Ahmet Ümit'in romanı 'Ninatta'nın Bileziği' şehrin opera sahnesine taşındı

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Ahmet Ümit’in çok sevilen romanı ‘Ninatta’nın Bileziği’ni sahneye uyarladı. Eserin prömiyeri vesilesiyle, Ahmet Ümit’e ‘Ninatta’ operasını sorduk.

Ahmet Ümit
Fotoğraf: Muhsin Akgün
Time Out İstanbul editörleri |
Advertising

‘Ninatta’, ‘Ninatta’nın Bileziği’ romanınızdan uyarlandı. Proje nasıl ortaya çıktı? Sizin bu uyarlanma sürecine ne gibi katkılarınız oldu? Kitaba birebir sadık kalındı mı?

Projeyi esinleyen, Antalya Devlet Opera Balesi’nde tenor olan Devrim Demirel’di. Bu fikri aklımıza o düşürdü. Ama projeyi yapmamız için beni ikna eden, bestecimiz Evrim Demirel oldu. Benden eserin libretto’sunu yazmamı rica etti. Ben yazdım, o da besteledi. Elbette libretto’da eserin tümü yer almıyor, ama ‘Ninatta’nın Bileziği’nin tüm ruhunu yansıtıyor. Daha da önemlisi ‘Ninatta’ operası çağımızın ruhunu yansıtıyor. Çatışmalar, kavgalar, savaşlar, merhametini yitirmiş bir insanlık, duyarsızlaşmış bir toplumlar. Bütün bu olumsuzlukların içinde aşka sığınmış iki insan.

Bu ay ‘Ninatta’nın dünya prömiyeri gerçekleşiyor. İzleyiciler bu uyarlamadan neler beklemeli?

Öncelikle ‘Ninatta’ bu toprakların hikayesini anlatan bir opera. Ülkemizin 3000 küsur yıl önceki tarihini ele alıyor. Yeryüzünün ilk büyük savaşı Kadeş’i anlatıyor. Barış anlaşmasına kadar geçen süreyi ve bu zorlu süreçte yaşananları, evrensel bir dille izleyiciye sunuyoruz. Klasik anlatım yerine modern hatta post modern bir anlatım var. Yani arkaik bir hikayeyi yepyeni bir biçimle sahneliyoruz. İzleyiciler, kendi topraklarında geçen bir hikayeyi, evrensel ölçütlerde izleme şansına sahip olacaklar.

‘Ninatta’ için nasıl bir hazırlık sürecinden geçtiniz? Kadrodaki isimlerin belirlenmesinden müziklerin oluşturulmasına ve provalara; süreci sizden dinleyebilir miyiz?

Opera benim pek de bilmediğim bir sanat alanı. Kadrodaki kişilerin belirlenmesinde yönetmenimiz Mehmet Ergüven etkili oldu. Operanın modern bir dille anlatılması fikri de ona aittir. Çok yoğun bir prova döneminden geçildiğini biliyorum. ‘Ninatta’nın müziğini bestecimiz Evrim Demirel oluşturdu. Ama bu süreçte hem Hititologlarla görüştü, hem de birlikte hikayenin geçtiği Hattuşa’ya gittik. Hittilerin başkentini birlikte gezdik. Zamanın ruhunu anlamaya çalıştık. Prova sürecinde de yeni besteler yapmak gerekti. Ben yeni dörtlükler yazdım, Evrim Demirel de besteledi. Oldukça yoğun bir süreç yaşadık.

‘Ninatta’nın Bileziği’, okuyucularınız tarafından oldukça sevilir. Sevilen eserleri uyarlamak, seyirciyi memnun etmek hayli zor olsa gerek. Sizce bir eseri başarıyla sahneye uyarlamanın sırrı nedir?

Esas mesele eserin ruhunu yitirmemek, aksi takdirde ortalıkta uyarlanacak bir fikir kalmaz. Bence biz bunu başardık. Gerek savaşın yıkıcılığı, gerekse aşkın insan kaderinde oynadığı rol, tıpkı kitapta olduğu gibi operada da başarıyla sergileniyor. Bu nedenle izleyicinin seveceğini umuyorum. Ama elbette benim eserim bir edebiyat ürünüydü, burada söz konusu olan ise bir opera, yani başka bir sanattan söz ediyoruz. Dolayısıyla opera izleyicisinin beğenmesi için bu sanatın ölçütlerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Provalardan edindiğim izlenime göre, bu ölçütler de gayet başarıyla gerçekleştiriliyor...

‘Ninatta’ sizce günümüze dair neler söylüyor?

İnsanlığın evrensel hakikatleri vardır. Savaş, aşk, aile, iktidar... ‘Ninatta’ bütün bu olguların hepsini ele alıyor. Hayatın bu önemli olgularının, karakterler üzerinde yarattığı etkileri anlatıyor. Bu önemli durumların hangi tarihte, hangi toplumda yaşandığından çok, insanları hâlâ etkileyip etkilememesi önemlidir. Bence 3000 küsur yıl önceyi anlatan bir hikaye olmasına rağmen ‘Ninatta’ günümüz insanını da derinden etkileyecek bir duyarlılığa sahip. O yüzden kitabı okuyanlar çok beğendiler...

İstanbul’da, diğer şehirlere ve yurt dışına kıyasla operaya ilgi sizce genel olarak nasıl? Kemik bir kitlenin varlığından söz edebilir miyiz?

İstanbul’da, ülkenin değişik yerlerine göre operaya ilgi çok daha fazla, ama tüm Türkiye’yi göz önüne alırsanız elbette operaya yoğun bir ilgi olduğundan söz edemeyiz. Özellikle Avrupa ülkeleriyle kıyaslayınca bu alanda pek başarılı olamadığımızı da söyleyebiliriz. O yüzden ülkemizde bestelenen, kendi kültürümüzden yola çıkarak evrensel kültürlerle buluşan eserler yaratmak çok önemli. Umarım ‘Ninatta’ bu eserlerden bir olur.

2, 5, 6, 8 Aralık, 20.00 / 9 Aralık, 16.00, Süreyya Operası, 20-50 TL

Advertising