Heads up! We’re working hard to be accurate – but these are unusual times, so please always check before heading out.

1/2
Ferhat ZUPCEVIC/GETTYIMAGES
2/2

Baktırmak ya da baktırmamak, işte bütün mesele bu

Sezonun yükselen yıldızı ‘Dansöz’ü, Sezen Keser ve Şâmil Yılmaz ile konuştuk.

Gülin Dede Tekin
Advertising

‘Dansöz’ü kaleme almanın, seyirci ile buluşturmanın yolu nasıl açıldı?

Şâmil Yılmaz Oryantalin sahnede teatral anlamda etkileyici olabileceğine dair fikir Sezen’den çıktı. Tabii sahnede oryantal fikri üzerinden bir evren kuramıyorsunuz. Onu benim meselem haline getirebilecek aralığı araştırmaya başladım. Murathan Mungan’a bahsettim projeden. O da bana oryantaldeki ekollerin kapısını açtı. Bir Mısır ekolü var. Seyirci ile herhangi bir erotik ilişki kurmadan, bakışı çağırmadan, bedenin cinsel imasını mümkün olduğunca minimumda tutan bir ekol. Bir de Çingene dansı dedikleri, daha çok düğünlerde, kutlamalarda, televizyonlarda gördüğümüz bir dans etme biçimi var. Murathan bunları anlatınca küçük bir aydınlanma yaşadım: Bakış meselesi tam olarak bu hikayeyi anlatmamı sağlayacak felsefi zemini kuruyordu. Bir tarafıyla tiyatroya içkin bir mesele. Tiyatronun da temel meselesi bakış. Oyuncunun ne yaptığı, malzemesinin ne kadarını gösterdiği, oyun alanının bakışa ne kadar açıldığı... Bütün bu katmanlar hep bizim meselemiz aslında. Çünkü iyi hikaye anlatmak demek bir tarafıyla bütün o düzeyleri iyi inşa etmek demek. Bizim meselemiz Meryem’in hikayesiydi. Meryem’in hangi sınıfa ait olduğu belli. Nasıl bir çevrede yaşadığı, yaşadığı dönemdeki Türkiye’nin geçirdiği değişim de belli. Çünkü bir taraftan da pavyon üzerinden bir modernizasyon sürecini anlatıyoruz. Aşağı yukarı Türkiye’deki bütün pavyonlar bir dönem tabelalarını indirdiler ve turistik ‘night club’ tabelaları asmaya başladılar. Bu, içerideki mekansal düzenlemeyi de, programları da değiştirdi. 

Ankara, pavyonları ile de meşhur. Ankaralı olmanız yazım sürecinizi etkiledi mi?

Şâmil Ömrümde hiç pavyona girmedim. Ama bir yıl Konur Sokak’ta bir tiyatro işlettik.  Yan tarafımızda bir pavyon vardı. Çok içli dışlıydık onlarla. Samimiyet anlamında değil ama. Bizim alanımızı işgal etmeye dönük güçlü bir irade taşıyorlardı. O ara şunu fark ettik: Genelde pavyon belgesellerinde gördüğünüzde ışıltılı bir dünya açılıyor önünüze.  Tamam, bir kültür var orada ama entelektüel bilinç için onu sulandırıp çekici hale de getiriyorlar.  Öyle değil ama. Bir saate kadar orası normal bir gece kulübü gibi işliyor, sabaha karşı ise Teksas’a dönüşüyor. Müşteri ile çıkmak istemeyen kadınları döverek arabalara tıkıştırdıklarını görüp müdahale edemedik. Ortalık bir karışıyor, çuvallarla silahları yükleniyorlar. Çok kirli ve karanlık bir dünya aslında. İçeri girmeden dışarıdan tanıma fırsatımız oldu yani. 

Meryem’in nasıl bir hikayesi var?

Sezen Keser Talihsizliğe doğmuş bir çocuk. Çocukluğunda hep yalnız kalmış. Annesi pek yanında yok. Yaşadığı mahalle annesini de onu da dışlıyor. İnsanlarla temas etmediği için ağır bir çocuk. Sonra duyduğu bir müzikle hayatı değişiyor, hafifliyor. Kendi içinde keşfettiği şey ona yol arkadaşı oluyor, yalnızlığına da çare oluyor. Ona oryantalin ritüel kökenleriyle bir bağ kurmayı öğretecek olan Haifa ile tanışmasıysa her şeyi değiştiriyor.

Şâmil Annesinin pavyonda çalışmasından dolayı mahallede dışlanmış. Kendi sınıfının bile dışına sürülmüş bir çocuk yani. Bedeninde bir ağırlıkla yaşamaya başlıyor. Kimseyle konuşmuyor. Bedenimizi başka bedenlerle tanıyoruz. Başka bedenlerle iletişim içine girmezsek bedenimize yabancılaşıyoruz. Meryem’inki biraz öyle bir ağırlık. ‘Yer tutmuş, toprak çekmiş’ gibi diyor. Birinin tutup yukarı çekmesi lazım haliyle bu çocuğu.  O çekiliş anı da oryantal müziği duyduğu an. O andan sonra bir hafifleme süreci başlıyor Meryem için. Birçok kız çocuğunun geçtiği bir yol muhtemelen. Oryantal, kendi kendine dans etme, annenin kıyafetlerini giyme... Sezen çok anlattığı için biliyorum bunları da.  O yoldan yürüseydi belki Meryem için her şey daha kolay olurdu. Bir yaşa kadar dans edecekti. Bir yaştan sonra annesi yeteneğini fark edecekti ve pavyona götürecekti. Haifa ile yolu kesiştiği anda dramatik anlamda bir baht dönüşü gerçekleşiyor bu çocuk için. Orada oryantalin felsefesi de içine yerleşmeye başlıyor. Oryantal ritüel köklerinde başka gözler için yapılan bir şey değil. Hep kendi bedenini tanımak için, oradaki başka kapıları açmak için girdiğin bir yol aslında. Oryantali böyle bir yerden tanıdığında, Meryem için karşı tarafla bakış ilişkisi kurmak zor hale gelmeye başlıyor. Hikaye de buradan açılıyor. 

Oyundaki yer yer duygusal, yer yer de oldukça sert olan kırılma noktalarını, baht dönüşlerini belirlerken nelerden beslendiniz? Metni masaya yatırdığımızda ülkenin küçük bir özeti gibi de aslında.

Şâmil Hikayedeki sertliği ister istemez içinde geçtiği mekan belirliyor. Biraz önce anlattığım, pavyonla dip dibe bulunma halimiz aslında hikayeyi hangi dilden anlatacağımı önüme koymuştu. Biz o damara yerleştik. Ama onun dışında ülkenin bir özeti olma hali bütün oyunlarımızda var. O konuda yavaş yavaş ustalaşmaya başladık gibi. Çok temelde önümüze bir hikaye aldığımızda kendimize şunu hatırlatıyoruz, bizim yapmak istediğimiz ya da yapmamız gereken şey her zaman bir hikaye anlatmak olmalı. Bu hikayenin geçtiği bir toplumsal fon var. Bu fon arkada akacak biz de o fonun, öndeki karaktere ne yaptığını araştıracağız. Bir kere yolu buradan tarif ettiğinizde diğer taraf kendiliğinden işlemeye başlıyor. Toplumsal bir meseleyi anlatmak için bir karakteri bahane etmiyoruz. İyi kurulmuş bir karakterle yola çıkıyoruz. Arkadaki toplumsal mesele kendiliğinden gelmeye başlıyor zaten.

Sezen Gittikçe katmanlandı metin. Meryem’in hikayesini ilk tasarlamaya başladığında Şâmil’in aklında sevdiğimiz bir işin eziyete dönüşmesi gibi bir mesele vardı. Bu onun için de benim için de gündemde olan bir durumdu. Bence bu ülkede yaşayan birçok insan bu hissi biliyor zaten. Meryem için bu eziyetin yolu ‘bakma, bakış’ ile açılıyor, buradan başladık. Sonra gördük ki bu bakma hali de içinde bir sürü katman barındırıyor. Buradan başlayarak gittikçe katmanlaştı hikaye. Kadına geldi, bedene geldi, oyuncunun bedenine geldi. Şiddete, kadına şiddete geldi. 

Meryem’e dönüşme hikayenizi anlatabilir misiniz?

Sezen Yıllardır dans eden, oryantal yapan bir kadın. Ait olduğu yer de sahne. Oranın kodlarını biliyor. Ben de her gün dans çalışıyordum. Üç kere dans dersine gittim sonra hoca “Bence artık gelme, sen dans edebiliyorsun, hareketleri biliyorsun, artık senin sürekli çalışarak Meryem’in nasıl dans ettiğini ortaya çıkarman gerekli,” dedi. Dans edebildiğime uzun süre ikna olmadım. Sonra Meryem’in yolundan gittim. Meryem nasıl kendi içinden çıkardıysa dansı, ben de yapabilirim dedim. Kendi kendime sürekli dans ettim. Sonrasında koreografileri oluştururken de şuna dikkat ettik; dans partisyonlarının hiçbiri şu anda sahnede bir oyuncu dans ediyor gibi tasarlanmamalı çünkü hâlâ hikaye akmaya devam ediyor. Siz dans başladığı andan itibaren oyunun devamını, bir parçasını izliyorsunuz.

Şâmil Çok riskli bir şey yaptığımızın farkındaydık. Oyunun adı dansöz ve yarı çıplak bir kadın var sahnede. Bakışla kuracağımız ilişki bizim için her zaman çok tedirgin ediciydi. Dansöz dediğimiz kimlik, üzerine çok negatif yatırım yapılmış bir şey. Haliyle oyuncuyu sahnede çıplak bir şekilde oryantali icra ederken bırakmak çok zorlayıcı. O bakış açlığı denilen şeyi çirkin bir yerden de besleyebilecek bir tuzak var orada. Şöyle bir yöntem bulduk, Meryem’in her dans ettiği an devam eden bir hikayenin parçası. Murat’a bakarak ilk dans ettiği anda bir hikayeyi izliyorsun. Bir kadının aşık olduğu adama yaklaşma hikayesi. Neyi nasıl yaptığından ziyade onun duygusu, temsil ettiği şey çok daha önemli hale gelmeye başlıyor. Dans etmiyoruz, tiyatronun içinde kalıp bir hikaye anlatmaya devam ediyoruz aslında. 

İzlerken nasıl dans ettiğine odaklanmıyor insan.

Şâmil En çok onunla övünüyorum sanırım. Keza ilk kez seyirciyle göz göze gelerek dans edişinde, dans becerisi, hüner gibi şeylerin hepsi ufukta bir yerde kaybolmaya başlıyor. Seyirci bu aralıkta asılı kalsın istedik. “Sana bakamayacağın bir şey izleteceğiz.” Bütünüyle düşünsel olarak bakışa teslim edilmiş bir oyun var fakat oyunun gizli niyeti, izlendikçe flulaşması ve seyirciden uzaklaşması. Seyircinin bakamayacağı bir yere doğru hareket etsin Meryem, hep bir tarafıyla görülemez kalsın. Oyunda yaratmak istediğimiz etki buydu.

8, 14, 23, 26 Ocak, Kadıköy Theatron, 20.30 / 22 Ocak, Bomontiada, 20.30, 40-60 TL

 

 

Tavsiye edilen

    İlginizi çekebilecek diğer içerikler

      Advertising