Salon İKSV ekibi ile yeni sezon ve şehrin müzik sahnesi üzerine

İstanbul’un iyi müzik mabedi Salon İKSV 2017-2018 programını açıkladı, bize de mekânın eş başkanları Deniz Kuzuoğlu ve Egemen Eti’ye merak ettiklerimizi sormak düştü.

Son yıllarda İstanbul’daki konser sayısının azalmasının yerli müzik sahnesine yararlı olduğu konuşuluyor hep. Yabancı isimleri İstanbul’da daha az canlı dinleme imkânı bulmamız sizce yerli müzik sahnesini gerçekten olumlu yönde etkiledi mi? Hem kayıtlarını hem de canlı performanslarını başarılı bulduğunuz kimler var yerli sahneden?
Egemen
Yabancı grupların İstanbul’a daha az uğramasının, yerli grupların daha çok sahneye çıkması açısından elbette olumlu bir etkisi oldu. Ancak bunun genel olarak seyirciyi ve grupları ne kadar olumlu etkilediğini görmek için biraz zamana ihtiyaç var. Neyin nasıl değiştiğini yabancı gruplar İstanbul’a yine sık geldiğinde anlayabileceğiz. Can Kazaz, Cihan Mürtezaoğlu, The Ringo Jets ve Gevende ise sahne performanslarını sevdiğim müzisyenler.

Deniz Bu soruyu son bir senedir sürekli duyuyoruz. Salon’un açıldığı günden beri yerli sahnenin yeni isimlerine her zaman sahnesini açtığını gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. 2015-2016 sezonunda 67 yerli sanatçıya yer vermişken, 2016-2017 sezonunda yine 60’dan fazla isme yer vermişiz. Yerli müzik sahnemiz şu an çok hareketli ve verimli. Göz önünde olmalarını sadece yabancı gruplar ile ilgili sıkıntılara bağlamak bence çok yanlış olur. Mekânlardan önce kitleleri onları sahiplendi, bu ilgiyi sonuna kadar hak ediyorlar. Bizlerin görevi ise onlara ne olursa olsun her zaman yer vermek ve desteklemek. Yerli sahne bu sektörün can damarı. Hem kayıt hem canlı performans olarak sevdiğim ve ilk aklıma gelen isimler ise Bubituzak, Jakuzi, Mind Shifter, Gevende ve Kalben.

Salon’un yeni sezon programını oluştururken kriterleriniz nelerdi? Geçen sezondan farklı neler bekliyor izleyiciyi?
Egemen Deniz programı yaparken üzerine en çok konuştuğumuz şey, hem Salon’a yeni seyirciler kazandırabilmek hem de halihazırda Salon’u takip eden insanların yeni müzikler keşfedebilmesini sağlamaktı.

Deniz Öncelikli kriter, yerli veya yabancı kim olursa olsun türünün en iyi örneklerini sahneye çıkarmak. Sanatçıları programa almadan önce, mümkün olduğunca canlı performanslarını da izlemeye çalışıyorum. Programın son haline gelmesi ise neredeyse bir yıllık bir çalışmanın ürünü. Her sezon için getirmek istediğimiz isimler ile yazışmaya başlıyoruz, turne tarihleri ve bütçe uygunluğu yakaladığımız isimleri programımıza alıyoruz. Salon her sene yeni isimler ve keşifler ile izleyicinin karşısına çıktığı için onları yine, yeni ve başka mekânlarda bulamayacakları sanatçılar, performanslar ve deneyimler bekliyor.

Bundan birkaç sene önce İstanbul belki de konser ve festivallerin altın dönemi olarak tanımlayabileceğimiz zamanlar geçirdi. Babylon, Salon ve başka mekânlarda konserlerin çakıştığına tanık olduk; kimi zaman üst üste birkaç gün harika konserler izledik. Sizce o hareketli zamanları tekrar yaşayabilecek miyiz?
Egemen Elbette.

Deniz Kesinlikle. Her ne kadar dışarıdan rakip gibi görünsek de belli başlı mekânlar ve festivaller olarak sürekli iletişim halindeyiz ve bunun için kafa yoruyoruz. Hepimiz yaptığımız işi en iyi şekilde yapmaya devam ediyoruz ve bu çabaların karşılıksız kalmayacağını düşünüyorum.

Müzisyen ve gruplar hâlâ İstanbul’a gelmeye çekiniyorlar mı? Siz Salon’un yeni programını oluştururken bu anlamda bir zorluk yaşadınız mı?
Deniz Geçtiğimiz sene çekinceleri olan isimlerle karşılaştık, ikna süreçleri yaşadık. Bu sezon ise bir iki örnek dışında hiç denk gelmedik, hatta önceden çekinceleri olan isimlerin artık bu tür bir endişe içinde olmadıklarını dahi gördük.

Bu yaz yurt dışında hangi festivallere gittiniz? Bu festivallerde keşfedip Salon programına aldığınız isimler var mı?
Deniz Hem ekipçe hem de kişisel olarak Primavera Sound, Rock Werchter, Lollapalooza gibi büyük festivallere bazen iş bazen de zevk için mutlaka gidiyoruz. Ama keşif için özellikle benim katıldığım belli başlı showcase festivalleri var. Her sene kesin gittiğim iki festivalden biri Hollanda, Groningen’deki Eurosonic. Diğeri ise İngiltere, Brighton’daki The Great Escape. Bu festivaller özellikle müzik sektörü profesyonellerine yönelik olduğu için hem onlarca grup izleyebiliyorsunuz hem de konferanslara katılıp, ajanslarla toplantılar yapabiliyorsunuz. Bu sene yine bu iki festivalde izleyip, programa aldığım isimler oldu. Julie Byrne, Siv Jakobsen ve açılış konserimizde sahneye çıkacak Roosevelt gibi. Ayrıca zaman zaman konferanslara, toplantılara konuşmacı ya da katılımcı olarak davet alıyoruz. En son bu seneki Primavera Sound festivalinde ‘Hiring Musicians’ başlığı altında bir panelde konuşmacıydım.

Beyoğlu’nun eski günlerini aradığımız şu zamanlarda Beyoğlu’na gitmek için sebeplerimizden biri hâlâ Salon. Semtin durumu sizi nasıl etkiledi ve etkiliyor? Seyirci sayısında bir düşüş oldu mu mesela? Ya da “Salon’u belki de başka bir semte taşımanın zamanı geldi” diye düşündünüz mü hiç?
Egemen Benim çocukluğumda Beyoğlu genel olarak kötü gazino ve pavyonların olduğu, Galatasaray’dan sonra pek bir şeyin olmadığı, güvenli olmayan bir yer olarak anlatılırdı. O kravatla çıkılan Beyoğlu değildi. Sonraki yıllarda büyük çoğunluğun eğlence merkezi oldu yeniden. Bu düşüşün değişeceğini ve Beyoğlu’nun yine kültür, sanat ve eğlencenin merkezi olacağını düşünüyorum. Salon yerinde güzel. Başka yerde olsun istemezdim.

Deniz Semtin önceki zamanlara göre durgunluğu bizi kişisel olarak etkilese de, katılım olarak bir negatif etki görmedik. Hatta geçen sezon kendi bilet rekorumuzu kırdık. Ne olursa olsun hiçbir zaman, ‘başka bir yere gidelim’ fikri aklımıza bile gelmedi. Egemen’in de dediği gibi Salon yerinde güzel. Ben Beyoğlu’nun yeniden canlanacağına inananlardanım. Bir de son bir-iki senedir sürekli bunu konuşmak, ağıt yakmak yerine, sevdiğimiz mekânlara, dükkânlara sahip çıkmak gerektiğini düşünüyorum.

Davetiye istekleri sizi nasıl etkiliyor? Çoğunluğun bilet almadığı ve genel kitlenin davetiye peşinde koştuğu doğru mu? Sizin tarafınızdan nasıl görünüyor bu tip istekler?
Egemen Davetiye istemenin ya da vermenin yanlış, sevimsiz bir şey olduğunu düşünmüyorum. Önemli olan alışkanlık haline getirmemek. Çoğunluğun davetiye peşinde koştuğuna katılmıyorum.

Deniz Ben Egemen’e göre biraz daha katıyım galiba bu konuda. Ama genelleme de yapamam. Salon özelinde gerçekten çoğunluk davetiye peşinde koşuyor diyemem. Mekân olarak davetli oranımız oldukça düşük. Bu işin çok basit bir mantığı var; sevdiğiniz mekânların / festivallerin var olmaya devam etmesini istiyorsanız, yerli / yabancı izlemek istediğiniz isimleri o sahnelerde görmek istiyorsanız, bilet almalısınız. Sektörün sürdürülebilirliğinin temeli bilet satışına dayalı. Sadece gelir olarak da değil bu bahsettiğim, misal yurt dışından gelen grupların haftalık bilet raporu istediğini pek kimse bilmez. Bunu sormalarının sebebi bütçe de değildir. Ne kadar insana çalacağım, beni / bizi görmek istiyorlar mı, o ülkede nasıl ve ne kadar bir kitlem var sorularının da karşılığı aslında bu sayı onlar için.

Salon’un #peçeteyeistek kampanyasıyla size ulaşan isimler arasında bu sezonun programına giren sanatçılar var mı? Bu istekleri ne kadar dikkate alabiliyor ve hayata geçirebiliyorsunuz?
Deniz #peçeteyeistek kampanyasına gelen her isim istisnasız not alınıyor ve değerlendiriliyor. Bazı isimler var Salon kapasitesinde bir mekânda olma ihtimali bulunmayan, ama onun dışında çoğunlukla halihazırda takipte olduğumuz, yazıştığımız isimleri gördük. Bunlardan birkaçı hayata geçtiğinde (ve çoğu geçti bugüne kadar), Salon kitlesinin dahil olduğu bir program yaptığımız hissini yaşıyoruz. Geçen sezon Salon’da çalan Local Natives, Mashrou’ Leila, Anna RF, Battles vs gibi isimler buna örnek. Bu sezon ise Washed Out, Douglas Dare, Wild Beasts #peçeteyeistek kampanyasında sıkça karşılaştığımız isimlerdi. Ama bazen burada kitlesi olduğunu hiç tahmin edemediğimiz isimler de oluyor. Soap&Skin gibi. İşte o zaman seyirciye sormamızın değerini bir kez daha görüyoruz.

Yeni sezonda Gezgin Salon adlı yeni bir etkinlik seriniz başlıyor. Bu seri kapsamında çalacak ilk isim olan Kiasmos’u daha önce Salon’da dinlemiştik. Gezgin Salon projenizin çıkış noktası artık Salon’un kapasitesini aşan ve daha geniş bir kitleye hitap etmeye başlayan isimleri de İstanbul’a getirebilmek mi? Ne gibi planlarınız var bu seri için?
Egemen Ara sıra Salon’un dışına çıkmak uzun süredir vardı aklımızda. Yapmak 10 Eylül’e kısmet oldu. Bu düzenli aralıklarla yapacağımız bir etkinlik serisi değil. Yıl içinde imkân olursa bir, belki iki tane daha yapmak isteriz. Zaman içinde göreceğiz nasıl olacağını.

Deniz Uzun zamandır Salon dışında, tek günlük festival tadında etkinlikler yapmak istiyorduk. Kiasmos turnesi ve bu turne için İstanbul’un uygunluğu, bu fikri hayata geçirmek ve başlamak için çok güzel denk geldi. Çıkış noktasını ise ‘bize her yer Salon’ olarak özetleyebiliriz aslında. Dediğin gibi Salon’a kapasite ve bütçe olarak sığmayan ama İstanbul’da sahne alması gerektiğini düşündüğümüz isimlerle devam etmek istiyoruz. Bu isimler arasında daha önce ağırladığımız sanatçılar da olabilir; ilk defa İstanbul’a gelecek isimler de…

Gezgin Salon kapsamında sezon boyunca nelerle karşılaşacağız? Mekân sadece Beykoz Kundura mı olacak ve ne sıklıkta gerçekleşecek Gezgin Salon konserleri? Belki isim paylaşamazsınız henüz ama Gezgin Salon kapsamında dinleyeceğimiz isimler hangi türlerden olacak mesela? Biraz tüyo verebilir misiniz?
Deniz Gezgin Salon fikri, tıpkı programımız gibi her şeye açık. Beykoz Kundura, İKSV olarak son iki senedir Caz Festivali’nde kullandığımız ve çok sevdiğimiz bir mekân. Ama bir sonraki etkinlikte başka bir mekâna da gidebiliriz. Tür olarak da, zaman olarak da, mekân olarak da keskin çizgilerimiz yok.

Salon konserlerinden unutamadıklarınız hangileri? Neden?
Egemen Bu yıl için Anna RF aklımda kalan konserlerden biri. Hem grubun hem seyircinin o kadar çok eğleneceğini tahmin edememiştim. Bu yüzden ekstra keyifli bir konserdi benim için.

Deniz Benim için sanırım en önemli konserler, geçen seneki sezon açılış konserlerimiz olan Battles performansları. Hem Egemen ve benim eş direktör olarak Salon’un başına geçtiğimiz ilk sezonun başlangıcıydı, hem de oldukça zorlu bir yazın ardından sezonu açıyorduk. Aylarca planladığımız o hafta sonuna, neredeyse Salon’da çalışmaya başladığım andan itibaren programa almaya çalıştığım bir ismi denk getirmek ve açılışı onlarla yapmak, hayatım boyunca unutamayacağım iki gün yaşattı bana.

Salon’da konser vermek için İstanbul’a gelen isimlerle birebir ilgilendiğiniz, yemeğe gittiğiniz oluyordur mutlaka. Bu isimlere dair ilginç bir anınızı anlatabilir misiniz? Konser sonrasında irtibatta kaldığınız, hâlâ görüştüğünüz isimler var mı?
Egemen Geç biten bazı konserlerden sonra bütün ekip Salon’da kalıyor, bir şeyler atıştırıp gevezelik ediyoruz. Bazen gruplar da bize katılıyor. Bu gibi durumlarda istinasız çiğ köfte yeniyor ve bütün yabancı müzisyenleri bir anda kendilerine dürüm sararken karşımızda buluyoruz.

Deniz Tabii ki oluyor, bir kısmı ile irtibatımız senelerdir sürüyor. Çiğ köfte ritüellerimiz en iyi hikâyelerimize sebep sanırım ama isim olarak aklıma ilk gelen Ólafur Arnalds. Ólafur’un Salon ekibi ve İstanbul ile ilgili bağını şu şekilde özetleyebilirim: Ne zaman İstanbul’da üzücü bir durum yaşansa, bize ilk yazan, iyi olup olmadığımızı sorar. İlişkimiz sanatçı-mekân bağından çıktı artık. Bir de benim için Angel Olsen’la plakçıları ve Salon dışındaki mekânları gezdiğim gün unutulmazlar arasında.

Salon’un yeni sezonunda kimler var?

Salon’un yeni sezonunda kimler var?

Salon’da sezonun açılış konseri Alman synthpop prodüktörü Roosevelt’ten geliyor (22 Eylül). Neo-klasik akımının temsilcilerinden Zoë Keating (27 Eylül), trip hop sahnesine Norveç’ten katılan Flunk (29 Eylül) ve gitarist-prodüktör Ozan Boz ile vokalist Özgü Özman’ın Toronto’da kurduğu Minor Empire (30 Eylül) ise Eylül’de dinleyeceğimiz diğer isimler. Neo klasik ve minimal elektronik müzik takipçilerinin es geçmeyeceğine emin olduğumuz Douglas Dare (19 Ekim), ‘Compassion’ ile 2017’nin en iyi albümlerinden birine imza atan Forest Swords (28 Ekim) ve Ağustos sonunda ‘TFCF’ adlı yeni albümlerini yayınlayacak art-rock ekibi Liars’ın (1 Aralık) performanslarını ise iple çekiyoruz. Salon’un dolu dolu programındaki diğer konserlere www.saloniksv.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Daha fazla
Editör: Time Out İstanbul editörleri