Orhan Pamuk "Puslu İstanbul Düşleri" Sergisi

Yapı Kredi Kültür Sanat binasında Orhan Pamuk’un çektiği İstanbul fotoğrafları sergileniyor.

Balkon Sergisi
Nadir Sönmez |
Advertising

Görsel anlatılar Orhan Pamuk’un yaşamının her daim bir parçası olmuş.

 Orhan Pamuk olmak kolay değil. Ancak Orhan Pamuk olup da, yazar olduğunu unutturmak ise daha da zor. 2017 yılında Palais de Tokyo’da bir fotoğraf sergisi açan çok satan Fransız romancı Michel Houellebecq gibi, Pamuk da artık fotoğraf sergisi açmış bir yazar. Romanlarında ölümsüzleştirdiği ve kimi turistlerin sadece onun cümlelerinden okuyarak merak ettiği İstanbul’u, bu sefer de Canon fotoğraf makinesinin objektifinden anlatıyor yazar. Pamuk’un Aralık 2012 ve Nisan 2013 tarihleri arasında roman yazarken Cihangir’deki evinden çektiği fotoğraflar, Yapı Kredi Sanat’ta sergileniyor. Yazar olmadan önce ressam olmak isteyen Pamuk, çocukluğundan beri fotoğraf çekiyor. Yani görsel anlatılar onun yaşamının her daim bir parçası olmuş. New York’taki B&H mağazasından aldığı makinesini Cihangir Camii’nin arkasında kalan evinin balkonuna tripoduyla birlikte kurduktan sonra, büyük bir hevesle ve istikrarla manzarasını fotoğraflamış. Yazmayı sürdürdüğü bu dönemde 8.500 adet fotoğraf çekmiş. Alman yayıncı Gerhard Steidl’ın ilgisi ise fotoğrafların kitaba basılması ve sergilenmesi sürecini doğurmuş.

‘Orhan Pamuk - Balkon - Fotoğraflar’ sergisinin tek bir pozisyondan çekilmiş fotoğraflardan oluştuğunu öğrenince, birbirine benzeyen karelerle karşılaşacağınızı düşünebilirsiniz. Ancak seçkiyi oluşturan fotoğraflar, hem stil hem de içerdikleri unsurlar açısından farklılık gösteriyor. Pamuk’un evinin manzarası Haliç’in bir ucundan başlayıp Boğaz’a doğru genişleyen bir alanı kapsıyor. Fotoğraflar aynı yerden çekilmiş olsalar da lens değişiklikleri, makinenin açısında oynamalar ve zoom’lar sonuçları çeşitlendirmiş. İstanbul’un birçok mimari yapısının, denizdeki gemilerin ve gökyüzünün bir arada olduğu geniş manzara fotoğrafları da var, kadrajın ufacık bir kısmına dahil olmuş küçük bir tekne dışında denizden başka hiçbir şeyin gözükmediği minimalist kompozisyonlar da. Mevsimlerin değişmesi ve fotoğrafların gün içerisinde farklı zaman dilimlerinde çekilmiş olması gibi faktörler de ışığı etkilemiş. Bazen suyun gümüşi bir renk kazandığına ve dokusunun yarattığı algınının değiştiğine şahit oluyorsunuz, bazen de şehre karanlık çökmeden önce gökyüzüne yayılan esrarengiz kızıllığa. Kimi zaman bir minare, çerçeve gibi fotoğrafın sınırlarını belirliyor, kimi zaman da havalanmış kuşların açık kanatları manzaranın sizde bıraktığı intibayla oynuyor.

Serginin küratörlüğünü fotoğraf yayıncılığının dünyada önde gelen isimlerinden olan Gerhard Steidl üstlenmiş. Pamuk’un bilgisayarına kaydettiği fotoğrafların çokluğunu görünce ondan bir ön eleme yapmasını istemiş öncelikle Steidl. Sergi ve kitaptaki 600’ü aşkın fotoğrafı bu elemeden geçip seçilenler oluşturuyor. Steidl sergiden bahsederken, duvarları bir kitabın sayfaları gibi gördüğünü anlatıyor. Ona göre sergi, kitabın büyütülmüş bir hali gibi. Sergide Pamuk’un fotoğraflarının yer aldığı ‘Balkon’ kitabına yazdığı önsöz de bulunuyor. Sergilenen fotoğraflar tuval üzerine print edilmiş ve ölçekleri değişkenlik gösteriyor. Steidl ilk katta bulunan büyük ölçekli İstanbul manzaralarının Turner tablolarından esintiler taşıdığını söylüyor. Bunda gökyüzünden şehre düşen ışık huzmeleri etkili. Pamuk’un görsel dünyasını övmeyi bu benzetmeyle bitirmeyen Steidl, kendisi bir üniversitenin fotoğraf bölümünde ders veren bir profesör olsaydı, bu sergiyi öğrencilerine kesinlikle ziyaret ettireceğini de dile getiriyor. Fotoğrafların duvarlar üzerinde birbirlerine yakın konumlandırılmalarına ise Rusya’daki Hermitage Müzesi’nin sergileme prensibinden ilhamla karar vermiş. Bu tercih, sergileme alanına tüm fotoğrafları sığdırmanın pratik bir yolu gibi de görünüyor. Sergideki fotoğraflara Pamuk’un kitap için yazdığı önsöz dışında eşlik eden metinler birkaç alıntıyla sınırlı. Umberto Eco’nun Pamuk için söylediği ‘Çılgınlığında deha var’ cümlesi bunlardan biri. Fotoğrafların anlatılmasındansa, fotoğrafların bir şeyleri anlatması istenmiş.  

Pamuk, sergisinden bahsederken kendisini bir fotoğrafçı olarak tanımlasa da, onun romanlarını ve kişiliğini unutmak çok zor. İster tüm külliyatını okumuş olun, ister onu yalnızca medya aracılığıyla tanıyın, Türkiye’de yaşayan neredeyse herkes gibi sizin de fotoğraflara bakarken Pamuk’un yazarlığını anımsayacağınız bir gerçek. Fotoğrafların çoğuna hakim olan grimsi, sisli ve hafif bulanık atmosfer Pamuk’un romanlarındaki puslu ruh haliyle örtüşüyor. Sergi bir taraftan şehre Pamuk’un gözünden bakma şansı tanırken, onun yazma eylemini nasıl romantikleştirdiğini de açığa çıkarıyor. Aslında bir Pamuk romanının elimize bir ürün olarak ulaşmasının gerisinde nasıl bir yaşantı olduğu sergi aracılığıyla hikayeleştiriliyor. Fotoğrafçı Pamuk’un sergisini mi ziyaret ediyoruz yoksa romancı Pamuk’un fotoğraflarını mı inceliyoruz? Hangisi, emin olamıyoruz.

27 Nisan’a kadar, Yapı Kredi Kültür Sanat, sanat.ykykultur.com.tr

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Advertising