Nadine Shah röportajı

Bir müzisyenseniz adınızın PJ Harvey ve Nick Cave gibi isimlerle aynı cümlede kullanılmasından büyük iltifat olamaz. Nadine Shah işte bu şerefe sahip olmuş biri. Shah son albümü ‘Fast Food’u James Manning’e anlattı.
James Manning |
Advertising

Babanın dinlediği Urduca müziklerin sana ilham verdiğini söylüyorsun. Bu müziklerle aran hep iyi miydi?
Yok canım, eskiden babamın araba kullanırken dinlediği kafa şişiren şeylerdi. Urduca bilmiyordum, yaşım küçükken Pakistanlı olmaktan da nefret ederdim. Irkçılığa az da olsa maruz kaldım, dolayısıyla babamın kültüründen gelen her şeyi reddediyordum. Ama artık Pakistan müziklerini çok seviyorum, iki kültürün de içinde büyüdüğüm için kendimi şanslı hissediyorum.

Geçtiğimiz yıl yayınlanan albümün ‘Fast Food’ hakkında neler söylemek istersin?
‘Fast Food’ şimdiye dek birlikte olduğum ya da körkütük âşık olduğum insanların portrelerinden oluşan bir katalog aslında. 20’li yaşlarımın sonuna yaklaşıyorum, artık ilişkilerimde çok daha rahatım. Eskiden aşırı paranoyak ve kıskançtım.

Yani albümdeki şarkılar otobiyografik mi?
Evet. Şarkı sözlerim metaforlara dayanmıyor, dümdüz anlatıyorum derdimi dinleyicilere. Şarkıları açıklamam istendiğinde “Duymuyor musun, şarkının adı ‘Divided’. İçinde senin şehrin ve benim şehrim gibi sözler geçiyor. Uzun mesafeli bir ilişki hakkında olduğu çok açık değil mi?” diye sorasım geliyor. Bu durum beni biraz da üzüyor, “Acaba yeteri kadar açık olamadım mı, daha fazla detaya mı girmeliydim?” diye düşünüyorum.

Hayatını bu şekilde dinleyicilerine ifşa etmekten rahatsızlık duyduğun oluyor mu hiç?
İlk albümüm ‘Love Your Dum and Mad’ iki yakın arkadaşımın ölümüyle ilgiliydi ve oradaki şarkıları çok daha kolay yazmıştım. Şimdiyse kendi kirli çamaşırlarımı ortaya döküyormuşum gibi hissediyorum. Düşünsene, bu şarkılarda bahsettiğim tüm insanlar kendilerinden söz edildiğinin farkındalar.

Eski sevgililerle ilgili bir albüm yaparken duygusallaşmak çok da zor olmasa gerek.
Öyle olmasını hiç istemiyordum. Şimdi isim vermeyeyim ama çok yetenekli harika bir kadın müzisyen var, ne yazık ki son albümü tam bir kaybeden edebiyatıydı. Aslında kadın acayip cool, güçlü biri, ama albüm tam anlamıyla sefilleri oynuyordu. En istemediğim şey bu tuzağa düşmekti.

Peki, albümün adını neden ‘Fast Food’ koydun?
Çünkü kısa sürmüş tutkulu aşk maceraları hakkında bir albüm. Bu isim aynı zamanda kayıt sürecine de bir gönderme. İki ay içinde kaydedip bitirmiştik albümü.

Prodüktörün Ben Hillier’in albüme nasıl bir katkısı oldu?
İkimizin albüm üzerindeki etkisi yarı yarıya diyebilirim. Tüm besteler ve şarkı sözleri bana ait ama şarkılara karakterlerini kazandıran Ben oldu. Başka kimse de yapamazdı bunu zaten.

Yakın gelecekte yine birlikte çalışmayı düşünüyor musunuz?
İkimizden biri nalları dikene kadar Ben ile çalışmak istiyorum. Şimdiye dek görüştüğüm yapımcıların hepsi sesim nedeniyle benden bir Adele yaratmaya çalıştı. Vokalin, müziğin yalnızca bir parçası olduğunun farkında değillerdi.

Müzik endüstrisinin kadınlara biçtiği rol biraz da bu değil mi? Diva olmak.
Aslına bakarsanız ben çok şanslıyım; çünkü hep açık kafalı insanlarla çalışma fırsatı buldum ve asla cinsiyetçiliğe maruz kalmadım. Ama hâlâ gıcık olduğum bir şey var: Sahneye çıktığımda insanlar şirin bir elbise giyip ukulele çalmamı bekliyorlar. Biz bir rock grubuyuz, hepimizin farklı bir görevi var ve gümbür gümbür bir müzik yapıyoruz.

Advertising
This page was migrated to our new look automatically. Let us know if anything looks off at feedback@timeout.com