Silinmeyen geçmiş: 'Arşiv İşleri'

Patrizia Bach’ın ‘Arşiv İşleri’ sergisi geçmiş tasavvurunuzu esnetecek yaklaşımlar barındırıyor. Arşivci titizliği, dökümantasyon özverisi ve saplantıya yakın tarih tutkusu, sanatçının işlerinin belirgin yönlerini oluşturuyor.

arşiv işleri
Nadir Sönmez |
Advertising

Sergi gezerken sanat üretiminde gözetilen ticari kaygılar, zihnimizde çağımıza dair sorgulamaları tetikleyip sanat seyrinden aldığımız keyfe mani olabiliyor. Tophane’deki eski tütün deposu binasında faaliyet gösteren Depo ise bu dertten muzdarip sanat takipçileri için adeta bir rahatlama alanı. Eleştirel seslerin kolayca yükselebildiği Depo’yu ziyaret etmek, içeride görecekleriniz ne olursa olsun entelektüel dinginlik veren bir deneyim. Çalışanların sıcakkanlı yaklaşımı ve sergilerin düzenlendiği katlara çıktığınızda ahşap yerlerin adımlarınızla gıcırdaması, karakteristik özellikleri yerleşmiş bir yerde olduğunuzu düşündürüyor. Toplumsal meselelerin sağduyulu ve bilinçli zihinler tarafından ele alındığı Depo’nun ilk katında bu ay Patrizia Bach’ın içine girmesi çaba isteyen dünyası sizi bekliyor.

 

GEÇMİŞLE YOĞUN BAĞ

Bach hayatı didik didik eden bir sanatçı. İşlerinin sergilendiği kata adım attığınızda sizi sanatçının geçmişe harcadığı mesai karşılıyor. Duvarlar çizimleri ve desenleriyle kaplı. Zaten mekanın her yerini çeşitli yazılar, fotoğraflar ve belgeler kaplıyor. Masaların üzerinde duran albümleri karıştırırken oturmanız için alana sandalyeler yerleştirilmiş. Sergiyi gezerken, büyük bir karmaşanın kendine has bir üslupla organize edildiğini görüyorsunuz. Kata ilk girdiğiniz anda sanatçının sizi ciddiyete davet ettiğini düşünebilirsiniz. Nitekim Bach’ın eserleriyle ilişkiye geçmek vakit, sabır ve konsantrasyon istiyor. Kendisinin çalışırken kaçınılmaz bir şekilde uygulamak zorunda olduğu disiplin, eserlerini paylaştığı noktada seyircisinden talep ettiği bir unsura dönüşüyor.

Peki, tüm bu kalabalık içinde ne gizli? ‘Arşiv İşleri’ sergisinde Bach’ın son 10 yıldaki üretimi yoğun ve kapsamlı bir şekilde incelenebiliyor. Sanatçı arşivleme, toplama ve yeniden düzenleme üzerine çalışıyor. Son dönem pratiğinde ise Walter Benjamin’in önemli bir etkisi olmuş. Benjamin’in yazının doğrusallığını kırmak için Marx ve Baudelaire gibi yazarlardan, çocuk kitaplarından ve dedektif hikayelerinden alıntılar yapmasına ve onları öbekler halinde yeni bir tarih yazımı için değerlendirmesine vurulmuş Bach. Benjamin’in 19. yüzyıl Fransa tarihi için uyguladığı ve geleneksel tarih yazımı anlayışıyla hazmedilmesi zor olan yöntemini, kendi işlerinde geliştirmiş. Bach’ın Benjamin ile kurduğu ilişki öylesine derin ve tutkulu ki, Paris seyahatlerinden bir tanesini sadece Benjamin’in alıntılarındaki yerleri keşfetmeye ayırmış ve onun geçmiş anlayışında soluk almış.

Sergideki ‘TOMIKO Arşivi’ işi insanı bir sonraki durağın neresi olduğunu kestiremediği bir yolculuğa çıkarıyor. Bach 2001 yılında sokaklardan ve bitpazarlarından topladığı fotoğraflarla amatör bir koleksiyon yapmaya başlamış ve 2006’da bunların bir envanterini çıkarmış. Çoğunluğu 20. yüzyıl Almanya’sından olan fotoğrafların sayısı 500.000’i buluyor. Depo’daki sergisinde fotoğrafların bir kısmı dijitalleştirilmiş ve her biri, sağ sayfası boş ve kalın albümlerin sol sayfalarının ortasına yerleştirilmiş. Yerleştiğiniz bir tabure üzerinde kimlere ait olduğunu bilmediğiniz hayatlara dalıyorsunuz. Albümü karıştırırken kendi geçmişinizden fotoğraflara bakıyormuş gibi hissediyorsunuz. Öte yandan tanımadığınız kişilerle karşılaşmak bu aşina olduğunuz hisle çelişkili. Dolayısıyla ziyaretçi kimliğinizi bir anda geride bırakarak masum bir röntgenciye dönüşüyorsunuz. O kadar çok fotoğraf var ki, her birine aynı özen ve dikkatle bakamayacağınız gerçeğiyle yüzleşmeniz gerekiyor. Bir sanatçının geçmişe dair bu kadar çok enstantaneyi biriktirmiş olması, hem yaşadığımız dünyanın ne kadar kalabalık bir

yer olduğunu bize hatırlatıyor hem de geçmişin bir bütün olarak var olamayacağını anlamamızı sağlıyor. Buna ikna olunca fotoğrafların karşınıza çıkardığı hikayeler arasında bağ kurma ihtiyacından sıyrılıp anonim ve istikameti belli olmayan bir rota izlemeye başlıyorsunuz. Kaç sayfa çevireceğiniz, fotoğraflarla ne ölçüde bağ kuracağınız ve masada ne kadar oturacağınız gibi kişiden kişiye değişkenlik gösterecek nitelikleriyle serüveniniz gittikçe şahsileşiyor. Arşivlemeye dair bu denli adanmış bir çalışma görmek, sanatçının bir gününün nasıl geçtiğini kafanızda canlandırmanıza da sebep oluyor. Nostaljiye düşkün bir sanatçıyla karşı karşıya olabileceğinizi düşünüyorsunuz ister istemez.

Depo’nun ziyaretçisini önemsendiğini hissettiren yönlerden biri de sergi için hazırlanmış broşür. Bach’ın işleri, kullandığı referanslar ve izlediği metodolojilerin karmaşıklığı sebebiyle kılavuza ihtiyaç duyuyor. Sanatçının ilgilendiği konulara yabancı olanların eserlerle etkileşime girebilmesi ancak işlerin nasıl yapıldığıyla ilgili verilecek bilgilerle mümkün. Bu nedenle sanatçının nasıl çalıştığı, işler özelinde hikayeleştirilerek ve nitelikli bir terminolojiyle sunuluyor. Bu broşürlerden edinerek hem eserlerin daha derinine inebilir hem de Bach’ın desenlerinden güzel örnekleri saklayabilirsiniz.

‘Arşiv İşleri’, Depo İstanbul, 1 Temmuz’a kadar, www.depoistanbul.net/tr

Advertising