"Samimiyet, sanatla uğraşmanın birinci kuralıdır"

Kezban Arca Batıbeki, ‘Vaad Edilmemiş Topraklar’ sergisinde mültecilerin hikayelerini, dramatize etmeden anlatmayı başarıyor.

Vaad Edilmemiş Topraklar’
Nadir Sönmez |
Advertising

Kezban Arca Batıbeki, mülteciler üzerinden insanoğlunun başka bir yerde olma arzusunu irdeliyor yeni sergisinde. Likör fabrikasından dönüştürülen Pilevneli Mecidiyeköy’de sanatçının kolajlarının yanı sıra ziyaretçileri şaşırtacak bir enstalasyonu da yer alıyor. Eserlerde savaştan kaçanların toprak değiştirme hikayeleri ile sanatçının hayal gücü iç içe geçmiş. Gündeme ilişkin üretim yaparken güncel insanlık hallerini dramatize etmeden ele almanın yolunu, kendi estetik çizgisini korumakta buluyor Batıbeki. Böylece işleri hem toplumsal, hem de kişisel nitelikler kazanıyor.  

 “Samimiyet, sanatla uğraşmanın birinci kuralıdır.”

 Üniversitede aldığınız grafik eğitimi sanatınızı icra etmenizde nasıl etkili oldu?

Başlangıçta istediğim tek şey, iyi bir grafik sanatçısı olmak ve illüstrasyon yapmaktı. Daha üniversiteye başlamadan, illüstrasyonlarım dönemin ünlü dergi ve yayınlarında yayımlanmaya başlamıştı bile… Bugün pop-art akımı doğrultusunda olduğunu artık bildiğimiz grafik resim, benim eğitim aldığım dönemde resim eğitimi veren hocaların ilgi alanına pek girmiyordu. Urart Galeri’de açtığım ilk sergiyle bu konuda ilklerden biri oldum herhalde. Çok beğendiğim, kendime çok yakın bulduğum ve erken kaybedilmiş bir sanatçı olan Altan Gürman’ı bile resme ağırlık verdiğim ileriki yıllarda öğrendim.

 Kariyeriniz boyunca fotoğraf, yerleştirme, kısa film gibi alanlarda üretim yaptınız. Bu farklı alanların size sağladığı özgürlükler neler?

Güncel sanat öyle bir şeydir ki, bir resim üzerinde çalışırken tuval yüzeyinin size yetmediğini hisseder ve farklı bir boyut arayışına girersiniz… Ya da farklı bir malzeme sizi çağırır. O çağrının peşinden gidiyorsanız, yeni şeyler denemekten ve yaptığınız işin satılamama olasılığından korkmuyorsanız, güncel sanatçı olma yoluna çıkmışsınız demektir. O zaman da bu özgür olduğunuz anlamına gelir. Bence samimiyet, sanatla uğraşmanın birinci kuralıdır.

 Şimdiye kadarki resimlerinizde kadınlar ön planda ve sıklıkla kendi duygularınızdan yola çıkıyorsunuz. İçe bakma hali hayatınızın bir parçası mı?

Kesinlikle öyle. Sadece kendi duygularımdan değil çevremden tanıdığım, medyada rastladığım kadın tiplerine ve bana yansıyan olaylara da odaklanarak işlerimi oluşturuyorum.

 ‘Vaad Edilmemiş Topraklar’ sergisinin ismi nasıl doğdu? Bu serginin fikir tohumları zihninize nasıl düştü? Bize çalışma evrelerinizden bahsedebilir misiniz?

Son yıllarda iç savaşlar, ekonomik ya da politik hoşnutsuzluklar her kesimden insanı coğrafya değiştirmeye yöneltti. Ama bir problem vardı. Mülteciler, hayal ettikleri bu coğrafyalarda yaşayan refah toplumları tarafından kabul görmüyorlar ve kendileri için vadedilmiş olduğunu düşündükleri bu topraklar tarafından istenmiyorlardı. Bu nedenle serginin adı ‘Vaad Edilmemiş Topraklar’ oldu. Uzun yıllardır, farklı gelir gruplarından insanların evlerinin olmazsa olmazı hayal peyzajlarına eşimle kafayı takmıştık. Manzaralardaki aynılık, neyin özlemiydi? Sonrasında, yıllarca çıktığımız seyahatlerde karşımıza beğendiğimiz örnekler çıktıkça bu peyzajlardan toplamaya başladık. Bu resimleri tuvalimde, kendi üslubumla nasıl değerlendiririm diye epeyce düşündükten sonra bu fikir ortaya çıktı. Sonrası da uzun bir süre, kolaj için kullanmak istediğim görselleri toparlamakla geçti. Bunun için binlerce fotoğraf taradım. Kısacası iki yıldır bu sergi üzerine çalışıyorum.

 Pilevneli Mecidiyeköy’ün açılışı sanat çevrelerinde heyecan yarattı. Eski bir likör fabrikası olan bu binanın mimarisi, sanatı deneyimleme biçimini nasıl değiştiriyor? Galerinin geniş alanı ve teknik olanakları eserlerinizi sergileme şeklinizi nasıl etkiledi?

Pilevneli Mecidiyeköy henüz plan aşamasındayken Murat Pilevneli ile bu sergiyi planladık. Binayı ilk kez gördüğüm an kalbim çarpmaya başladı, sanırım aşık oldum. O kadar şahane bir yapı ki… Öte yandan çok da zor. Çok geniş ve yüksek mekanlardan oluşuyor. Benim kişisel sergim için ayrılan dört büyük mekanım var. Burada kolay kolay hiçbir yerde sergilememin mümkün olamayacağı devasa bir enstalasyon yapma fırsatını, ufku inanılmaz geniş bir insan olan Murat Pilevneli sayesinde buldum. Herkes için bu enstalasyon bir sürpriz olacak. Dünyada bir benzerini de görmedim açıkçası… İzleyicilerin gördükten sonraki fikirlerini çok merak ediyorum.

 Mültecileri eserlerinizde konu edinmeye nasıl karar verdiniz? İzlediğiniz bir grup mu yoksa onlarla kendi hayatınızda temas halinde misiniz?

Aslında mültecilerle iç içe yaşıyorum diyebilirim. Atölyemin yer aldığı binanın da içinde bulunduğu kilise avlusunda, uzun süre, mültecilerin kurtuluş yolculukları süresince cep telefonlarıyla çektikleri kendi fotoğrafları sergilendi. Çok etkileyiciydiler. Ayrıca kilisenin mültecilere yardım programı için zaman zaman avlumuzda çoğunluğunu kadınların oluşturduğu uzun yardım kuyrukları oluşuyor.

 Mültecilerin sanat eserlerinde konu edilirken marjinalleştirilmeleri riskine karşı temkinli bir üretim gerçekleştirmişsiniz. Onların temsilinde neyi hedeflediniz?

Bu konuyu ajitasyona girmeden, kendi üslubumla nasıl anlatabileceğimi uzun süre düşündüm. Direkt çağırışım yapan, politik ama hayal gücünden yoksun çalışmaları boyutsuz buluyorum. Yaptığım işler konsepte bakış açımı, kendi üslubumla, tüm samimiyetimle yansıtmalıydı. Sonra eşimle topladığımız hayal coğrafyaları resimlerini, kendi tuvalim içinde değerlendirme fikri aklıma geldi. Bu renkli, mutlu peyzajlarla mültecilerin sadece iyi ve kötüden oluşan siyah beyaz dünyalarını, resim içinde resim mantığıyla yan yana getirmek istedim.

 Sizce sanat, mülteciler örneğinde olduğu gibi politik meseleleri ele aldığında, gündemle ilişkilenmekten öteye gidebilir mi? Bu konuları ele almanın sizin sanatınızın etki alanını değiştireceğini ya da sanatçı kimliğinizi yeniden tanımlayacağını düşünüyor musunuz?

Farklı bir bakış açısı, sanat pratiği, el becerisi ve tabii en önemlisi kendine ait bir hayal dünyası varsa, sanatçı tribünlere oynamadan da gündemle ilişkilendirilmekten öteye geçilebilir diye düşünüyorum. Ve tabii bu sergi sanatımın etki alanını değiştirebilir ama tek sergiyle 40 yıla uzanan kariyerimin yeniden tanımlanacağını düşünmüyorum. Ancak bu sergiyle yeni bir başlangıç yaptığım da aşikar.

 Bu serginizdeki eserlerde doğa tasvirleri de bulunuyor. Doğayı ele alış biçiminizi anlatabilir misiniz? Eserlerinizdeki varlığı neyi temsil ediyor?

Her kesimden insanın evinde rastlayabileceğiniz bu sıradan manzara resimleri, bence insanların bulundukları ortamdan kaçış özlemini yansıtıyor. Öyle bir coğrafyada bulunmanın kendilerini mutlu edeceğini düşünüyor olmalılar. Salonlarından dışarı açılan bir pencere gibi... Çünkü günümüzde kimse bulunduğu yerden memnun değil. Ben aslında yerli ya da yabancı, tanınmamış, sıradan ressamların gözlemledikleri doğayı kullanarak deforme ediyor, üzerinden kendi doğamı yansıtıyorum.

 Kolaj yapmanın size sunduğu ifade olanakları nelerdir? Kolaj eserlerinizi üretirken ortaya çıkacak sonucu öngörebiliyor musunuz yoksa süreç sürprizlere gebe mi?

 Grafik sanatçısı olarak çalıştığım yıllardan beri kolaj yapmayı çok severim. Hemen hemen her dönem işlerimde de kullanmışımdır. Resmin son halini kafamda görmeden işe başlamam zaten ama birdenbire aklıma parlak bir fikir gelebilir ve hemen uygularım. Hiç üşenmem. Yani yapım süresince umulmadık sürprizler de olabilir.

 İstanbul’da mı yaşıyorsunuz? Şehirde takip ettiğiniz ve size heyecan veren sanatçılar kimler?

Evet İstanbul’dayım. O kadar çok var ki, saymakla bitmez... Herkesi elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum.

‘Vaad Edilmemiş Topraklar’, 24 Mart’a kadar, www.pilevneli.com

 

 

Advertising