Kerem Görsev: “Piyano bence müziğin amiral gemisi.”

Büyük tutkuları olan ve yaşamını onun etrafında şekillendiren insanlar vardır. Hayatının merkezine caz müziğini yerleştiren piyanist Kerem Görsev, işte o şanslı insanlardan biri.

Kerem Görsev
Nadir Sönmez |
Advertising

Her fırsatta usta müzisyenlerin üzerindeki etkilerinden bahsedyor, ülkemizdeki ve yurt dışındaki cazcılarla albüm ve konserlerinde sayısız iş birliği yapıyor, radyo ve televizyon programlarıyla geniş kitlelerin caz müziği algısıyla oynuyor… Üstüne üstlük her daim üretmeye devam ediyor. Tabii ki Kerem Görsev’den bahsediyoruz. Müzisyenin Instagram hesabına göz atarsanız bir sabah Lale Plak’ta bulduğu bir Donald Byrd albümüyle nasıl neşelendiğini ya da konser öncesi pantolon ütülerken nasıl eğlendiğini görebilirsiniz. Yeni ‘After the Hurricane’ albümünü vesile ederek Görsev’e sorularımızı yönelttik.

 

1994 yılından beri albüm yapıyorsunuz. Her yeni kayıtla birlikte önceki kayıtların anısı zihninizde canlanıyor mu?

Hiçbir zaman albüm yapmış olmak için stüdyoya girmedim. Her albümün bir hikayesi, bir yaşanmışlığı var. Zaten müzikler o hikayelerden çıkıyor. Tabiat olayları, kadınlar, hayvanlar, dünyanın ekolojik dengesi, Türkiye’nin sosyo-ekonomik durumu gibi çoğaltabileceğim gizli kahramanları var o hikayelerin. Yaşanan hikayeleri kurşun kalemle kağıt üzerinde notaya döküyorum. Ertesinde çalıyorum ve bakıyorum. İçime sinerse de albüme koyuyorum. Albümler böyle oluşuyor.

Albümdeki ‘Cat Shalter’ parçasını Emirgan’da yaşayan kabadayı bir sokak kedisi için bestelemişsiniz. Bu kedinin hikayesini paylaşabilir misiniz?

15-16 yaşlarında, artık kahverengiye dönmüş sarı renkli çok pejmürde bir kediydi. Kimseye yaklaşmazdı. İki sene evvel şiddetli bir kış oldu. Eşim ve kızımla birlikte ona bir kulübe yaptık. Evin bahçesine koyduk. İçine battaniye ve havlu serdik, üstüne yağmurdan ya da kardan etkilenmesin diye naylon geçirdik. Yemesi için tavuk sote koyduk ve o da istemeye istemeye geldi. 10-15 günlük soğuk bir dönemdi ve üçüncü gün öldü kulübede. Son günlerini güzel geçirdi yani. Üzüldüğümüz için o parçayı ona yapmıştık.

Babanızın vefatından sonra bestelediğiniz ‘December’ yas sürecinizi nasıl etkiledi?

O parçaya babam öldükten sonra başladım ve parçayı bir anda yazamadım. Kasım ayında vefat etti. Bir nota geldi aklıma. Başladım ve bıraktım. Aralık ayıydı. Bir melodiyle uyandım. O notanın üstüne devam ettim ve babama ithaf ettim. Beste bir anda geliyor, melodisi oradan oraya sürükleniyor ve final yapıyorsunuz.

Son albümünüzü Brooklyn’deki The Bunker stüdyosunda dört saatte kaydettiniz. Sizi bir kayıt esnasında şaşırtan ne olabilir? O anın psikolojisi müziğin icrasında etkili olur mu? Ya da bir besteniz kayıtta değişikliğe uğrayabilir mi?

Caz müziği herkesin kalbine, ruhuna, sinir sistemine göre yorumlanan bir müzik. Ya da ülkelere ve sosyo-ekonomik durumlara göre. Ben klasik müzik kökenli olduğum için benim caz bestelerimde hep klasik bir form var. Parçanın melodisi başlıyor ve bitene kadar öyle gidiyor. Armonisi ve ritmik formları da aynı. Fakat parça bittikten sonra solo doğaçlama kısmı başlıyor. İşte orada insanlar kendi kişiliklerini ortaya koyuyorlar. Müzikal fark orada gerçekleşiyor. Biz albümün kaydını yemek molası da dahil olmak üzere dört saatte bitirdik. Çünkü ben o parçayı beynimde zaten bitirmiştim. Kayıt öncesi Ferit Odman’la birlikte Bodrum’daki evimde üstünden bayağı geçtik. Parçanın formlarını ve kimlerin nerede solo çalacağını belirledik. Kayıt benim için lezzetli ve mutluluk vericiydi.

Bu albümünüzde trompette Terell Stafford ve kontrbasta Peter Washington ile çalıştınız. Müziğinize etkileri nasıldı?

Önemli müzisyenler. Kendi yorumlarıyla müziğimi alıp başka yerlere götürdüler. Ferit Odman’ın da bazı albümlerinde çalmışlardı. Kaydı Amerika’da yapmamın sebebi de onların müzisyenliğine duyduğum saygıydı.

Hayatınızda tecrübe ettiğiniz bir durumdan esinlenerek de beste yapıyorsunuz, toplumsal nitelikte olaylardan etkilenerek de. Müzisyenlik, gündeme tepkinizi göstermek için size nasıl bir ifade gücü veriyor?

Yaptığım müzik enstrümantal ve sözsüz bir müzik. Hislerimizi parmaklarımızdan çıkacak melodi ile anlatmaya çalışıyoruz. Tabii parçaların hikayelerini anlattığımızda insanlar daha iyi algılıyor. Caz müziği bir masal anlatma sanatıdır. Yaşadığımız olayı CD yapıyoruz ve konserlerde onun hikayesini anlatmaya başlıyoruz. Hikayeyi bilen dinleyici müzikle daha birebir ilişki kuruyor.

Dünyadan pek çok müzisyenle iş birliği yapıyorsunuz ve önemli uluslararası festivallerde çalıyorsunuz. Tanışmalar nasıl gerçekleşiyor?

Alan Broadbent ile 2010’dan beri yapıyoruz bir şeyler. Bir önceki albümümün yaylılarını çaldı. Prag’da kaydettiğim ‘To Bill Evans’ albümünde orkestrayı yönetti. Önemli müzisyenlerle iyi ilişkiler kurmamda belirleyici olan şeyler var: Aynı şeyi düşünmek, zihnimizde aynı sesleri barındırmak, bazı konularda asla taviz vermemek (tahta enstrümanlarla çalmak, akustik caz sevmek) gibi… Benim çaldığım caz müziğini Yeşiller Partisi gibi düşünebilirsiniz. Duyarlı, tabiatı ve doğayı seven, kültür ve sanatla beslenen ve hayata bakışları bambaşka insanlar. Bir araya geldiğimiz zaman gür bir ses çıkardığımıza inanıyoruz. Ben de bana hayal kurduran usta müzisyenleri dinleyerek kendi müziğimi kurmaya başlamıştım.

Caz müziğinin azınlık bir kitle tarafından dinlenmesi hangi koşullarda değişebilir?

Dijital müzik platformlarında caz dinleniyor. Müzisyenler için en güzeli albümlerin daha çok satılması olurdu ama CD almaya bütçesi yetmeyecek dinleyicilerin de bu platformlar üzerinden caza ulaşması güzel. Tabii ki pop müzik kadar yaygın dinlenemez ama caz aslında dinleniyor.

Taşınamayan bir enstrüman çalmak nasıl? Hangi özellikleri piyanoyu sizin için vazgeçilmez kılıyor?

Her konserimde istediğim piyanoyu getirtiyorum. Albümlerimde kullandığım piyanoyu konserde de çalmam gerekiyor. Piyano bence müziğin amiral gemisi. Onla arkadaşlık etmekten ve 51 senedir hiç bitmeyen bir flört yaşamaktan çok mutluyum.

Tekne ve deniz tutkunuzun müziğinizle etkileşimi nasıl?

Deniz bambaşka bir tutku. Geceleyin ıssız bir yerde yıldızların altında bir piyano konçertosu dinler ve hayatınızın değiştiğini hissedebilirsiniz. Bana huşu veriyor ve hayal gücümü çok tetikliyor. Deniz çok güçlü. Kimse deniz çıldırdığı zaman karşısında duramaz. Denize ve tabiat anaya saygılı olmak lazım.

Türkiye’de caz müziği dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olmak size neler hissettiriyor?

Öteki müzisyenlerden biraz daha şanslıyım. Yedi-sekiz sene televizyon programı yapmamın tanınmamda faydası oldu. Çok yetenekli ve taviz vermeyen onlarca müzisyen var. Kendimi onlarla çalışan bir can miğferi gibi düşünüyorum.

‘After the Hurricane’ piyasada. Kerem Görsev Quartet Zorlu PSM Caz Festivali kapsamında 5 Mayıs’ta Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde, 20.30, 35-70 T

Advertising