0 Beğen
Kaydet

Ferhat Yeter yeni galerisi Anna Laudel Contemporary'yi anlattı

Erenköy’de bulunan Art350, Karaköy’deki tarihi bir mekâna taşındı ve yoluna Anna Laudel Contemporary ismiyle devam ediyor. İlk sergisini Berlin’deki Bernheimer Gallery iş birliğiyle açan bu yeni sanat merkezini direktörü Ferhat Yeter anlattı

Anna Laudel’in kurduğu, yine sizin direktörlüğünü yaptığınız Art350 Galeri, Anna Laudel Contemporary adıyla tekrar yapılandırıldı. Neden gerek duydunuz buna?
Sergi alanına ilave olarak, sanatseverleri bir araya getirecek, daha kapsamlı,  uluslararası proje ve etkinlikler düzenleyebileceğimiz, Türkiye’den ve yurt dışından sanatçıları ağırlayabileceğimiz, güncel sanat ortamının nabzını tutan yeni bir mekân olsun istedik. Bunları gerçekleştirmek için de yeni kimliğimizi daha doğru yansıtacağını düşündüğümüz Karaköy’deki tarihi binaya geçtik. İsmimizi de galerinin yeni karakterini daha doğru vurgulayan, daha büyük projelerin ve farklı bir konseptin işaretini veren Anna Laudel Contemporary olarak belirledik.

Yeni mekân olarak Karaköy’deki bu beş katlı tarihi binada karar kılarken nelere dikkat ettiniz?
Bundan önceki galeri Anadolu Yakası’nda yer alıyordu ama Türkiye’de güncel sanatın kalbi Avrupa yakasında atıyor. Daha fazla kişiye ulaşabilmemiz için bu adres değişikliğini yapmamız gerekiyordu. Ayrıca, sergilere ilave olarak farklı etkinlikler planlamak, Misafir Sanatçı Programı’nı hayata geçirmek, daha kapsamlı ve uluslararası projelere imza atabilmek için daha büyük ve merkezi bir mekâna ihtiyacımız vardı. Karaköy Bankalar Caddesi’ndeki yeni binamız, konumu, tarihi, büyüklüğü ve tasarımı ile tüm ihtiyaçlarımıza fazlasıyla yanıt veriyor.

Anna Laudel Contemporary’nin Art350’den ve İstanbul güncel sanat alanındaki diğer mekânlardan farklı olarak nasıl bir çizgisi ve vizyonu olacak peki?
Burası, Art350’den farklı olarak daha büyük ve daha uluslararası sergilere ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda Türkiye’den sanatçıları uluslararası platformlarda temsil edeceğiz. Bence güncel sanat mekânını dinamik kılan şey çeşitlilik ve esneklik. Demek istediğim, sadece temsil ettiği sanatçıların sergilerine yer veren ya da sadece büyük veya genç sanatçılarla çalışan bir yer olmak istemiyoruz. Bunların hepsine, kısacası çeşitliliğe açık bir galeri olmak istiyoruz. Sadece güncel sanat değil modern sanat örneklerine de yer veren, farklı akımları içeren sergiler düzenlemek istiyoruz. Sanatseverlerin buluşup fikir alışverişinde bulunduğu, uluslararası sanat ortamıyla birlikte hareket eden, aynı zamanda sanatçıların galeri mekânında konaklayabildiği, yaratıcı projelere imza attıkları bir mekân olmak istiyoruz. Sergi mekânına ek olarak, yerli ve yabancı sanatçıların reprodüksiyonlarının ve sanat yayınlarının yer aldığı Art Shop, güncel sanatçıları desteklemek amacıyla yürütülecek uluslararası Misafir Sanatçı Programı ve Danimarka’nın önde gelen mücevher markası Monies’e ev sahipliği yapıyoruz.

Kültür sanat etkinliklerinin iptal olduğu bu dönemde yeni ve çok daha büyük bir güncel sanat alanı açmak kendi içinde bir tavır da barındırıyor herhalde.
Hiç şüphesiz Türkiye’nin şu anki durumu sanat dünyasını ve mekânlarını etkiliyor. Son dönemde bazı sanat fuarlarının ve galerilerin sanat ortamından çekilmesi ve kapanması çok üzücü. Kurucumuz Anna Laudel’le birlikte inanıyoruz ki özellikle böyle zamanlarda kültür sanatı desteklemek, sorunlarla başa çıkmanın en iyi yolu. Çünkü kültürel hayat devam ettiği müddetçe o ülkenin insanları kendilerini ifade edebilecek bir alan bulur.

‘Ne zaman oynamayı bıraktık...’ adlı ilk serginizin temasından biraz bahsedelim mi?
Serginin küratörlüğünü Isabel Bernheimer üstlendi. Sergide, temaya uygun olarak Bernheimer Contemporary’den Peter Alasztics, Blue and Joy - Daniele Sigalot, Alexander Deubl, Swaantje Güntzel, Felix Höfner, Sebastian Klug, Jan Kuck, Milana Schoeller, Ludovic Thiriez ve Johannes Vetter’in işleri yer alıyor. Sergi, çoğunlukla büyük bir oyunu anımsatan dünyaya ve hayatımıza bakışımızı ele alıyor. Bu büyük oyunda bazen oyunu yöneten biz oluyoruz ama çoğunlukla yönetilen tarafta yer alıyoruz. Hayatımız onunla oyun oynayamayacak kadar değerli ve ciddi. Öte yandan, bu ciddiyetin içinde oyun oynamayı bıraktığımızda hayatımız yaşamaya değer bir yer olmaktan çıkıyor. O nedenle sergi, kendimize “Oyun oynamayı ne zaman bıraktık?” sorusunu yüksek sesle sormayı amaçlıyor.

 

Yorumlar

0 comments