Skye Edwards: Morcheeba her zaman bizim için kürkçü dükkanı oldu.

Bir janr olarak trip hop’ı hayatımıza sokan gruplardan Morcheeba, bu ay PSM Caz Festivali kapsamında İstanbul’da. Fırsat bu fırsat diyerek, vokalist Skye Edwards ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ediz Pekinli |
Advertising

90’larda yayınladıkları klasiklerin yeri başka elbette ama geçtiğimiz yıl gelen ‘Blaze Away’ albümü de Morcheeba’nın hâlâ formunda olduğunun ispatı niteliğinde. Trip hop’ın emektar ismi Morcheeba’nın PSM Caz Festivali’nde sahne alacağını duyunca vokalist Skye Edwards’a bağlandık.

Uzun bir aradan sonra geçtiğimiz sene Morcheeba olarak yeni bir albüm yayınladınız. 20 yıldan uzun zamandır birlikte müzik yapıyorsunuz. Diğer projelerinizin yanında Morcheeba’nın sizin için anlamı nedir?

18 yaşından beri Morcheeba’nınbir parçasıyım. Artık 42 yaşında olduğumu hesaba katarsak ömrümün yarısından çoğunu bu grubun bir parçası olarak geçirdim, daha öncesini neredeyse hatırlamıyorum desem yeridir. Çok şükür ki ayak uydurması kolay ve rahat bir ekip. Başka projelerle uğraşsak da Morcheebaher zaman bizim için kürkçü dükkanı oldu, dönüp dolaşıp burada kendimizi evde hissettik.

Son albümünüz ‘Blaze Away’deki ‘It’s Summertime’dan bahsederken pop radyolarında çalan ama bir şekilde farklılığını hissettiren bir parça diyorsunuz. Farklı pop şarkısı derken kastettiğiniz nedir? Günümüz pop müziğinin özünde ne var sizce?

İyi pop müziği severim, ancak bu tanım popüler müziğin ancak %5’ine tekabül eder genellikle. İyi bir pop şarkısının üç dakika gibi kısa bir sürede insanı alıp bir maceraya sürüklemesi inanılmazdır. Sanırım popun özünde daha fazla sayıda insanla bir bağlantı kurabilme çabası yatıyor. Elbette bu ince bir denge işi, yeterince cool olmakla herkesin bağ kurabileceği evrensel doğruları dillendirmek arasında bir denge kurmak zorundasınız.

İlk albümünüzden bu yana müziğe yaklaşımınızda neler değişti? Sanatınız nasıl bir ilerleme gösterdi?

Yaşlanmamız ve teknoloji dışında değişen pek bir şey yok aslında. Teknolojinin değişimi müzik üretimimizi, yayınlamamızı ve izleyicilerimizle aramızdaki bağı tamamen yeniden tanımladı. Hâlâ iyi şarkılar yazmayı ve bunları doğru bir atmosferle kaydetmeyi seviyoruz. Doğru olduğunu hissettiğimiz şekilde müzik yapıyoruz, dışarıdaki fırtınalar bizi pek etkilemiyor.

Yetişkinliğe adım attığımız dönemin, bir tür medeniyet zirvesi olarak aklımıza kazındığını söyleyen teoriler var. Hem kariyerinizi şekillendiren hem de gençliğinizi geçirdiğiniz 90’lar hakkında neler hissediyorsunuz? Müzik dünyası bugüne kıyasla o zaman nasıldı?

90’lar gerçekten inanılmazdı. Harika bir deneysellik ve müzikal çeşitlilik vardı. Grunge, elektro ve hip hop, hepsine bayılırdım. Hep punk gibi büyük ve devrimci bir hareket bekledim 90’lardan ama ne yazık ki bu gerçekleşmedi. Müziğin 90’lardan bu yana toplumsal gücünü yitirdiğini söyleyebilirim, en azından o zamanki gücü yok şu anda. Evet, internet her şeyi daha erişilebilir bir hale getirdi ama müziğin bir araya getirici, ilkel yönünü de köreltti.

Morcheeba 90’larda trip hop denince akla gelen birkaç büyük isimden biriydi. Ancak yakından bakınca türün karakteristik yanlarının oldukça dışındaydı. Trip hop öncüsü sıfatı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bugün oldukça sevimli geliyor böyle tanımlar ama geçmişte pek hoşlanmazdık açıkçası. Birçok farklı sanatçıyı tanımlamak için kullanılan bir çatı terimdi aslında trip hop. Tek ortak noktamız kesik ritimlerdi herhalde. İlklerden biri olmamız bizi türün vitrininde tuttu hep. Ama bana sorarsan Portishead’in ‘Dummy’si trip hop’ı tanımlayan albümdür. Bugün bile en iyi trip hop albümü olduğunu söyleyebilirim.

Seyirci kitlenizi nasıl tanımlarsınız? Şarkılarınızın onlar üstünde nasıl bir etkisi var?

Çok farklı kitlelerden dinleyicilerimiz var ama genel olarak müziğimizin hepsi üstünde teskin edici, sakinleştirici bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Türk seyircisi de inanılmaz, coşkulu ama aynı zamanda çok da nazik. İstanbul’da çalmayı çok seviyoruz, PSM Caz Festivali için de sabırsızlanıyoruz.  

Turne boyunca neler dinliyorsunuz, neler size ilham veriyor son zamanlarda?

Kanadalı The Barr Brothers,  Teksas’tan Khruangbin, Londra’dan Djrum. Hiçbir şeye benzemeyen, kendine has bir varlığı olan müzikler her zaman bana ilham veriyor.

3 Mayıs, Zorlu PSM Turkcell Sahnesi, 21.00, 95-125 T

Advertising