Nick Cave şarkılarına ilham veren isimler

25. İstanbul Caz Festivali’nin en heyecan verici konseri şüphesiz Nick Cave & The Bad Seeds’den geliyor. Şimdi, Nick Cave şarkılarına ilham veren isimlere göz atmanın tam sırası.

Nick Cave
Ediz Pekinli |
Advertising

Hayatı ve sanatıyla ilgili kendi ağzından çıkan en detaylı açıklamaları yaptığı 2014 tarihli ’20,000 Days on Earth / Dünyada 20.000 Gün’ filminde şarkı yazarlığını tanımlarken bu işi kontrpuan sanatına benzetiyordu Nick Cave. Nasıl kontrpuan başta birbiriyle alakalı görünmeyen iki melodiyi bir araya getirip yepyeni bir şey yaratıyorsa, şarkı yazarı da bir araya gelmeyeceği düşünülen iki temayı buluşturmalı, şaşırtıcı ve sarsıcı bir eser ortaya çıkarmalıydı. Okyanus ötesinden gelen tuhaf bir punk icra ettiği The Birthday Party günlerinden günümüze gelinceye kadar asla bu ilkeden şaşmadı Nick Cave. İster piyano başında tek başına şarkı söylesin, ister roman yazsın; hep zıt temalardan beslendi, farklı karakterlerden ilham aldı.

Nick Cave’in Melbourne’deki bir sanat merkezinden gelen rica üzerine kaleme aldığı bir liste var. Sidney’deki Sir Stamford at Circular Quay otelinin antetli bir kağıdına Hatırlanması Gerekenler (More Things to Remember) başlığıyla yazılmış bir ilham listesi. Şair Emily Dickinson ile başlayıp El Greco’nun ‘Toledo Manzarası’ resmiyle bitiyor. Art arda dizilmiş isimler arasında bekleneceği üzere müzisyenler, yazarlar, şairler var. Fakat aynı zamanda Muhammed Ali, Buster Keaton, Hristiyan azizleri ve Marilyn Monroe gibi farklı karakterlere de rastlıyoruz. Listenin sonuna küçük bir not bırakmış Nick Cave: “Yarın biraz daha yazıp yollayacağım.” Daha fazla isim yollayıp yollamadığını bilmiyoruz, ama söz konusu ona ilham verenler olunca aklından çok daha fazla isim geçtiğini söyleyebiliriz herhalde.

Nick Cave’i özel kılan şeylerin başında bu eklektik referans dünyası geliyor. Müzikal anlamda The Stooges’dan The Clash’e uzanan yırtıcı bir damarı var müziğinin. Öte yandan Nina Simone ve Miles Davis de özellikle son albümlerde kolaylıkla fark edebileceğiniz ilham kaynakları. Bu iki kutuptan kimi zaman biri, kimi zaman diğeri ağır basıyor.

Kurduğu ortaklıklar da Cave’in müziğinin olmazsa olmazları arasında. İlk gençliğinde Mick Harvey, olgunluk dönemindeyse Blixa Bargeld, Nick Cave’in müziğine önemli katkılarda

bulundu. Bugün Warren Ellis aynı işi üstleniyor diyebiliriz. Cave kesinlikle doğru referanslar kadar doğru insanları bulmayı da biliyor.

2015 yılında talihsiz bir kazada oğlu Arthur’u kaybeden Cave’in bir daha sahneye dönüp dönmeyeceğini bilmiyorduk. Derken 2016 yılında şimdiye kadar yaptığı en dokunaklı albüm olan ‘Skeleton Tree’ ile karşımıza çıktı. Oğlunun kaybıyla başa çıkmaya çalıştığı albümün kayıt süreci yönetmen Andrew Dominik tarafından ‘One More Time with Feeling’ (2016) adında bir belgesele çevrildi. Albümün en etkileyici parçalarından biri ise W. G. Sebald’ın aynı adlı kitabına işaret ederek ‘Rings of Saturn’ adını taşıyor, geçmişin kayıpları temasında birleşen iki eserin yolları böylelikle kesişmiş oluyordu.

Açıkçası Nick Cave’i bir daha sahnede görmek konusunda çok büyük bir umudumuz yoktu. Verdiği demeçlerin büyük bir kısmında artık yalnızca kendisi için yazdığını, evinden pek çıkmadığını söylüyordu. Fakat hayatta kalmanın yolunun üretmeye devam etmek olduğuna karar verdi. 10 Temmuz 2018’i bir kenara not edin, 17 yıl sonra İstanbul’da tekrar Nick Cave’i ve ekibini ağırlıyoruz, bundan daha güzel bir haber olabilir mi?

10 Temmuz, Küçükçiftlik Park, 19.30, 135-600 TL. Ön grup: Lara Di Lara

Advertising