Efsane esere yeni yorum: Üç Silahşörler

Alexander Dumas’ nın eseri ‘Üç Silahşörler’ bu kez bir bale performansı olarak karşımızda.

Volkan Ersoy
Time Out İstanbul editörleri |
Advertising

“Dekor olarak yepyeni bir ‘Üç Silahşor’ var sahnede.”

‘Üç Silahşörler’i yıllar önce Ankara Devlet Opera ve Balesi sahneye koymuştu. Armağan Davran ile birlikte bu eserin senaryo ve koreografisini hazırlamıştınız. Yıllar sonra İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen ‘Üç Silahşor’da da aynı görevleri üstlendiniz. Çalışma sürecinizden bahsedebilir misiniz? Armağan Davran ile nasıl bir iş bölümünüz vardı?

2010 yılında Ankara Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü’nde Armağan Bey ile birlikte bale başkoreografı ve başöğretmeni olarak yönetici pozisyonlarında çalışıyorduk. Bu eserde yıllar önce dans ettiğimiz için onu yeniden sahnelemek adına dönemin koreografına ve müzik düzenlemecisine ulaştık. Yüksek telif rakamları ile karşılaşınca kendi bilgi birikimimizi de ortaya koyarak bu eseri kendi özgün koreografimiz, müziğimiz ve librettomuz ile yapabileceğimize karar verdik. G. Verdi’nin tüm opera eserlerini tek tek dinleyip içlerinden eserimize uygun olabilecek yerleri tespit ettikten sonra, değerli besteci ve orkestra şefi Bujor Hoinic’den düzenlemeler konusunda yardım istedik. Armağan bu süreçte oldukça yoğun bir mesai harcadı. Ben ise kendi hikayemizi sahnede hangi tablolar ile anlatabileceğimizi düşündüm. Böylece ön çalışma dönemini tamamladık. Daha sonra ise koreografi asistanı arkadaşlarımızla eserin beden bestesine başladık. Tablo tablo senaryoyu Hoinic’den gelen müziklerle oluşturduk. Eskiye dayalı sahne dostluğumuzun yanı sıra uzun yıllardır arkadaş olduğumuz için eseri yaratırken çok zorlanmadık. Salon ve sahne provalarının ardından rekor sayılacak bir sürede, yaklaşık iki ay içerisinde eserin prömiyerini Ankara’da gerçekleştirdik.

 

Dediğiniz gibi ‘Üç Silahşörler’ ile uzun bir ilişkiniz var. ADOB’da sahnelenen ‘Üç Silahşörler’de Dartagnan karakterini canlandırmışsınız. ‘Üç Silahşörler’i sizin için etkileyici kılan nedir?

Dans ettiğim yıllarda çok eğlenceli ve zor bir tekniği olan bir baleydi. Dartagnan rolünün bende özel bir yeri var. Gerçekten dans etmeye doyamadık o dönem. Çok başarılı bir ADOB sanatçı kadrosu ile birlikteydik. Armağan da Lord Buckingham rolündeydi. Birçok festivale katılan, uzun yıllar konuşulan bir eser oldu. Prokovsky’nin koreografisiyle çok severek ve isteyerek dans ettim. Genç, bıçkın, şımarık Dartagnan’nın Athos, Porthos, Aramis ile tanıştıktan ve aşık olduktan sonra büründüğü ağırbaşlılık, bu karakter özelliklerini sahneye artistik yönden taşımak o dönem çok hoşuma gidiyordu. Ve tabii ki o unutulmaz mesaj, yani “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için,” bende özel bir iz bıraktı.

 

ADOB ve İDOB’un ‘Üç Silahşörler’ yorumları arasında ne gibi farklar olacak?

En önemlisi dekor olarak yepyeni bir ‘Üç Silahşor’ var sahnede. Dekor kreatörümüz sevgili İsmail Dede’nin tasarımı ile eser başka bir dile bürünecek. Ayrıca eserimizin bazı tablolardaki bölümlerini koreografik olarak revize ederek daha keyifli bir hale getirdiğimizi düşünüyorum İstanbul’da. Eseri sahneye koyduğumuz şehirlerdeki görevli sanatçılarımızın teknik ve artistik yönleri birbirinden farklı. Böylece eser her şehirde farklı bir yorumla sahneleniyor. İstanbul’da da eserin çok parlak ve başarılı bir versiyonunu seyircimizle buluşturacağımıza eminiz.

 

‘Üç Silahşor’un senaryo ve koreografisini hazırladıktan sonra dansçılarla nasıl bir çalışma süreciniz oldu? Mesela dövüş sahneleri için özel bir hazırlık sürecinden geçildi mi?

Tabii ki, dövüş sahneleri için destek aldık. 2010 yılında eskrim dersleri veren bir antrenörümüzü bale salonundaki provalarımıza davet ettik. Biz zaten yaratıyı Armağan ile hazırlamıştık. Kendisinden bunu daha kurallarına uygun hale getirmesini istedik. Uzun yıllar birçok eserde yine benzer kavga ve dövüş sahnelerinde rol aldığımız için tecrübemiz oldukça fazlaydı. Bale estetiğini göz önünde bulundurarak ve eskrim kurallarını da dikkate alarak koreografiyi oluşturduk. Böylece izlemeye doyulamayan kavga sahneleri çıktı ortaya.

 

İzleyeceğimiz performans Dumas’nın eserinden hangi yönleriyle ayrılıyor?

Dumas’nın sadece ana karakterleri sahnede. Eser tamamen bizim yarattığımız, beynimizden, gönlümüzden çıkan bir hikaye. Gerçek romandan esinlenerek biz yepyeni bir ‘Üç Silahşor’ taşıyoruz sahneye. Bir bale eseri olarak sahnelenecek olmasının gerekliliklerini dikkate alarak senaryomuzu oluşturduk. Karakterlerin kişisel özelliklerini korurken, yeni karakterleri de eserimize kattık. Eğlenceli, sürükleyici ve heyecanlı bir eser çıktı ortaya.

 

1982 yılında Devlet Opera ve Balesi Çocuk Balesi Bölümü’ne girmenizin ardından bale hayatınızdan hiç çıkmamış. Baleye olan ilginiz nasıl başlamıştı?

Tamamen tesadüfler zinciridir bale ile tanışmam. Hareketli bir çocuk olduğum için ilkokul birinci sınıftayken yazın annem, beni ve kardeşimi Ankara’daki 19 Mayıs Spor Salonları’nda jimnastik kurslarına götürmüştü. İşte o zaman başlayıp, bugüne uzanan bir süreç bu. Devlet Opera ve Balesi’ndeki Çocuk Balesi bölümünün kurucusu rahmetli hocamız Erhan Ergüler, jimnastik kursunda verdiği bale dersinde beni seçip sahne ile tanıştırmıştı. Bu meslekten bir daha kopamadım. Sahne tozunu yuttuktan sonra bu mesleğe aşık oldum. Daha sonra konservatuvar yılları başladı. Öğrenciyken sınıf atlayarak Devlet Opera ve Balesi sanatçısı oldum. Yıllarca başdansçı ve solist sanatçı olarak perde açtıktan sonra kurumumda üst düzey yöneticilikten, şu anda gerçekleştirdiğim başkoreograflığa kadar her birimde çalıştım. Hâlâ çalışmaya ve üretmeye devam ediyorum. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu mesleği seçerim.

 

İstanbullu izleyicilerin baleye ilgisi nasıl? 

İstanbul marka bir şehir. Kozmopolit, yenilikçi ve tarihi. Bu denklemde daha çok sahneye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Kapalı gişe oynanan temsiller ilginin bir göstergesi. İstanbul Müdürlüğü’ndeki bale başkoreograflığı da sanatçısı ve tüm ekibi ile bu ilgide önemli bir role sahip. Bizim bale ve opera gibi sanat dallarını seyirciyle buluşturabilmemiz için belli bir altyapıya sahip sahnelere ihtiyacımız var. Orkestra çukuru, sofit sistemi, sahne üstü kule yüksekliği, sahne derinliği ve yan sahne genişlikleri gibi teknik ayrıntılar bu sanat dallarının seyirci ile buluşmasını sağlar. AKM’nin açılması ile birlikte bu eksikliğin önemli ölçüde azalacağını düşünüyorum. Kapalı gişe oynanan temsiller çoğaldıkça İstanbul, sanat hayatımızdaki ağırlığını koruyacaktır.

1, 4, 6, 18, 20 Aralık, Süreyya Operası, 20.00 / 8, 22 Aralık, Süreyya Operası, 16.00, 20-50 TL, www.operabale.gov.tr

Advertising