Esneyen zaman, büyüleyen renkler

Göz alıcı mimarisiyle her gittiğimizde bizi kendine hayran bıraktıran Perili Köşk’ün ikinci ve dördüncü katlarında, sanat dünyasının global ölçekteki yıldızlarından Bill Viola’nın dünyasıyla tanışabilirsiniz.

1/3
2/3
3/3
Nadir Sönmez |
Advertising

 

Borusan Contemporary’nin düzenlediği ‘Bill Viola: Geçici’ sergisinde, 40 yılı aşkın süredir üretimine devam eden ve video sanatının önde gelen isimlerinden olan Viola’nın farklı dönemlerdeki eserlerini bir arada görebilirsiniz. Sadece hafta sonları ziyaret edilebilen müze, sergi süresini oldukça uzun tutuyor. Yani takvim uyuşmazlığı sebebiyle bu etkileyici sergiyi kaçırma ihtimaliniz yok. Biz yine de ziyaretinizi fazla ertelememenizi ve Bill Viola eserlerini bir an önce görmenizi tavsiye ederiz. Sizi soğuk kış günlerinde pencerelerinden İstanbul’un en güzel halini görebileceğiniz bir yapının içinde sanatla baş başa kalmaya davet ediyoruz. 

Bill Violanın yaşamı ve sanatı arasındaki ilişki

Bill Viola, kendi yaşamını hikayeleştirmek (ya da pazarlamak) konusunda meziyetli bir sanatçı. Bir video kamerayı eline ilk aldığı yıl olan 1970’te bir sanat öğrencisiymiş. O zamanların en yeni teknoloji ürününü ilkel ve elverişsiz diye hatırlıyor. Kırmızı tuşuna basınca kayıt almaktan öteye gidemeyen ve görüntüleri siyah ve beyaz olarak kaydeden bir alet… Yapabilecekleri sınırlı olduğundan, kimse onu bir kariyer aracı olarak görmezmiş. Viola ise o tuşa basıp da görüntülerden önce ortaya çıkan mavi akkoru gördüğünde, içinden bir ses bunu yapmaya hayat boyu devam edeceğini söylemiş. Kamerasıyla ilişkisini böyle romantik ve spiritüel bir tonla dile getiren Viola, o zamanlar sanatçılar tarafından pek rağbet görmeyen bu medyumun kullanım olanaklarını genişleten ve ismi onla anılan büyük bir sanatçı bugün. Video görüntülerin günlük hayatımızda kapladığı yer ve sürekli güncellenen teknolojiyle artan olanakları düşünüldüğünde; Viola’nın öğrencilik yıllarındaki ileri görüşlülüğü, onun dünya çapında ilgi gören büyük bir sanatçı olmasında etkili olmuş diyebiliriz. Ayrıca teknolojinin sürekli yenilenmesi ve video ile ilgili sürekli yeni araştırma alanlarının doğması da sanatının sürdürülebilirliğini sağlamış. Acaba Bill Viola o zamanlar ileride video çağının Rembrandt’ı olarak anılacağını da bilebilir miydi?

Sanatçının biyografisinin sanatının anlaşılmasındaki önemini gösteren bir diğer unsur da su ile kurduğu ilişki. Küçükken kuzeniyle çıktığı bir sal yolculuğunda suya düşen Bill Viola, suyun derinliklerinde gördüğü dünyadan çok etkilenmiş ve yüzeye çıkmak için çırpınmak yerine su altı dünyasının renkleri ve ışıkları tarafından büyülenmiş vaziyette bir süre öyle kalmış. Amcası onu çekip çıkarmasaymış orada kalmaya devam edeceğini düşünüyor. Bu anı öyle bir dönüm noktası teşkil etmiş ki hayatında, su ile ilişkisi sanatının en karakteristik özelliklerinden biri olmuş. Doğum, ölüm, korku, arzu ve acı gibi herkesi ilgilendiren temaları işlerken de suyun insan hayatındaki yerine odaklanıyor. Bu büyük meselelere yaklaşımını belirleyen felsefe ise büyük ölçüde Japonya’da kaldığı bir buçuk yıl boyunca çalıştığı Zen Budizmi olmuş. Hayatı yorumlayışı ayrıca İslam sufizmi ve Hristiyan mistisizminden de esintiler taşıyor. 

Performansı kaydetmek

‘Bill Viola: Geçici’ sergisinde sanatçıyı en derinden hissedebildiğiniz zamanlar, sadece tek bir esere ayrılmış bölümlerde geçirdikleriniz. Her ne kadar birbirlerinden yeterli aralıklarla ayrılsalar da, Viola’nın duvarlara dağıtılmış farklı eserlerinden birkaçı görüş açınıza girdiğinde, karanlık bir odada tek bir videosunu izlediğiniz anki konsantrasyona erişmeniz mümkün olmuyor. Dolayısıyla en büyük etkiyi, diğer ziyaretçilerin varlığını unutabildiğiniz ve eseri tek başına duyumsayabildiğiniz odalarda gördükleriniz bırakıyor. Küçük bir sinema salonundaymışsınız gibi izlediğiniz ‘Sal’ zihninize meditasyon gibi gelecek bir yapıt. Farklı etnik köken ve yaşlardan ve farklı stillere sahip on dokuz erkek ve kadının bir arada dururken, bir anda üzerlerine şiddetle gelen tazyikli suyla nasıl başa çıktıklarını gösteren video hareket, zaman ve yaşam mücadelesi üzerine derinlemesine düşünebileceğiniz bir dünya yaratıyor. Video ağır çekimde gösterildiği için, beklenmedik bir anda üzerlerine dengelerini bozacak şekilde su gelen insanların ifadelerini detaylarıyla inceleyebiliyorsunuz. Hayret, endişe ve korkunun birbirine karıştığı bu ilk tepkileri gözlemledikten sonra, suyun yüksek bir basınçla gelmeye devam etmesi sonucu, insanların düşmelerine ya da dengede kalmak için birbirlerine tutunmaya çalışmalarına şahit oluyorsunuz. Bu süre zarfında, önce gözünüze birbirinden ayrı figürler olarak görünen insanlar, suyun yıkıcı etkisiyle baş etmek için, birbirlerinden destek alıyor. İnsanın yeryüzündeki yaşamının melankolik bir parodisi gibi gözüken bu manzarada, videoda yer almayı seçen insanların, başlarına geleceklerden haberdar olup olmadıklarını merak ediyorsunuz. Suyun gelmesinin kesilmesiyle, başlarından zararsız ama tehditkar bir felaket geçen insanların toparlanma süreçleri de ayrıntılarıyla vuku buluyor.

Su aracılığıyla yaşamsal döngüleri gösteren eserin üzerinde durulmayan ancak çarpıcı olan bir yönü de bedenle kurduğu ilişki. Projede yer almayı kabul etmiş insanların gerçek fiziksel tepkilerini görmemizi sağladığı için performatif yönü güçlü olan ‘Sal’, aslında başarıyla kayda alınmış bir performans sanatı eseri olarak da izlenebilir. Çünkü izlerken, aslında oradaymış gibi hissediyorsunuz. Performansı videoya almak konusundaki başarısında, Bill Viola’nın 1970’lerde Java Adası, Bali ve Solomon Adaları’ndaki geleneksel performatif sanatları çalışmasının ve kayıtlar almasının etkisi olmalı.

‘Yükseliş’ ise, tek bir hareketin bile kendi içinde alçalıp yükselen dinamikleri olan bir kurgu gibi görülebileceğini gösteriyor. Yine ağır çekimin nimetlerinden faydalanan bu videoda, durgun ve karanlık bir suya düşen giyinik bir adamı izliyorsunuz. Bedenin yukarıdan gelerek suya girdiği andan itibaren nasıl hareket ettiğini görüyorsunuz. Önce hızla aşağı inen, sonra yavaşça durulan ve tekrar yüzeye yönelen bu hareketin aşamalarını detaylarıyla takip ederken, ortaya çıkan su baloncukları da seyrinize şiirsellik katıyor. Suya düşen vücudun enerjisinin, hareketin ritmini belirlediği bu çalışmada, tahmin edilebilir basit bir senaryonun bile merak duygunuzu ateşleyebileceğini fark ediyorsunuz.

 

 

 

Advertising