Gökhan Gökseven: "İlhama inanmadığımı söyleyebilirim”

Pilot, Gökhan Gökseven’in ilk kişisel sergisi ‘Tepede bir ev’i ağırlıyor. Sergiyi fırsat bilip, Gökseven’le görsel dünyası, yalnızlık duygusu ve illüstrasyon geçmişi hakkında konuştuk

Gökhan Gökseven
Kaan Kemerli |
Advertising

Bu yaz Pilot’ta sergilenen ‘Yanık Saraylar’ adlı grup sergisinde resimlerini gördüğümüz Gökhan Gökseven, tuhaf karakterleri ve peri masalımsı mekanları barındıran, illüstrasyona yakın bir üslupla resmedilmiş özgün işleri ile dikkatimizi çekmişti. Gökseven şimdi Türkiye’deki ilk kişisel sergisi ‘Tepede bir ev’ ile karşımızda. Sergi Pilot’ta devam ederken, Gökseven’e sanatıyla ilgili merak ettiklerimizi sorduk.

Sizi tanımayanlar için kendinizden ve sanat pratiğinizden bahseder misiniz?

2013 yılında Ringling College of Art and Design, illüstrasyon bölümünden mezun oldum. Hemen ardından New York Academy of Art’ta resim bölümünde yüksek lisans yapmak amacıyla New York’a taşındım. Daha sonra aynı bölümde asistanlık yaptım. Uzun bir süredir aynı çalışma rutinini koruyorum. Genelde günlerimi stüdyoda geçiriyorum, elimde fırça olmasa da orada bulunmayı, atölyenin kokusunu solumayı seviyorum.

Türkiye’deki ilk kişisel serginiz ‘Tepede bir ev’ ay sonuna kadar Pilot’ta sergileniyor. Sergi ismini nereden alıyor? Sergideki resimler birbirlerine yakın zamanlarda mı üretildi?

Serginin isminin de resimlerim gibi yoruma açık olmasını istedim. Herkesin kafasında farklı bir atmosfer yaratacak bir isim tasarladım. Bu ev, kısa bir tatil için kaçılan rahatlatıcı sıcak bir ortam da olabilir, tekinsiz tehlikelerle dolu bir yerde izole bir ev de. Bu geçirgenlik, yoruma açıklık benim için önemli. Sergide yer alan işlerimin çoğunu bu sene ürettim. Ama serginin kavramsal çerçevesine uygun olan 2015 ve 2016 üretimlerim de sergide yer alacak, zira karşınıza çıkacak sorular uzun süredir meselem. 

Yalnızlık duygusu sizin için bir ilham kaynağı mı? Bu duygu işlerinizi, üretim sürecinizi ve verimliliğinizi nasıl etkiliyor?

İlham kaynağından çok yalnızlığı bir durum olarak görüyorum. Hatta ilhama genel olarak inanmadığımı söyleyebilirim. Çalışmak, bakmak asıl mühim olan. Çevrenizdeki herhangi bir şey, sokakta olan bir olay, sokaktaki kedi itici bir güç olabilir. Bu sergi yalnızlıktan yola çıksa da farklı birçok konuya değiniyor. Toplumsal cinsiyetten, aile bağlarının kırılganlığına, erkekliğin inşasına, türler arası ayrıma… Bu farklı alt başlıklar ise yalnızlık temasında bir araya geliyor.

İllüstrasyon geçmişiniz görsel dünyanıza nasıl yön veriyor?

New York Art Academy’deki resim eğitimimden önce Florida’da Ringling College of Art and Design’da dört sene illüstrasyon eğitimi aldım. İllüstrasyon ve resim arasında çok gidip geldim, seçmekte zorlandım. Resim alanında ilerlemeye Vincent Desiderio’nun bir sergisini gördükten sonra karar verdim. Hatta New York Art Academy’yi seçmemde onun etkisi büyük, sonra öğrencisi oldum! Yolumu seçtiğime inanıyorum ancak klasik Amerikan illüstrasyon ekolünün etkisi üzerimde büyük. İzleyicinin resimlerimden bu tekniğin kokusunu alacağını düşünüyorum. Biraz daha açmam gerekirse; illüstrasyon, hikaye anlatıcılığında uzman olunmasını gerektiriyor. Ben de resimlerimde yorumlanmaya açık anlar kurguluyorum.

İşlerinizdeki mekanlar ve karakterler ne kadar gerçek hayata, ne kadar hayal dünyanıza ait?

Gündelik hayatımda karşılaştığım insanlarla, mekanlarla ilgili hikayeler yazıyorum. Bu hikayeler aslında kafamda uzun süredir üzerine düşünmekte olduğum soruların bir yansıması oluyor. Çevremizde görmeye alışık olduğumuz yerler ve kişilerle hatta hayvanlarla ilgili hikayeler düşünmek… Böylece bazen hüzün mizaha, bazen de yazlıkçılık gibi aslında rahatlama olarak tanımladığımız bir kavram bunaltıcı bir duruma dönüşebilir. Yani, gerçeklik ve kurgu arasında bir geçirgenlik söz konusu. Bu geçirgenlik resimlerimdeki kavramlar ile de örtüşüyor.

Görsel ve duygusal olarak sizi ve işlerinizi etkileyen sanatçılar kimler?

Neler olup bittiğinden haberdar olmak adına birçok sanatçıyı takip ediyorum tabii. Birçok sanatçıdan etkileniyorum. Ancak resim yapmaya başladığımdan beri hiç değişmeyen bir listem var, onu paylaşayım: Vilhelm Hammershøi, Arnold Böcklin, William Turner, Lovis Corinth, Edgar Degas, Neo Rauch, Phil Hale, Gregory Crewdson, Ruprecht von Kaufmann ve Aron Wiesenfeld.

Tepede bir ev’, Pilot, 26 Ocak’a kadar, www.pilotgaleri.com

Advertising