Eski kraliçe intikam peşinde: The Crown’ın kraliçesi Claire Foy

The Crown’ın kraliçesi Claire Foy, yeni filmi ‘Örümcek Ağındaki Kız’da bambaşka bir rol üstleniyor.

Claire Foy
Isabelle Aron |
Advertising

Kariyerim artık bambaşka.

Claire Foy ile buluşmak için, birbirlerine çapraz bakan iki deri koltuğun bulunduğu sessiz bir odaya yönlendiriliyorum. Koltuklardan birine oturup, Netflix dizisi ‘The Crown’ın eski yıldızını sabırla beklemeye başlıyorum. Ortamda sanki Kraliçe’yle görüşmeyi bekliyormuşum gibi bir hava var.

Ama Buckingham Sarayı’nın görkemli odalarından birinde değiliz, King’s Cross’ta bir stüdyodayız. 34 yaşındaki oyuncu da aslında Kraliçe Hazretleri’ne hiç benzemiyor, zaten tahtı da devretmiş. Kot bir tulum içinde bacak bacak üstüne atmış, bitki çayını yudumluyor. Ünlü dizinin iki sezonunda rol aldıktan sonra tacını çıkarıp, motosiklet kaskı ve deri ceket giyerek ‘The Girl with the Dragon Tattoo / Ejderha Dövmeli Kız’ serisinin yeni filmi ‘The Girl in the Spider’s Web / Örümcek Ağındaki Kız’ın kahramanı Lisbeth Salander’ı canlandırıyor. Salander, kadınlara zarar veren erkekleri avlayan, bıçkın bir bilgisayar korsanı. Foy, rolü için kafasını kazıtmayı bile düşünmüş, “Ama günlük hayatta insanlar korkunç göründüğümü söyleyeceklerdi. Bu sebeple zor bir karar,” diyor. Yine de yeni rolü, Kraliçe’den hayli uzak bir karakter.

Kendisinin de söylediği gibi ‘The Crown’, Foy’un kariyerini çok değiştirdi. Oyuncu, performansıyla bu sene bir Emmy ödülü bile kazandı. Yine de Foy, geçmişe bakmıyor. Sonbaharda vizyona giren bir filmde daha oynadığını göz önüne alınca, ona hak veriyoruz. ‘La La Land / Aşıklar Şehri’ni yöneten Damien Chazelle’in yeni filmi ‘First Man / Ay’da İlk İnsan’da Foy, Neil Armstrong’un (Ryan Gosling) eşi Janet Shearon’ı ete kemiğe büründürdü. Üstelik adı şimdiden Oscar adayları arasında geçiyor. İngiliz dizileri ‘Upstairs Downstairs’ ve ‘Wolf Hall’un yanı sıra ‘The Crown’ ile ismini duyurduktan sonra Hollywood yıldızlığına geçiş yapan Foy’un kariyeri büyük bir dönüm noktasında. Kendisiyle tacı devredişini, rol aldığı dövüş sahnelerini ve cinsel tacize karşı duran #MeToo hareketi hakkında konuştuk.

 

Lisbeth Salander gibi agresif bir karakteri canlandırmak eğlenceli miydi?

Benim için bu karakteri canlandırmanın ilgi çekici yönü, çok zor olmasıydı. Ters biri olduğunu kastetmiyorum, sert olduğunu söylemek istedim. Çelişkilerle dolu karmaşık bir karakter. Bu kadar yaralı birini oynama fırsatını çok korkutucu buldum, çünkü karanlık bir deneyim olacaktı.

 

Dublör gerektiren sahneleri de canlandırdınız mı?

Hepsinde rol aldım. Dövüşleri kastediyorum, pencereden atlamak gibi şeyleri değil. Benim olduğum sahnelere mi yoksa dublörünkilere mi yer verildiğini göreceğiz. İlginç bir şekilde hoşuma gitti. Dans etmeyi öğrenmek gibiydi.

 

En sevdiğiniz sahne hangisiydi?

Tüm dövüş sahnelerini sevdim, çok zevklilerdi. Çığlıklar attığım, bağırdığım, dövüştüğüm sahnelere bayıldım. Hayatımda bunlara daha fazla yer ayırabileceğimi düşünüyorum.

 

Karakterin, istismarcı erkeklerin peşine düşüyor. #MeToo hareketi çekimleri etkiledi mi?

Çekime başladığımızda olaylar devam ediyordu. Lisbeth, tüm kadınlara yardım etmek için yola çıkmıyor. Erkeklere yaptıklarının hesabını sormayı amaçlıyor. Pek de yüce olmayan, gerçek bir intikam söz konusu. Zamandan tamamen bağımsız olarak ele almak imkansız. Ama hakkında bir film yapıldığını söyleyerek #MeToo hareketini küçümsememeliyiz ve filmi de kategorize etmemeliyiz. Zor bir durum.

 

#MeToo’dan sonra çok şeyin değiştiğini düşünüyor musunuz?

Yüzeysel olarak evet. Bundan 10 yıl sonra, toplum büyük oranda değiştiğinde etkisi kalmayacak. Toplumun işleyişi ve kadınlara bakışı hakkında derin değişimlerin olması gerektiğini fark ettiğimizde bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz. Biraz değişiklik oldu, ama devamını zamanla görürüz.

 

Lisbeth rolü bugüne kadar iki kişi tarafından üstlenildi. Bunu göz önüne aldınız mı?

İlk duyduğumda, rolün yanına bile yaklaşmam diye düşünüyordum. İki performansı da izledim. Rooney (Mara) filminde inanılmazdı ve Noomi (Rapace) de üç filmde harikaydı. İzlerken “Biri neden bu zorluğu üstlensin ki?” diyordum.

 

Fikrinizi ne değiştirdi?

Bir şeyi bambaşka şekilde ele almak hoşuma gitti. Daha önceki rollerimde bunu çok kez yapmam gerekmişti. Başkasından bir rolü teslim alıyorsanız veya ünlü bir karakteri canlandırıyorsanız, herkesin ön yargısıyla mücadele ediyorsunuz. Sizden başka herkes karakteri sahipleniyor. Mesele, karakteri kendiniz için sahiplenebilmek.

 

Olivia Colman, ‘The Crown’daki rolünüzü üstleniyor. Bu durum size ne hissettirdi?

Teklifi ilk aldığında onunla konuştum ve bunu yapması gerektiğini söyledim. Olağanüstü bir oyuncu. Onu izlemek için sabırsızlanıyorum.

 

Kraliçe’yi canlandırmayı özleyecek misiniz?

Hayır. Ama dizideki herkesi özleyeceğim. Rolü çok seviyordum ancak karakterlere bu açıdan tutunmuyorum. Hikaye tamamlandı. Benim için her şey bitti, geride kaldı.

 

Dizinin bu kadar başarılı olmasını bekliyor muydunuz?

Hiç beklemiyordum. Netflix bir bilinmeyen olduğu için hiç fikrimiz yoktu. Belki de kimse izlemeyecekti. Riskli bir girişim olduğunu biliyorduk. Oyuncular olarak biz bile “Kraliyet ailesinin yaşadıkları hakkında anlattıklarımızı kimse umursayacak mı?” diyorduk. Ayrıca rol aldığınız yapımların otomatikman berbat olduklarını düşünüyorsunuz. Beni oynattıklarına göre korkunç olmalı diyorsunuz.

 

Yalnızca iki sezon için sözleşme yapmıştınız, öyle değil mi?

Evet. Bir dizi yaparken ikinci sezonun ortasında bitebileceğini, kimsenin izlemeyebileceğini düşünüyorsunuz. Minnet ve şaşkınlık içindeyim. İzleyen herkesin beğendiği bir şeyde rol almak çok etkileyici. Garip bir şey.

 

‘The Crown’ sizin için yeni kapılar açtı mı?

Evet. Kariyerim artık bambaşka. Bunun olacağını hiç tahmin etmiyordum. Çok daha fazla göz önünde olduğu için bu etkisi kaçınılmaz sanırım. Eskisi gibi olmanıza rağmen insanlar size farklı bir gözle bakıyor. Kraliçe gibi görüyorlar galiba.

 

‘First Man’ şimdiden Oscar adaylıklarına göz kırpıyor. Buna önem veriyor musunuz?

Daha önce hiç önem vermem gerekmedi. Bilmiyorum! Benim için yepyeni bir dünya.

 

Daha önce hiç ünlüler karşısında nutkunuz tutuldu mu?

Ryan Gosling ve Damien Chazelle ile bir film yaptım! Yani evet. Çok garip bir şey.

Onları sıradan insan gibi görmem gerekiyor ve sanırım bir oyuncu olduğunuzda herkesi eşitleyen şey de bu. Herkes korku içinde, foyalarının ortaya çıkacağını ve bunu yaparak hayatlarını kazanmayı hak etmediklerinin anlaşılacağını düşünüyor. Ödül törenlerine gitmek gibi bir şey. Meryl Streep ile sohbet edemem, çünkü sürekli onu ne kadar sevdiğimi söylemek isterim. İnsanlara onları sevdiğimi çok söylüyorum. BAFTA töreninde üstüne atladığım son kişi Louis Theroux oldu. Olağanüstü olduklarını düşündüğünüz pek çok insanla aynı yerde olmak çok garip bir şey. Bununla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum.

 

Meryl Streep ile hiç konuştunuz mu?

Tabii ki hayır!

 

Ödül törenlerine katılmak tuhaf bir his mi?

İlki, yani Altın Küreler öyleydi. Daha önce BAFTA törenlerine gitmiştim ama neredeyse oradaki herkesle birlikte çalışmıştım. Altın Küreler’de ise kimseyi tanımıyordum. Kimse de beni tanımıyordu. Ödül kazandım ve çok şaşırdım. Ardından ödülü yanınızda taşımanız gerektiği için herkes sizi tanıyor. Altın Küreler’e annemle gittim, yalnız ve biraz garip bir deneyim olduğu için iyiydi. Ama ödül törenleri çoğunlukla çok iyi bir parti gibi geçiyor ve Tom Hanks gibi insanlara bakma fırsatı buluyorsunuz.

 

‘The Crown’da Matt Smith’in sizden daha fazla para kazandığı ortaya çıkınca ne hissettiniz?

Bunu haberle birlikte öğrendim. “Ben de tüm dünyayla beraber duydum ve şimdi insanlar bana ne düşündüğümü soracak,” diye düşündüm. Garip olan şu ki, #MeToo konusunda olduğu gibi, cevabınızın hazır olması bekleniyor. Net bir yanıt verebileceğiniz ve konu hakkında bilirkişi olduğunuz düşünülüyor. Ben ise “Bilmiyorum, herkesle birlikte öğreniyorum,” diyorum. Yanlış bir şey söylemek istemediğim için korkutucu buldum. Bakış açımı değiştiren bir durumdu.

 

Sektörden size akıl hocalığı yapan birileri oldu mu?

Örnek aldığım çok kişi var. Annette Bening ve Emma Thompson gibi pek çok kadının harika olduğunu düşünüyorum. Kimse beni kanatları altına almadı. Ama yalnızca kulak vermek, öğrenmek ve nazik olmak gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca benmerkezci ve sinir bozucu birine dönüşmemek de gerekiyor, çünkü insanların sektördeki her şeyin gerçek olduğunu düşünmeleri çok kolay. Ama öyle değil.

‘The Girl in the Spider’s Web / Örümcek Ağındaki Kız’ vizyonda.

Advertising