Hakikatin peşinde bir masal: Hakikat Elbet Bir Gün

‘Hakikat Elbet Bir Gün’ü, Seda Türkmen, Emir Çubukçu, Berkay Ateş ve dramaturgu Aslı Ceren Bozatlı’dan dinledik.

Hakikat Elbet Bir Gün
Gülin Dede Tekin |
Advertising

“Bu oyun upuzun bir mektup.” - Berkay Ateş

Beşinci yılına giren D22 ekibi, Berkay Ateş’in 2017 yılında 25. Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü almış metni ‘Hakikat Elbet Bir Gün’ ile sezona giriş yaptı. Oyunda bir mektubun peşinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Bir çocuğun annesine yazdığı bir mektup bu. Çocukluğundan son günlerine uzanıyor, bir masalı ya da güneşi bile yasaklayanların o ‘uzak’ ülkesini anlatıyor. Hikayeye dair çok fazla bilgi verip seyir zevkinizi bozmak istemeyiz. Ancak aldığı ödülden de belli olduğu üzere ‘Hakikat Elbet Bir Gün’ün edebi yanı kuvvetli bir oyun olduğunu söylemek mümkün. Ateş’in önceki işlerinden aşina olduğumuz kalemi, Serkan Salihoğlu’nun rejisiyle başka bir tat kazanmış. Gizem Erdem, Seda Türkmen, Emir Çubukçu, Can Kulan, Berkay Ateş’ten oluşan oyuncu kadrosu ise oldukça başarılı. Ayrıca detaycı kostüm-aksesuar tasarımında Başak Özdoğan, oyunu sarıp sarmalayan dekor-ışık tasarımında Cem Yılmazer, dramaturjide Aslı Ceren Bozatlı olmak üzere herkes yapbozun önemli bir parçasını oluşturuyor. Metnin heyecanına, çocuksuluğuna, enerjisine, acılarına, git gellerine uzak olmayan sahneleme biçimiyle ‘Hakikat Elbet Bir Gün’, seyirciyi de hakikati kendisiyle beraber sabırla aramaya çağırıyor.

 

Öncelikle oyun metninin edebiyat ödülünden tiyatro sahnesine uzanan sürecinden bahsedelim.

Berkay Ateş Tiyatro metni de bir edebiyat ürünü aslında. Ama galiba şöyle bir şey oldu. Metnin kendi içerisinde gittiği yer, anlattığı hikayenin metaforlarla beslenmiş olması, yapısal olarak gelişimini de etkiledi. Sonuçta ‘Hakikat Elbet Bir Gün’ upuzun bir mektup. Bu yüzden de bu mektup sadece diyaloglarla değil, yazarın ruh devinimleriyle, kendi hayalleriyle, geçmişi, geleceği ve bugünü ile anlatıyor olan biteni. Bir de galiba artık oyun yazarlığının bu döneminde, hikayeleri başka tarafından anlatmak gerektiğini düşünüyorum. Diğer yazdığım oyunlar daha çok, kısa diyalog yapılarından, uzun tiratlardan oluşuyordu. Bildiğimiz klasik anlamda tiyatro metinlerine daha yakındı. Burada bu oyunda başka şeyler de denemiş oldum. Doğrudan anlatımdansa dolaylı anlatımın bu hikayeye nasıl katkı sağlayacağına odaklandım. Hem sahnelerin içerisinde, hem kurgusal yapıda, hem de oyunun anlattığı meselenin seyirciye ulaşması noktasında… Bu dolaylı anlatımda da edebi cümleler aslında çocuğun kendi dili.

 

Metin oldukça katmanlı. Sahnelerken karmaşaya yol açmaması adına nasıl bir yol izlediniz?

Aslı Ceren Bozatlı Metinden çok ayrılmadan, o mektubu aça aça gidiyoruz. Bu noktada da sahnede karmaşa gibi durabilecek şeyin daha çok başta olabileceğini düşünüyorum. Bizim beş oyuncumuz var ve bu oyuncuların kurguladığı bir dünyayı tercih ettik. Oyuncuların katkısı ile oluşturulmuş bir oyun bu. Şarkısıyla, mikrofonun dahil olmasıyla, diğer tüm aksesuarlar ile aslında oyuncular o dünyayı oluşturuyorlar.

Seda Türkmen Bu metinle düz okuma da yapılabilirdi. Ama o mektupta bir masal dünyası var. Rengarenk bir şeyi anlatıyor çocuk. Oyundaki bu masal hali, oyunu başka türlü yorumlamamızı engelledi. Biz de yorumlarken karga olup, fare olup, rengarenk bir dünya kurup şiddeti, kıyımı tam da bu dünya içerisinden göstermeyi tercih ettik. Aslında dışarıda gördüğümüz her şey böyle değil mi?

 

Özünü çıkarmaktan bahsediyorsun sanırım.

Seda Özüne baktığında seçtiğin kelimelerin her biri çok anlamlı. Edebi açıdan baktığımız zaman insan bir şiiri okurken bile zorlanır çoğu zaman. Berkay’ın yazdığı metinde öyle bir dert var ki, seyirci biraz daha teslim olduğu an zaten bizimle birlikte onun içerisinde uçup gidiyor.

Aslı Metnin verdiği zenginlik de öyle bir anlatıma el veriyor. Buna bir parti denilebilir, bir festival denilebilir. Ama aslında bir imge zenginliği sunuyoruz.  Bu noktada tasarım ve kostüm de o imgeyi plastik anlamda gösterme ihtiyacı hissediyor.

 

İlk yarıda seyirciye çok iş düşüyor. Tüm olayların arasında neler olduğunu anlamak ve kaçırmamak için daha fazla konsantrasyon gerekiyor.

Emir Çubukçu Oyundaki renkler muhtemelen bunu yaratıyor. Herkesin farklı bir renkle sahneye gelmesi ama aslında tüm çocukların aynı çocuk olması.

Seda  Seyirci ile beraber yol alıyoruz biz de. Şarkıları söylerken onları rahatlatıyoruz, gözlerinin içine bakıyoruz. Aslında burada bunu demek istiyoruz diyoruz.

Berkay Hemen herkes en başından anlasın, anladığı yerden devam etsin… Bana anlayacağım şeyi ver, beni zorlama… Böyle olduğu zaman anlatım ilerlemez. Anlatım seyirciye de hikayeyi kendi dünyasında nereye oturtabileceğine dair alanlar açan metin, reji ve oyunculuktan oluşmalı. Bunu Türkiye sinemasının yaptığını düşünüyorum. Türkiye sinemasının son yıllarda dünyada kabul gördüğü, ilerlediği meselesinin de bir noktada bu olduğuna inanıyorum. Sinemada da kullanılır: Bir şey izlersin hikayenin başında ve merak edersin. “Ben bu sahneyi neden izledim?” dersin. Sonunda neden izlediğini anlarsın. Oyunun başında biz “Avizem altın sarısı, sınırlar solucan kaynıyor, seni seviyorum demiş”, cümlelerini sıralayıp duruyoruz. Şimdi seyirci bunu niye izledi. Oyunun en sonunda da bunu tekrarladığımız zaman, aslında oyunun bir özeti olduğu anlaşılıyor.

 

Güneşi bile yasaklayanların hikayesinin bugüne dair durduğu yeri de konuşalım. Bu hikaye neyi deşiyor?

Berkay Adından da anlaşılacağı üzere hakikatin ortaya çıkması ile ilgili bir mesele dönüyor metinde. Her gün kişisel hayatlarımızda da dönmüyor mu bu mesele? Hakikatin üzeri katman katman kişisel hırslarla, çeşitli baskılarla ya da susularak sürekli kapatılıyor. Hakikati kapatanlardan biri olmasanız bile susmak da buna vesile oluyor. Metinde anlatılan bazı çerçevelerde de görüyoruz bunu. Ama bu oyunun asıl durduğu nokta, susmaktan ziyade hakikatin ortaya çıkması ve ne olduğu ile ilgili. Ayrıca var olmakla ve yaşam hakkı ile ilgili. Kişisel hayatlarımızda da, sevgi sözcüklerimizin gitgide gizlenmesiyle, kişisel hırslarımızın artmasıyla, baskının kabul edilmesiyle bir gizlilik, kapalılık meşrulaştı. En azından sorular sorabildiğimiz, okuduğumuz, baktığımız dünya ve Türkiye ölçeğinde söz konusu meşruyu tekrar hatırlamak ve onu kırmakla ilgilendim. Bu mektup tam da bu anlamda bunu metaforlar yoluyla anlatmaya çalışıyor. Bunu bir distopya olarak anlatmamdaki mesele de buydu. Güneşi, yasaklayacak kadar da kapatsanız, bir mektubun üzerini toprakla, sesle ya da bedenle örtseniz de o güneş var olmaya bir şekilde devam ediyor. Bu oyun benim devam etme inancımı da kendime hatırlatmak için yazdığım bir oyun oldu. Aslında birilerine hakikatin ne olduğunu hatırlatmak ya da onun nasıl ortaya çıkacağını söylemek değil derdim. Ama hakikatin var olduğunu hatırlayalım istiyorum. Üzeri, bugünkü yaşadığımız koşullarla, baskılarla değil, güneşin bile elimizden alınabileceği kadar büyük bir ölçekte bile kapatılmış olsa hakikatin var olduğunu hatırlayalım, bir gün ortaya çıkacağı inancını da koruyalım. O zaman çocukları, ağacı, prenses balığını korumuş oluruz.

Seda Buluştuğumuz ilk ortak nokta umuttu. Umudumuzu kaybetmediğimizdi. “Ayçiçeklerini öldüremezsiniz,” dedik birbirimize. Umutsuzluğa düştüğümüz anlarda birbirimize umudun varlığını hatırlattık. O nedenle çok kıymetli bir metin her anlamda.

 

Aslı en başta oyuncuların katkısı ile oyun oluşturuldu dedi. Oyunculardaki yeri nedir peki?

Emir Dışarıdan bakıldığında ne görülüyorsa bizim de içinde yaşadığımız şey o. İşin teknik boyutunda adisyonunu seyirciye çıkarmak istemiyorum; katmanlı, şöyle zor böyle zor diye. Bu bizim işimiz ve teknik boyutu böyle. Ama diğer taraftan benim için çok eğlenceliydi. Oyun oynama hissiyatını tekrar kazandığım bir süreç oldu. Çalışırken oyun oynama hissiyatında kalmayı seviyorum. Zaten anlamı bizde ve o anlama dair bunu yapma fikrimiz ortada. Ama prova alanına girdiğimiz andan itibaren o anın içinde olarak onun keyfiyle ilgilenmek beni daha çok heyecanlandırıyor. Karakterden karaktere atlıyor olma hali… Beş kişinin sürekli beraber oynadığı bir oyun olduğu için çok eğlenceli, panayır gibi bir şeydi. Çocukların oyun oynaması gibi bir enerjisi vardı. Çok güldük.

Berkay Aslında yaptığımız diğer oyunlardan farklı olarak daha geniş, katılımcı bir ekip olduk galiba. Işığından dekoruna kimse dışında kalmadı.

 

Yeni çalışmalar var mı?

Emir Ocak ayında Can Kulan’ın yöneteceği, D22’nin yeni oyunu seyirci ile buluşacak. Onun çalışmaları devam ediyor.

2, 3 Aralık, Zorlu PSM Studio, 20.30, 44-66 TL

Advertising