0 Beğen
Kaydet

Selma Gürbüz: “Ayinsi bir meydan okuyuştur karnavallar”

Selma Gürbüz’ün Rampa’da açtığı son sergisi ‘Karnavalesk’, ayın ilk haftasında devam ediyor. Muhafazakârlığa ve sıradanlığa meydan okuyan karnavalların ruhunu eserlerine başarıyla yansıtan Gürbüz ile kaçırmamanız gereken sergisini konuştuk

Eserlerinizi görmemiş olanlar için sanatınızı nasıl tarif edersiniz?

İlk sergimi 1986 yılında açtım. Aradan geçen 30 seneyi düşününce yaptığım işleri birkaç cümleyle tarif etmem kolay değil. Dahası, sözcükler eserlerim ile kurduğum bağı tarif etmeye yetmezmiş gibi geliyor. Sanatımı bir üslubun, bir dönemin içinde görmüyorum. Doğu ve Batı sanatını iyi biliyor ama kendimi onlara ait hissetmiyorum, aralarındaki mesafeyi ya da yakınlığı kurgulamıyorum, modernist bir altyapım var çünkü ilk sanat eğitimimi o şekilde aldım. Bu kuvvetli altyapının üzerine Osmanlı sanatı, İran, Türk ve Hint minyatürü, Çin-Japon sanatı, Hindistan doğası, Orta Doğu ışığı, Velázquez’in ‘Meninas’ları, Manet, St. Petersburg bahçeleri gibi daha burada sayamayacağım sonsuz birikim durmaksızın ekleniyor. Bir de ben sanatın iyileştirici gücüne çok inanırım, görmeyenler illaki beni görsün demek istemesem de herkesi sanatın her alanını takip etmeye ısrarla davet etmek isterim.

Geçmişe olan ilginiz işlerinizde kendini gösteriyor. Tarihsel ve mitolojik figürler de karşımıza çıkıyor resimlerinizde. Sanatınızın bu yönünü nasıl tarif edersiniz?

Figür ve doğa ağırlıklı anlatımlar, hayaller diyebilirim. Gerçeği dile getirirken gerçeğin ötesine gidip gelmeler, iç içe geçmelerden oluşur sanatım. Bu anlatım isteği de resim ve heykellerime tanımsız, belirsiz bir zaman yükler. İzleyici bir nedenle ilişkiye girmekte zorluk çekmez, bir yerlerden hatırlar bu hayal figürleri.

‘Karnavalesk’ serginizde yer alan resimlerinizde bir şenlik havası hüküm sürüyor. Bu figürler neyi kutluyor?

Düzene meydan okuyarak özgürlüklerini kutluyorlar. Ayinsi bir meydan okuyuştur karnavallar. Savaş ve barış, cennet ve cehennem, geçmiş ve gelecek, zengin ve yoksul, genç ve yaşlı, kadın ve erkek bütün sınırları aşıp bir araya gelir. Çok seslilik hüküm sürer. İstedikleri her türlü statü, cinsiyet, varlık ile değiş tokuştur bedenleri, kılıkları kıyafetleri. Bir günlüğüne de olsa özgürlüklerini sınırsız yaşarlar ve böylelikle karnaval başlamış olur. 

“Sanatımı bir üslubun, bir dönemin içinde görmüyorum”

Sergideki eserlerin kiminde yer alan konuşma balonları çok ilgimizi çekti. Kime, ne söylemeye çalışıyor bu figürler?

Figürleri seslendirmeye çalıştım. Konuşma balonları tuvalden dışarıya çıktılar, söyleyeceklerini sessiz balonların içinde dile getirmelerini uygun gördüler bu sergimde. Güçleri de sessiz konuşma balonları oldu savaşçı kadın kahramanlarımın.

İşlerinizde tuval ve el yapımı kâğıt gibi çeşitli materyaller kullanıyorsunuz. İçerik, formu nasıl etkiliyor?

İşlerin hepsi fırça mürekkep ya da fırça yağlı boya ile yapıldı. Kâğıt ve tuvali yıllardır kullanıyorum, aynı anda hem tuval hem kâğıt işler üretiyorum, çalışırken kullanılan malzeme ve bedenin girdiği biçimler oldukça farklı. Bu farklılık içeriği olmasa da formu etkileyebilir elbette. Kâğıdın mürekkebi çekmesi ile tuvalin yağlı boyayı tutması arasında üretirken zamansal olarak, kuruduktan sonra da dokusal olarak farklar var, ama içeriği etkileyen farklar olmadığını düşünüyorum. Aynı konuyu hem tuvalde hem kâğıtta çalıştığım işlerim de var. 

Kinetik heykelleriniz de görücüye çıkıyor sergide. Bu heykellerin dans eden figürleri, sergiye hâkim olan karnaval havasını besliyor. Bu işleri üretme sürecinizden bahsedelim mi biraz?

İki adet hareketli heykel var sergimde. İkisi de cam fanusların içinde metal oyma kostümlü figürlerden oluşuyor. Birinde kadın ve erkek figürlerin dansını, diğerinde de atlı şövalyelerin hareketini izleyebiliyorsunuz. Ses ve hareket katarak karnavalın çok sesli, renkli dünyasını tamamlıyorlar.

Yorumlar

0 comments