Zor Sorular

“Dünyamız gözümüzün önünde ölüyor ve artık yapabileceğimiz hiçbir şey yok.”

Nadir Sönmez |
Advertising
www.juanherrera.co

Rafael Gomezbarros’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Sevil Dolmacı Art Consultancy’de ziyaretçilerle buluşuyor.

16. İstanbul Bienali’ne paralel olarak gerçekleştirilen sergi Kolombiyalı sanatçının dünyasıyla tanışmamız için bir fırsat. Bireyin toplumla ilişkisi, kimlik, göç ve bellek gibi konular üzerinde çalışan sanatçı eserlerinde akılda kalıcı ve güçlü görüntüler yaratıyor. ‘We Forget to Think We Are Born’ isimli sergi oluşturulurken Kolombiya iç savaşının tetiklediği sorulara cevap aranmış. “Kaybolanı unutmalı mıyız?’, ‘Birbirimize güvenebilir miyiz?’, ‘Neden göç ederiz?’ ve ‘Neden bu kadar açım?’ gibi sorular bunlar. Global sorunlara sanat aracılığıyla çözüm bulup bulamayacağımızı ve diğer merak ettiklerimizi Gomezbarros’a sorduk. 

Sevil Dolmacı Art Consultancy ile iş birliğiniz nasıl başladı? Tanışma hikayenizi ve sergi fikrinin nasıl doğduğunu anlatabilir misiniz?

Sergi yapma davetini Haziran ayında aldım. Benim için vermesi zor bir karardı çünkü genelde bir proje üzerinde çalışmaya altı ay öncesinden başlarım. Galeri ekibi sayesinde rekor denebilecek bir sürede çalışmayı tamamladık. Ayrıca kavramsal çerçeveyi çok heyecan verici buldum. 

İstanbul’da sergilenecek işlerinize nasıl karar verdiniz?

Sevil Dolmacı işleri seçti ve serginin küratörlüğünü Javier Mejía üstlendi. Bu proje dört yıllık bir çalışmayı temsil ediyor. SOMOS # adı altındaki çalışmalarım, beş ila on metre yüksekliğindeki bir heykel projesinin modelleri. Bugün İstanbul halkıyla paylaşılmak üzere buradalar ve farklı bir yerde bulunmaları benim de kendi işlerime dair yeni bir bakış açısı kazanmamı sağlıyor. Bence sonuç olumlu olacak çünkü çok kısa sürede iyi bir iş başardık.

Sergi bizi çağımızın global problemleri üzerine düşünmeye davet ediyor. Sanat küresel problemleri çözmek adına ne yapabilir? Bilgilendirmekten öte bir işlev kazanabilir mi?

Zor sorular vardır ama bu sorunun cevabını vermek özellikle zor. Şüpheci yaklaştığım için değil, ancak bence sanatın neden olduğu değişim ve tepkiler kısa vadeli. Bu nedenle projelerimde güçlü görüntüler yaratıyorum. Hazmetmesi kolay oluyor ve insanların hafızasında yer ettikleri için eserle etkileşimleri sonra da devam ediyor. Sanat eserlerim izleyicilerin zihinlerinde birleştirebileceği küçük semboller ve küçük ipuçları barındırıyor. Bir iş herhangi bir metin olmadan kendini anlatabilmeli. Eserlerimin isimlerinin harekete geçirdiği bir dinamik var, söylemek istediklerimin ipuçlarını taşıyorlar ve herhangi bir bağlama oturtulmaları çok kolay. Sonuç olarak hepimiz benzer şeyler yaşıyoruz. Bugün yeni olan hiçbir şey yok, her şeye aşinayız. 

Sanatsal üretiminiz Kolombiya’nın politik gündeminden nasıl etkileniyor?

Sergimin adı ‘We Forget to Think We Are Born’ (doğduğumuzu düşünmeyi unutuyoruz.)

İki hafta önce, ülkemde 50 yıl sürmüş olan bir savaş tekrar canlandı. Ama onları sürdürmeyi seçen biziz. Ülkem tarih sayfalarında ‘Ahmak Vatanı’ olarak geçiyor. Utanıyorum demekten başka ne söyleyebilirim? Burada olmamızın sebebi kendimizi tekrar etmek değil. 

Kolombiya’da çağdaş sanatçıların güncel ilgi alanları neler?

Birbirinden farklı ilgi alanları var. Ben öncelikle kendi işimi tanımayı öğreniyorum ve bu oldukça zor. Kendime dikkat ediyorum çünkü genel fikirlere kapılmak kolay. Hazmetmesi kolay bir dil kullanıyorum ve kendimi ödüller ve şöhret içinde kaybetmiyorum. Dergilerde fotoğrafımın basılması çok enderdir ve genelde işlerimi stüdyomdan yürütürüm. İşte başarı dürüstlükle gelir. Her gün yeni arkadaşlar ediniyorum ve kalanını zamana bırakıyorum. Karınca gibi çalışacağız ve ağaç gibi büyüyeceğiz.

Belçika, Küba, Avusturya gibi birçok farklı ülkede sergi açtınız. Eserleriniz farklı ülkelerde yeni anlamlar kazanıyor mu? Bunda ne etkili oluyor?

Sürekli yeni arkadaşlar ediniyorum ve seyahatlerimde yeni sorular doğuyor. Sanatın benim için ne ifade ettiğiyle ilgili çok geniş bir vizyonum var, eserlerim de bu yüzden çok yönlü. Farklı temalar üzerine çalışıyorum ve söylemek istediğim neyse ona yakın duruyorum. Yeni medya işlerimin çözüme kavuşmasını sağlıyor. Bugün bir video üzerinde, yarınsa bir çizim serisi üzerinde çalışabilirim. Çok yönlü olmak kendimi ifade etmemi kolaylaştırıyor. Bu şekilde hangi bağlam olursa olsun anlamlar bulundukları yer ve kültürle örtüşüyor.

‘House Taken’ isimli yerleştirmeniz İngiltere’deki Lowry Centre’ın da aralarında bulunduğu birçok farklı kurumda sergilendi. Dev bir karınca istilasını betimleyen bu yerleştirme güçlü bir imgeye sahip. Eserin görüntüsünün dikkat çekiciliği, ele aldığı konuların anlaşılmasını nasıl etkiliyor?

Aslında tersine işliyor. Daha önce de belirttiğim gibi, eserin ortaya çıkardığı görüntü benim ifade etmek istedilerimin anlaşılmasını sağlıyor. Bu eser hem mağdurları hem de failleri temsil ediyor. Karıncalar ya istila ediyorlar ya da sürgün ediliyorlar. Bir salgın ya da problem olarak görülebilirler, insanlığın kaçan ve her şeyini kaybeden diasporasını temsil ediyorlar. 

 

Serginiz İstanbul Bienali’nin düzenlendiği döneme denk geliyor. İstanbul’u sanat dünyasındaki yeri açısından nasıl yorumluyorsunuz?

Bienalin küratörü Nicolas Bourriaud ile birçok noktada hemfikirim. Bienalin yeni edisyonunda bizi şaşırtabileceğini düşünüyorum. Bana göre dünyamız gözümüzün önünde ölüyor ve artık yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Ama tırtılın öldüğünde kelebeğin kozasına dönüşmesi gibi, biz de Antroposen isimli yeni bir jeolojik döneme giriyoruz. Üstelik bu jeolojik değil, insan kaynaklı bir değişim. 

Sıradaki projeleriniz neler? 

Şu an farklı bakış açılarından açlık ve ticaret üzerine çalışıyorum.

 

Sergi 25 Ekim’e kadar, Sevil Dolmacı Art Consultancy'de. 

 

You may also like

    Advertising