Tüm Kadınların Hikayesi

Prömiyer öncesi, sahnede tek başına Furuğ’a nefes olan Kesal ve oyunun yönetmeni Berfin Zenderlioğlu ile bir araya geldik.

Gülin Dede Tekin |
Advertising

20. yüzyıl Fars şiirinin en mühim şairlerinden Füruğ Ferruhzad ile Türkiye’nin önemli tiyatro isimlerinden Nazan Kesal’ın yolu ‘Yaralarım Aşktandır’ oyunu ile kesişiyor.

32 yıllık kısacık ömrüne sığdırdığı hayatını, acılarını, duygularını tüm samimiyeti ve açıklığıyla şiirlerinde ortaya koyan bir şair Furuğ Ferruhzad. İnandıkları uğruna mücadelesi, tutkusu, asiliği, kadın-erkek eşitliği ve döneminin toplumsal sorunları karşısındaki duruşu, sinema oyunculuğu ve yönetmenliği, aşkları ve en önemlisi onu çocuğundan ayrı düşüren ve erkenden sonlanan acı dolu hayatı ile hâlâ en merak edilen ve kalbe dokunan şairlerden biri… 25 yıl önce Nazan Kesal’ı da şiirleriyle kalbinden vuran Furuğ,  şimdilerde Kesal’ın hayalinin de bir parçası olarak, Berfin Zenderlioğlu’nun rejisi ve Şebnem İşigüzel’in kelimeleri ile sahnede hayat buluyor. ‘Yaralarım Aşktandır’ı sezon boyunca DasDas’ın Metropol İstanbul’daki yeni yerinde izleyebilirsiniz.

Furuğ Ferruhzad’a dair bir oyun yapma dürtüsünün kaynağı neydi?

Nazan Kesal: Ercan’ın (Kesal) bana armağan ettiği, Furuğ Ferruhzad ’ın ‘Sonsuz Günbatımında’ kitabını ilk okuduğumda başladı her şey. Henüz 25 yaşındaydım. Bir kadın olarak bir başka kadının derdini, aşkını, bu dünyaya dair varoluşunu, okumaya doyamadığım şiirlerle dile getirmesi, sonrasında acı dolu ve erken terkedilmiş hayat hikayesini ve kim olduğunu öğrenmek beni çok etkilemişti. Bir gün bunu tiyatroda yapmalıyım duygusu o zamandan beri hiç peşimi bırakmadı. 25 sene bu hayali besledim, büyüttüm ve sonra rüzgar hayallerim doğrultusunda esti. Bunu kiminle yapmalıyım diye düşünürken, etrafımda Furuğ sever arıyordum. Herkese teslim edilecek bir kadın değil. Kadınlık meselesine kafayı takan, tiyatroyu bilen biri olması gerekiyordu. Yavuz Ekinci tanıştırdı bizi Berfin’le. Hangimiz daha çok seviyor yarışına girdik önce ama baktım güzel seviyor.

Berfin Zenderlioğlu: Şiirlerini okuyarak aşık olduğum kadınlardan biridir Furuğ. Ben de ilk ‘Sonsuz Günbatımında’ ile tanışmıştım onun dünyasıyla. O kitaptan sonra diğer şiirlerini okudum, hayatını araştırdım. Bir parçam gibi olmuştu. Oyunculuk çalışmalarında onun şiirlerini kullanıyordum, birkaç dergiye hakkında yazılar yazmıştım. Orta Doğu’da sanatçı olarak var olabilmek, kadının sesini duyurmaya çalışmak ve eril zihniyete karşı çıkabilmek onun yaşadığı dönemde hiç de kolay bir şey değildi. Bütün bunlar beni Furuğ ile yakınlaştıran parçalardı. Nazan’la tanışınca, onun bu hayali benim de yıllardır demlenen hayalimi yeniden açığa çıkardı.

Metin nasıl ortaya çıktı? 

Nazan: Önce şiirleri ile yola çıktık. İstediğimiz gibi bir oyun olabilmesi için şiirin yetmediğini fark ettik. Şiirden çok tiyatro metni olmalı ve bu oyunu güçlü bir kadın kalem yazmalı diye düşündüğümüzde, romanlarını çok sevdiğim Şebnem İşigüzel’e teklif götürdüm. Niye böyle bir hayalin peşinde olduğumu anlattım. Oyun şairin kısacık yaşamından yola çıkıyor aslında ama anlatılan kadın olma mücadelesi. Şebnem öyle bir oyun yazdı ki, Furuğ gibi sıkışmış, eril dünyada nefes alamayan bütün kadınların hikayesi haline getirdi oyunu. Sadece şairin dünyasını anlatmıyoruz. Onunla beraber aynı yazgıyı, aynı trajediyi yaşayan bütün kadınların hikayesini yazdı Şebnem. Biyografik bir oyun bir yanıyla. Furuğ Ferruhzad’ın yaşamıyla örtüşen gerçeklikle birlikte kurmaca bir yanı da var. Şiiri az kullandık. Ama şiir gibi akan bir metin oldu.

Evet, su gibi akıyor metin.

Berfin: Şiirsel bir dili var. Aslında şiir ve metnin iç içe geçmesini arzuluyorduk. Ortaya çıkan metin ve rejide yakalamaya çalıştığım üslup da buna hizmet etti. Yaşadığı aşklar, doğaya, çocuğuna, sanata, kendi topraklarına ve her şeyden önemlisi insana duyduğu aşkların toplamıydı onu var eden, güçlü kılan. Biraz onun peşine düştük. Birlikte bir tartışma süreci geçirdik. Furuğ ile ilgili bulduğumuz yazıları, görselleri, bilgileri, birbirimizle paylaştık ve Şebnem’in kaleminden de düşlediğimiz dünyanın hikayesi oluştu. 

Oyunda Furuğ şiirlerinin hangileri ile karşılaşacağız?

Nazan: Mutlaka olmalı dediğimiz şiirleri vardı. Furuğ sezileri çok güçlü bir kadın. ‘İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına’ şiirinde garip bir biçimde nasıl öleceğini yazmış. Bizim oyunumuzun omurgası oldu bu şiir. Aynı zamanda mekanımızı, atmosferimizi de tarif etti. Onun dışında İbrahim’e, annesine, Kamyar’a yazdığı şiirler de var. “Şiir benim tanrım,” diyen bir kadın şairin en güzel şiirlerinden bazılarını oynayacağım sahnede. Şebnem’in kurmaca biyografik metni ile şiirler paralel ilerledi. Zaman zaman şiir metni tarif etti. Zaman zaman metin şiire doğru bir yol aldı. Keskin geçişler yok şiirle metin arasında. Berfin rejisiyle, ışığı, müziği, ses tasarımıyla çok güzel geçişler yaptı. Anlatının içinden giderken şiirle karşılaşıyor seyirci ama hangisi şiir hangisi metin bunu Furuğ severler bile zor anlayacak. Bu epizodik metin kurgusunun, rejinin de kendi dilini tarif etmesine faydası oldu.

Metinde çok fazla katman var. Zamanlar farklılaşıyor, duygular inişli çıkışlı. Yönetmen olarak nasıl bir yol izlediniz bunları bir araya getirirken?

Berfin: Şebnem’in metinde yarattığı dünya çok şiirsel. Okuduğunuzda da metinle şiiri ayırt etmek gerçekten çok zorlaşıyor. Bu bir taraftan avantajlı, bir taraftan da sizi sahneleme açısından riskli bir yere çekiyor. Bu katmanları birbiriyle kaynaştırabilmek gerçekten çok incelikli bir çalışma gerektiriyor. Hele ki anlatılarda bütün bu yapıya hizmet eden (anlatı kişisi, rol kişisi, oyuncunun kendisi, seyirci) teatral düzlemi açığa çıkarabilmek sağlam bir dramaturji istiyor. Tüm bunların analizlerini yaparak rejiyi ona göre belirledim. Duygusal ve mekansal geçişleri de ışığın, müziğin ve oyuncunun belirlediği atmosferlere emanet ettim. Daha çok oyuncu merkezli çalışıyorum. Benim için diğer tüm unsurlar, oyuncudan sonra oyunu tamamlayan büyülü vuruşlar. Bu noktada asıl yük oyuncuya, yani Nazan’a düşüyordu. Karşılıklı arayışlar oyunumuzun teatral dilini bulmamızı sağladı. 

Nazan: Aslında prova sürecinde benim için en kıymetli şey yolculuğun kendisi. Dizi, sinema ya da tiyatro fark etmez, ne yaptığınızdan çok, birlikte nasıl bir yoldan gittiğiniz, birbirinizi nasıl algıladığınız, o kıymetli zamanı nasıl değerlendirdiğiniz, nasıl tatlandırdığınız çok önemli. Ortaya çıkacak şeyi belirleyen bir yolculuk... Orada aslında oyunun nasıl çıkacağını da tarif ediyorsunuz. O insani ilişkilerin içinden çıkıyor sizin sanat yapıtı dediğiniz şey.

Sahnede tek olmak nasıl bir his?

Nazan: Sahnede yalnız olmak yaşamda yalnız olmak kadar ürkütücü değil. Üstelik seyirci var, yalnız da değilim. Ben ikinci kez tek kişilik oyun oynuyorum. Yıllar önce konusu 12 Eylül ile ilgili ‘Cam Bardaklar Kırılsın’ oyununda oynamıştım Ankara Sanat Evi Tiyatrosu ile. 18 tane karakter oynuyordum. Yeni mezun olmuştum 23 yaşındaydım. Cahil cesareti ile girdiğim bir yolculuktu. Ama gencecik yaşta yaşadığım o deneyim çok öğretici oldu. Tekrar o cahil cesaretinin içine sürüklenmeyeyim diye de bu kadar sene bekledim. Sahnede yalnızsınız, sadece karakterle var oluyorsunuz. O karakterle doğru bir ilişki kuruyorsanız, metni ve oyunu karakter üzerinden seyirciye doğru aktarabiliyorsanız zor değil. Ben seviyorum. Benim için Furuğ Ferruhzad ’ı oynamak en büyük rüyalarımdan biri ama insanın bazen en çok istediği şey en korktuğu şey haline gelebilir. Hem popüler hem de çok iyi bir şairi ete kemiğe büründürmek, onun ruhunu arayıp bulmak, oynamak müthiş bir duygu. Heyecan verici. Çok değişken bir ruhu var. Bir tarafı çok deli, bir tarafı çok kederli, hüzünlü... İki uçta yaşayan bir kadın. Bende olan bir şey değil bu iki uçluluk.

Bu çatışma daha iyi sonuçlar doğurmaz mı çoğu zaman?

Nazan: Şaşırtıcı bir ruh Furuğ. Onu aramak, bulmak; o farklılıkları çıkarmak, şiirden metne geçişlerde her epizotta farklı bir duygu durumunun içine girmek, onları gerçekten seyircinin kalbini yakalayarak oynamaya çalışmak, şiiri konuşmak benim için hem zor, hem de zoru sevdiğim için çok keyifli.  

Berfin: “...Ve bu benim yalnız bir kadın.” Furuğ Ferruhzad, düşlerini gerçekleştirme noktasında hep yalnızdı. Bu dünyaya damgasını, şiirleriyle, belgeseliyle, hayatıyla, kısacası sanatıyla vurup gitti. Bütün bu zorlukların içerisinde inadıyla ve yarattıklarıyla bir nefes oldu. Onunla ilgili bir oyun yapmak da elbette kolay olmayacaktı. İnce eleyip sık dokumak zorundasınız, onun sesine ulaşabilmek için. Ben, hem oyunculuk hem de yönetmenlik yapan biri olarak, tek kişilik oyunları ve birebir oyuncu ile çalışmayı seviyorum. Oyunun bütün bileşenleriyle ve belirleyici olan oyunculuk biçimiyle daha fazla hemhal olmak iyi geliyor bana. Hem karakter, hem hikaye bütün güzelliği ve kusurlarıyla ortada duruyor, sen de yorumunla ona nefes üflüyorsun. Bu yaratıma ortak olan bütün kafaların, güzel yüreğinden öpüyorum.

4, 18 Nisan, DasDas, 21.00, 40-50 TL / 10 Nisan, DasDas, 21.00, 15 TL

 

 

Advertising