi (kabak dolması), yaprak dolma ve shish barak (bir tür mantı). Tabuleyi de çok severim. Baharatlı bir patates yemeği olan Batata harra’yı da öyle.

‘Al Jamilat’ piyasada

Advertising