Orhan Eskiköy ile yeni filmi 'Taş' üzerine

‘İki Dil Bir Bavul’ ve ‘Babamın Sesi’ filmleriyle tanıdığımız Orhan Eskiköy, dünya prömiyerini Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde yapan ‘Taş’ ile geri döndü.

Orhan ESKİKÖY
Aslı Ildır |
Advertising

‘İki Dil Bir Bavul’ ve ‘Babamın Sesi’ gibi kurmaca ve belgeseli bir arada kullanan yapımların ardından ‘Taş’ ile tamamen kurmaca bir filme imza attınız. Kurmacayı tercih etmenizin sebebi neydi? Bu geçiş dönemindeki deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?

Film yapmaya öğrenciyken başladım. Belgesellere başlarken “Neyi farklı yaparsam mutlu olurum?” diye düşünürdüm. ‘İki Dil Bir Bavul’a gelene kadar farklı tarzlarda belgeseller çektim. Hepsi birer deneydi benim için. ‘İki Dil Bir Bavul’da istediğim forma ulaştım sanırım. ‘Babamın Sesi’nde ise belgesel ile kurmacayı bir arada kullandım. Bu benim için yeni bir zorluktu. ‘Taş’ta ise tamamen kurmaca bir film hayal ettim. Bu da bambaşka bir zorlukmuş. Özellikle hikâyenin gerektirdiği atmosferi yaratırken yaşadım bunu. Bir de üzerine oyunculuk diye bambaşka bir serüven çıktı karşıma. Çok pahalı deneyimler tabii.

‘Taş’a dair yaptığınız yorumlarda, şiirle sinema arasındaki kardeşlik üzerine düşünmek istediğinden bahsetmişsiniz. ‘İki Dil Bir Bavul’a Abbas Kiarostami filmlerini hatırlatan bir şiirsellik hakimdi. Bu filminizde ise biraz da Tarkovski sinemasını andıran bir şiirsellik var. Bu yoruma katılır mısınız? Şiir ve sinema arasındaki ilişkiyi filminiz üzerinden biraz açabilir misiniz?

Şiir dediğimde ben bir ‘öz’den bahsediyorum. Gündelik hayatın içinde, bütün iyi öykülerde ve romanlarda, hatta resimde, mimaride bile vardır. Sanatı içinde barındıran her yaratıcı sürecin başparmağıdır şiir. Başparmağımız olmadan olur mu? Elbette olur. Eksikliğini hissetmeyen de vardır. Gösterdiğinden daha fazlasını içinde barındırmaktan ve bunları görünür kılmaktan söz ediyorum şiir derken. Taş, toprağın üzerinde durduğunda başka bir anlam ifade ederken onu elinize aldığınızda bambaşka çağrışımlar yaratır. Çok sevdiğiniz birine “Ayağına taş değmesin,” dediğinizde onu sakındığınızı ifade etmiş olursunuz. Halbuki “Değse ne olur ki?” diyenlerin sayısı artık daha fazla. Şiir ayrıntının peşindedir. Gözle görülmeyen ama gösterilebilir olan ayrıntıların...

‘Taş’ta siyah beyaz bir sinematografi kullanımıyla desteklenen, zaman ve mekânın oldukça belirsiz olduğu bir dünya yaratmışsınız. Bu tercihinizin nedeni neydi?

İnanmak üzerine uzun süredir düşünüyorum. Bitip tükenmek bilmeyen bu ihtiyaç nereden kaynaklanıyor diye. Bu ihtiyaca cevap veren ve kişinin kendinden başlayan sarmallar var. Bilinç, yani insanın kendisi. Sonra aile, yani bilince şekil veren mekanizma. Sonra toplum, yani ailenin bilincini baskılayan büyük mekanizma. En sonunda da bu topluma şekil veren din. Dinle ilgili eleştirel bir bakış geliştirmek istedim önce. O nedenle zamansız bir atmosfer gerekliydi. Binlerce yıldır evrilen fakat aynı ihtiyacı doyuran bir mekanizmadan söz ediyoruz. O din, bu inanış, ya da adını ne koyarsak koyalım insanın varoluşuna nüfuz eden, onu belirleyen bir ihtiyaçtan söz ediyoruz. Filmde de bu ihtiyaçla yaşayan insanları anlatıyorum. Paraya, bir varlığa ya da bir yokluğa veya bir aileye olan ihtiyaçların toplamını… Zamanın ve mekânın belirsizliği bu nedenle var.

Doğa ve insan ilişkisine dair bir anlatı sunan filmin senaryosu özellikle taş imgesi üzerinden şekilleniyor. Taş imgesi sizin için ne ifade ediyor? Taşın doğa-insan ilişkisinin bir metaforu olduğunu söylemek mümkün mü?

İnsan kendi geçiciliği karşısında hep şaşkın bir durumdadır. Ölüme karşı her zaman hazırlıksızdır. Kendinden sonra devam edecek yaşama karşı da özlem içindedir. İnsanın aradığı sonsuzluk fikrine karşılık gelen en yakın imgelerden biri taş. Taşın kuvvetliliği ve doğanın parçasıyken bile sürdürdüğü kendi başınalık, gizeminin kutsallaştırılması için yeterli özellikler sanırım. Bütün dinlerde kutsalın araçsallaştırılması diye bir durum söz konusu. Yahudiler ve Müslümanlar için en kutsal yerlere baktığımızda taşla kurulan ilişkiyi görürüz. Taşın kalıcılığı insanın geçiciliğinin karşıtı bir bakıma. Filmde birkaç biçimde gösterdim taşı. Onda ne görmek isterseniz taş biraz da odur.

Senaryonun gelişim sürecinde öykücü Murat Gülsoy ile iş birliği yapmışsınız. Birlikte çalışma fikri nasıl ortaya çıktı ve gelişti?

Murat’ın öykülerini ve yaratıcı yazarlık konusundaki çalışmalarını biliyordum. Tanışmak istedim. Sağ olsun beni kırmadı. Kurmaca bir senaryo yazarken karşılaştığım zorlukları aşmamı sağladı. Kavramsal ve dramatik katkıları oldu. Onunla çalıştığımız senaryoyu çekemedim tabii. Çekimlere birkaç ay kala senaryoyu değiştirmek zorunda kaldım.

Kayıp harita ve hazine avı meselesi ile inanç tartışması üzerinden düşündüğümüzde ‘Taş’ ve Yılmaz Güney’in ‘Umut’ filmi arasında da bazı benzerlikler olduğunu söyleyebiliriz. Bu bilinçli bir tercih miydi?

‘Umut’ benim Türkiye sinemasında en sevdiğim film. Etkilenmiş olmam normal, fakat yazarken de çekerken de öyle düşünmedim. ‘Umut’ gerçekçi bir film. Çok da sert. Ben ise daha sislerin arasından görünen bir atmosfer yaratmaya çalıştım. Dünyanın şu günlerinde her şey gözümüze fazlaca sokuluyor. Gözümüze ve kulağımıza, hatta tenimize gönderilen her görüntü ya da sözcüğün genel olarak ilk ve en kaba halini duyumsuyoruz. Hepsi inceliklerden ve insana özgü yaratıcılıktan uzakta. Ben yaşamın bu kaba saba halinden uzakta durmak istiyorum. Filmin farklı çağrışımlarla insanın sezgilerini uyandıracak bir biçime sahip olmasını istedim.

Önceki filmlerinizden farklı olarak ‘Taş’ta profesyonel oyuncularla çalışmayı tercih ettiniz. Nasıl bir deneyim oldu sizin için?

Amatörler ya da gerçek kişiler iliklerine kadar yaşadıkları bir duyguyu filmde paylaşıyorlar. Oyuncular açısındansa bu bir iş. İşlerini iyi yapmak için de yönetmenin yardımına ihtiyaçları var. Onlara yardım etmekte zorlandım. Belgesel çekerken ortak bir histe buluşmak daha kolay. Oyuncu yönetimi için hem zamana hem de sabıra ihtiyaç var. Bunların ikisi de kolay bulunmuyor.

2018 için planlarınız neler? Bir sonraki projenin detayları oluşmaya başladı mı?

Şimdilik iki belgesel fikri üzerinde düşünüyorum. Bir de öykü dosyam var, bir süredir notlarını aldığım öykülerimden oluşan; belki sıra ondadır.

Advertising