0 Beğen
Kaydet

Heba Amin Röportajı

‘İki Şehir Arasındaki Mesafenin Gökbilimsel Tayini’ adlı proje sergisi Zilberman Gallery’de açılan Mısırlı sanatçı Heba Y. Amin ile konuştuk

© Anders Holmgaard

Zilberman Gallery'nin Mısır Apartmanı’nın üçüncü katındaki ana sergi alanına yayılan ‘İki Şehir Arasındaki Mesafenin Gökbilimsel Tayini’, Heba Y. Amin’in İstanbul’daki ikinci kişisel sergisi. İlki, geçen yıl aynı galeride açılan ‘Dünya Kusurlu bir Elipsoid’ sergisiydi. Orada Al-Bakri’nin Batı Afrika’daki ticaret yollarını aktaran 11. yüzyıl tarihli coğrafya kitabı ‘Yolların ve Kraliyetlerin Kitabı’nı izlek edinip beş aylık bir yolculuğa çıkmıştı Amin. Ve bu yolculukta, eski zaman seyyahlarının metinlerinde eksik olanları belgelemişti. Yeni sergisinde ise aynı seyahatin duraklarından olan Ras Nouadhibou yarımadasındaki İspanyol sömürge karakolu La Agüera’ya odaklanıyor.

Sömürgeci tarih anlatımlarına kafa tutan bu projeyi farklı kılan ise La Agüera okumasını orada en son yaşamış kişi olan Jesus Flores Thies’in 1933’te yazdığı anılarının merceğinde yapması. Böylece bağımsızlığı hâlâ tartışılan kasabanın sömürge geçmişi ile bir adamın İspanyol Sahrası’nda geçirdiği çocukluğuna duyduğu özlem arasındaki uyumsuzluğu görünür kılıyor. Sergideki çalışmalarda karşımıza çıkan binalar ayakta kalmış ama kum tepelerinin altına gömülmüş... Sömürgeci proje tarafından geride bırakılan yıkımı temsil ediyorlar. Hâlâ güncel olan bir çatışmayı sunar gibi... Amin’in lirik üslubu aslında materyalin kendisini sorgulamaya dair bir girişim. Genelde bu tür anılar romantikleştirilir ve bazen yüceltilir. Amin’in projesi de bunu bir noktaya kadar yapıyor. Ancak çok farklı güncel bir gerçeklik bağlamında.

Öncelikle ‘Dünya Kusurlu bir Elipsoid’ projesini konuşalım. O proje için kendine ‘Yolların ve Kraliyetlerin Kitabı’nı ‘rehber’ belleyip yola koyulurken neler vardı aklında?

Aslında ‘Yolların ve Kraliyetlerin Kitabı’nı rehberim olarak seçtiğimi söyleyemem. Daha çok, yaptığım kapsamlı bir araştırma sırasında coğrafya üzerine yazılan tarihi İslami metinlere ilgi duymaya başladım. Bahsettiğin metinde ise Batı Afrika olarak adlandırılan bölgenin tanımlanma şeklini ve bu bölgenin günümüzde de göç hikâyelerinin bir parçası oluşunu ilginç buldum. Metnin lirik yapısı ve bilimsel olması gerekirken kadın bedenlerini metalaştıran bir söyleme sahip olması beni oldukça etkiledi. Bunun sonucunda kadın olarak aynı yolculuğa çıkmaya karar verdim.

Kitabın yazıldığı tarih olan 11. yüzyıldan bugüne cinsel kimliklerin algılanmasında ve tanımlanmasında neler değişmiş?

Benim cinsel kimliğim, daha doğrusu cinsiyetim, bu yolculukta çok önemli bir rol oynadı. Bu proje aynı zamanda ulus-devlet bürokrasilerinde var olan cinsel hiyerarşilerin altını çizmeme olanak sağladı. Sınırdaki memurların güçlü konumlarından faydalanarak benimle flört etmeleri ya da cinsel imalar içeren söylemleri sınırdaki güç ilişkilerinin birer örneği. Benim sınırı geçişim tamamen onların inisiyatifindeydi. Hatta bu sözlü pazarlıkların büyük bir kısmını gizlice kaydettim.

Bir İspanyol sömürge karakolu olan La Agüera’daki yapısal kalıntıları burada en son yaşamış kişi olan Jesus Flores Thies’in 1933’te yazdığı anılarından yola çıkarak inceleme kri nereden çıktı peki? Neden araştırman için böyle bir yol izledin?

La Agüera’yı şans eseri buldum. Birkaç hafta boyunca Nouadhibou, Mauritania’daydım ve bölgeyi keşfetmeye çıktığım sırada, açıkça göz önünde bulunmasına rağmen kimsenin hakkında bilgi sahibi olmadığı o uzak kasabayı görebiliyordum. İç sesim bana oraya gitmemi ve kum tepelerinin altına gömülmüş şiirsel araziyi bulmamı söylüyordu.

Jesus Flores Thies’in anılarına nerede rastladın?

Daha sonra Madrid’de bir kartpostal sahafında. Bana La Agüera’yla ilgili daha fazla bilgi verebilecek materyaller arıyordum. Bir askerî dergi buldum ve içinde bahsi geçen kasabanın hayatta olan son sakinine ait kısa bir hatıra yazısı bulunuyordu. Bu hikâyeyi daha da inanılmaz kılan şey, sergi açılmadan hemen önce Thies’ten aldığım, anılarını seve seve paylaşabileceğini belirten bir e-posta. Anılarını yayımlayan dergi, metni sergi kataloğunda kullanma talebimi ona iletmiş; beni bu sayede bulmuş.

“Bugünlerde sanat, her zamankinden daha önemli”

2015’te iki grafiti sanatçısı arkadaşınızla birlikte ‘Homeland’ dizisinin setine Arapça sloganlar çizmek üzere bir iş aldınız. Sonra seti, ırkçılıkla itham ettiğiniz ‘Homeland’ karşıtı sloganlarla süslediniz. Gerçekten de heyecan verici ve yaratıcı bir eylem biçimi! Sonrasında dizi ekibiyle aranızda neler yaşandı?

‘Homeland hack’ baştan sona planlanmış bir proje değildi; bir karardan ziyade kendiliğinden ortaya çıkan bir durumdu. Gerçek olamayacak kadar iyi ve kaçırılamayacak bir fırsattı. Bizi şaşırtacak şekilde, hayal edebileceğimizden çok daha kolay bir süreçti. Ve yine şaşırtıcı şekilde, büyük seviyede bir yankı buldu. Hayır, diziden kimse bizimle iletişime geçmedi. En gurur duyduğumuz nokta ise yaptığımızın yanımıza kâr kalması değil. Medya ve eğlence sektörünün siyaset üzerinde yaratabileceği negatif etki ile bunun gerçek insanlar üzerindeki tesiri üzerine geniş çaplı bir diyalog başlatmasıydı.

Bu İstanbul’daki ikinci solo sergin. Mısırlı bir kadın sanatçı olarak İstanbul’daki sanat ortamı, değişen siyasal dinamikler ve bilhassa kadınlar üzerine gözlemlerini merak ediyorum...

Buna ancak geçtiğimiz yıllarda benzer politik istikrarsızlıklar yaşayan Mısırlı bir sanatçı olarak kendi kişisel deneyimimle cevap verebilirim. İstanbul’un sanat ortamını çok iyi bildiğimi söyleyemem ama bölgemizin genel gidişatından bir şey öğrendiysem o da, sanatın her zamankinden daha önemli olduğudur. Bu zor zamanlarda sanat, diyaloglara, tartışmalara, fikirlere ve alternatif görüşlerin yetişmesine olanak sağlayan bir alan açtığı için çok önemli.

Şu sıralar üzerinde çalıştığın ya da kafa yorup planladığın başka bir proje var mı?

Sürekli birden fazla proje üzerinde çalışıyorum ve tarihi arşivlerin derinliklerinde her zaman yeniden yazılabilecek büyüleyici hikâyeler bulunuyor. Tarihi günümüze getirme fikrinden keyif alıyorum. Bunu insanlık olarak kendi anlatımlarımıza sahip çıkma girişimi olarak görüyorum.

'İki Şehir Arasındaki Mesafenin Gökbilimsel Tayini' 18 Şubat’a kadar Zilberman Gallery'de.

Yorumlar

0 comments