Cazzip Project

Erhan Ertetik, Ertuğrul Biber ve Aslı Özer’in kurduğu üçlü bir süre önce ‘Stories’ adlı ilk albümlerini piyasaya sürdü.

Cazzip project
Nadir Sönmez |
Advertising

Nasıl tanıştınız ve beraber müzik yapmaya başladınız?

Aslı Özer Cazzip Project 2012 yılında, piyanoda ben, bas gitarda Erhan Ertetik ve davulda Ertuğrul Biber’in bir araya gelmesiyle ortaya çıktı. Aslında bizi bir araya getiren kişi GüçBaşar Gülle’dir. Bir gün bir telefon geldi “Seni birileriyle tanıştıracağım, birlikte çok iyi çalarsınız. Modern müzik akademisinden (MMA) çocuklar, çok iyiler!” dedi. Ben o sırada kendisinden caz teori dersleri alıyordum. Bu vesileyle Güç Hoca’nın başında olduğu MMA’da eğitim gören Erhan, Ertuğrul ve Ozan’la tanıştım. Elimde bir süre önce bitirdiğim ‘7 Motions’ bestesi vardı. İlk provada ortaya çıkan enerjiyi çok iyi hatırlıyorum! Birbirimizi bulduk demiştim.

Yaptığınız müziğin türüne işaret eden hem de kelime oyunu içeren bir isminiz var. Bu isim fikri nasıl ortaya çıktı?

Erhan Ertetik Evet, tahmin ettiğiniz gibi caz ve cazibenin birleşiminden oluşuyor. İsmi Aslı bulmuştu, ‘cazip bir caz projesi’ fikrinden geliyor.

Ertuğrul Biber Ben ziplenmiş caz diyorum mesela.

Her birinizin Cazzip Project dışında farklı profesyonel hayatları var. Cazzip hayatınızın neresinde duruyor?

Ertuğrul Ekip üyelerinin Cazzip Project dışında dahil olduğu diğer projeler ve hatta iş hayatları var. Ama hepimizin en büyük tutkusu Cazzip. Farklı tarzlarda projelere dahil olmak hoşuma gidiyor. Cazzip’in yanında hem popüler hem de alternatif müzik türlerinde yer aldığım projeler var.

Erhan Psikoloji mezunuyum ama müzikle tanıştıktan sonra tek isteğim müzik dolu bir hayat geçirmek oldu. Bunu şu ana kadar başarabildiğimi düşünüyorum. Popüler müzik piyasasında birçok albüm kaydında bulunuyorum, Türkiye’nin önde gelen şarkıcılarına sahnede eşlik ediyorum. Müzisyenliğin keyifli yanlarından biri farklı tarzlarda çalmak ama Cazzip hayatımın projesi ve beni çok heyecanlandırıyor. Bizi yaşatan da bu heyecan ve enerji zaten.

Aslı Benim müzik hayatım dışında bol seyahatli bir kurumsal iş hayatım var. Ama müzik tutkusu başka. Ona her türlü zaman yaratıyorum.

 Bu yoğun tempoda beste yapma süreciniz nasıl işliyor?

Aslı Albümde tamamı kendi bestemiz olan altı parça var. Dördü kendi kompozisyonum, diğer ikisi ise üçümüze ait. ‘Rainbow’ ve ‘H.I.P.’ prova esnasında çıkarttığımız parçalar. Beste yapma süreci tamamen duygu yoğunluğuyla ilgili, tarifi zor. Mesela ‘Rainbow’u bestelerken keyiften çığlık attığımızı hatırlıyorum. Kendi bestelerime gelirsek, genelde evde tamamlayıp provada bizimkilerle paylaşıyorum. Erhan ve Ertuğrul da bestelerin vücut bulmasını sağlıyor. Bestelerken kafamda bas ve davula dair ne duyuyorsam, provada aranje ederken birebir aynısını çalıyorlar. Bu uyum bize çok güç veriyor.

Üç kişilik bir grupta ilişki dinamikleri ve iş bölümü nasıl oluyor?

Aslı Sanırım grup olmanın ve üretken olabilmenin en önemli kısmı burada yatıyor. Birbirimizi tamamlıyoruz ve inanılmaz bir uyum içinde çalışıyoruz. Besteyi evde yapsam bile provada kafamdakini yansıtan, hatta daha da ileriye taşıyan ekip arkadaşlarım var. Tam olarak bir iş bölümü var diyemem. Sık sık toplantılarımız olur, konuya göre iş bölümü yaparız.

Erhan Aslı’dan sabaha karşı bir e-posta gelebiliyor ve açtığınızda harika bir melodi dinliyorsunuz. Sonra heyecandan uyuyamayıp, üzerinde düşünüp ilk provayı bekliyorum. Ben de evde Cazzip için bir şeyler kaydedip yolluyorum.

İlk albümünüz ‘Stories’ yayınlandı. Nasıl bir süreçten geçtiniz?

Aslı ‘Stories’e hazırlanmamız beş yıl sürdü. Bunun nedeni, hissettiğimiz ve çalmayı hayal ettiğimiz müziği tam olarak ortaya koymak istememizdi. Dolayısıyla çok emek, çok çalışma var arkasında. En önemlisi de tutku. Bu beş yıl içerisinde sadece ‘Stories’i bitirmedik, ikinci albümün parçalarını da çıkarmış olduk.

Erhan İkinci albüm parçalarının hazır olması motivasyonumuzu artırıyor. Yeni düzenlemeler, yeni melodiler ve gün yüzüne çıkmamış hisler bekliyoruz bizi. ‘Stories’e gelince, besteler biriktiğinde “Hadi artık bir albüm çıkarabiliriz,” diyerek kayda girdik. Ama istediğimiz gibi olmadı. Kayıt psikolojisi başka bir şey, kendinizi motive ve hazır hissetmeniz gerekiyor. O günkü psikolojiniz direkt olarak kayda yansıyor.

Ertuğrul Bu yüzden ikinci defa stüdyoya girdik ve ‘Stories’i kaydettik. Sonrasında da TMC ile görüştük ve onların desteğiyle ilk albümümüzü çıkardık.

Albümün ve şarkıların isimlerini İngilizce seçmişsiniz. Bu şekilde dijital müzik platformlarında uluslararası dinleyiciye daha kolay ulaşacağınızı düşünüyor musunuz?

Aslı Kesinlikle. Bunun sebebi, İngilizcenin enternasyonal bir dil olması. Küreselleşme çağındayız, dijital platformlardan yayınladığınız herhangi bir materyal ya da görsel Japonya’dan Arjantin’e, anında milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Türkçe tabii ki ana dilimiz ve çok değerli. Türkçe bir albümle diğer kitlelere ulaşamazsınız diye bir durum yok. Ama İngilizce, diğer kültürlerle iletişim anlamında kolaylık sağlıyor. Caz müziğinin kitlesini de göz önünde bulundurduğumuzda bestelerimiz sadece Türkiye ile sınırlı kalmamalı, globalleşmeli diye düşünüyoruz.

Sanat disiplinlerinin ve türlerin iç içe geçtiği bir çağdayız. Caz için de durum böyle. Siz kendi müziğinizi nasıl anlatırsınız? Hangi isimlerden besleniyorsunuz?

Aslı Bence bu mükemmel bir şey! Hiçbir fikir, sanat sınırlandırılmamalı, hatta birbirinden beslenmeli. Türlerin iç içe geçmesi demek, daha fazla zenginlik demek. Caz da gelişiyor ve değişiyor. Bizim müziğimiz bana göre jazz-fusion-progressive bir müzik. Güçlü bir enerjisi var ve birçok melodi, birçok ritimden oluşuyor. Tek bir ritimden yürüyüp standart formlardan oluşturmadık parçaları. Mesela ‘7 Motions’ klasik cazdaki AABA veya ABAC gibi değil, yedi bölümden oluşuyor! Her birinde farklı ritim oyunları, melodiler var. Etkilendiğimiz birçok caz müzisyeni var tabii ki, ama bazılarına öncelik verecek olursak Hiromi Uehara, Chick Corea Elektric Band, E.S.T., Avishai Cohen, Mark Guiliana ve hatta yeni nesilden Gogo Penguin bile diyebiliriz.

Ertuğrul Müziğimizde bolca aksak zamanlı ritim ve poliritmik öğeler kullanıyoruz. Bu, hem kendi müzisyenliğimizi hem de projemizi olumlu etkiliyor. Aynı zamanda yaratıcılığımızı ve tekniğimizi geliştirdiğine inanıyorum. Bu örnekleri canlı performanslarımızda, yeni aranjelerle birlikte daha sık dinleyebileceksiniz.

İstanbul caz sahnesini nasıl buluyorsunuz? Dinlemeye gittiğiniz müzisyenler kimler?

Aslı Türkiye’de birçok değerli caz müzisyeni var. Eskiden Quartet Muartet vardı, çok güzel bir projeydi. Bu projenin müzisyenlerini hâlâ takip ediyorum. Fahir Atakoğlu’nun caz albümleri favorilerimdendir. Kerem Görsev çok değerli bir caz piyanisti. Çok önemli çalışmaları, albümleri var. Yeni nesilden Çağrı Sertel çok güzel, modern sound’lu albümler yaptı mesela. Ercüment Orkut ve Can Çankaya da beğendiğim piyanistlerdir. Aydın Esen bir maestro zaten, listemin en başında.

Erhan Yeni mekanların açılması da biz müzisyenler için mutluluk verici. Yaptığımız projeleri paylaşmak, beğendiğimiz projeleri dinlemeye gitmek gerçekten hayatımızın en keyifli yanlarından. Aslı’nın paylaştığı isimlerin yanına Cahit Kutrafalı ve Alp Ersönmez’i eklemek istiyorum.

Ertuğrul Caz sahnesinin her geçen gün daha geniş kitlelere ulaştığını gözlemliyorum. Haftanın neredeyse her günü değerli müzisyenlerin İstanbul’un bir köşesinde sahnelerinin olması çok sevindirici. Benim ekleyebileceğim müzisyenler ise Volkan Öktem, Cem Aksel ve Sarp Maden.

Genç Caz kariyerinizin neresinde duruyor?

Aslı 2014’te Genç Caz’a katıldık. Benim için çok özel bir yarışma, çünkü ilk kez profesyonel olarak bir sahnede yer almıştım. Ve çok geniş bir kitleye, bir sürü cazsevere çalmıştık! İlk deneyime göre çok güzel bir performanstı. Hem kendi bestelerimizden hem de caz standartlarından oluşan bir repertuvar oluşturmuştuk. Dinleyicinin geri bildirimi de çok güzeldi!

Advertising