Acının, aşkın, özlemin, ölümün rolü olmaz, yaşanır

Yunus Emre Oratoryosu’nda izlediğimiz Deniz Kılınç Tunçeli ile performansa nasıl hazırlandığı ve daha fazlası..

Deniz Kılıç
Nurhayat Baysal
Time Out İstanbul editörleri |
Advertising

Ahmed Adnan Saygun’un eseri ‘Yunus Emre’, geçtiğimiz aylarda Uğur Seyrek’in koreografisi ve rejisi ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından tek perdelik bir oratoryo-bale olarak sahnelendi. İDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Suat Arıkan’ın belirttiği gibi müzik ve dansın ‘Yunus Emre’deki ilk buluşması olan bu eserin etkisinden kolay kolay çıkamayabilirsiniz. 13. yüzyıl halk ozanı Yunus Emre’nin aşk, ayrılık, acı, özlem, ölüm gibi temalar üzerine kurulu mistik şiirleri Saygun’un müziği ve Uğur Seyrek’in koreografisi ile bedenlere akmış. Bu bedenlerden biri de şüphesiz üstlendiği Kadın rolünü içselleştirmiş ve dansıyla bizi hem çok uzak, hem de çok yakınımızdaki dünyalara götüren Deniz Kılınç Tunçeli… Kendisiyle ‘Yunus Emre Oratoryosu’, dans ve yaşam üzerine bir söyleşi yapma imkânı bulduk.

 ‘Yunus Emre Oratoryosu’nu nasıl tarif ederdiniz?

Opera, bale ve orkestranın birleşmesiyle oluşan muhteşem bir bütünsellik ‘Yunus Emre’; geçmişten geleceğe uzanan, sözlerin, müziğin, günümüz adımlarıyla birleştiği modern bir anlatım. Yalın, sesi olan ama sessizliği hiç bozmayan bir hikâye… İnsanoğlunun hikâyesi…

Acının, aşkın, özlemin, ölümün rolü olmaz, yaşanır. İçinizdeki hisleri de katarak, boydan boya yürümek bile bir ifade. Yoğunluğuyla sizi alıp götüren bir eser ‘Yunus Emre’.

 Rolünüze nasıl hazırlandınız?

Hazırlık aşaması yeni anne olduğum için çok yorucuydu. Çoğu provayı kaçırdım, bir türlü eserin içine giremedim. Partnerim sakatlandı, partnerim değişti, derken zaman iyice daraldı. Genel prova yapmak hayaldi, sahne provasını bile ancak temsilden bir gün önce yapabildik.

 Sizin için hayli zorlu bir dönem olmuş, ama sahnede içselleştirerek yarattığınız Kadın’ı çok etkilenerek izledik. 

Eserin bütününe hâkim olma çabası, kendi bölümlerimi unutacak mıyım endişesi ve hareketlerin karışma ihtimali üst üste bindi. Bir sene sonra ilk defa Devlet Opera ve Balesi’nde sahneye çıkıyordum. Açıkçası hiç heyecanlanacağımı hissetmedim. Nitekim sanki dün bırakmışım ama bugün tekrar sahnedeymişim hissiyle dans ettim. Tüm endişelerim yerini fazlasıyla sakinliğe bıraktı.

 Anne olmak mesleğinizi nasıl etkiledi?

En merak ettiğim şuydu: Acaba anne olmadan önceki ve sonraki dönemler arasında ne gibi farklar olacak? Temsil öncesinde kendime şunu dedim: “Anneyim ben. Daha önce içimde olmayan bir güç var bende.” Yorulduğum zamanlarda kendimi telkin etmem kolaylaştı, soğukkanlılığım arttı, herhangi bir şey olmadığında içten içe gülümsemeye başladım eyvah demek yerine. Son dört senedir ilk defa sahnede var olduğum süre boyunca istemediğim kimseyi dünyama almadım. Öylesine kapatmışım ki kapılarımı dışarıya; dans ettiğim partnerim, sahnede beraber olduklarım, kuliste desteğini esirgemeyen eşimin haricinde, hiç kimse, hiçbir şey umurumda olmadı. Bu his çok daha gençken hissettiğim bir şeydi ve annelikle beraber bu hissimi tozlu raflardan tekrar çıkarttım. ‘Yunus Emre’de böyle bir zamanda dans ettiğim için mutluyum.

 Teşekkürler. Umarız bu eser sınırlarımız dışına da çıkar ve dünyanın farklı kentlerinde de sahnelenir.

 

 

Advertising