Müzik

Şehirdeki konserler, festivaller ve daha fazlası

Eylül ayının en iyi konserleri
Müzik

Eylül ayının en iyi konserleri

Bu konserleri kaçıran pişman olur...

Daha fazla
Mix - Sesler Arası Bir Deneyim
Müzik Bilet al

Mix - Sesler Arası Bir Deneyim

Türkiye müzik sahnesinin kalburüstü yeteneklerinin hemen hemen hepsini bir araya getiren festival, İstanbul seyircisinin pek sevdiği yabancı isimleri de kadrosuna serpiştirmiş. Festivalin en büyük özelliği belirli bir türle sınırlandırılmamış olması. Halk müziği sanatçısı Erdal Erzincan da sahneye çıkıyor, yerli reggae grubu Sattas da. İlk gün sahne alanlar arasında Büyük Ev Ablukada ve The Ringo Jets öne çıkıyor. Ertesi günse BaBa ZuLa, Oi Va Voi, Ceza, E.Y.P.İ.O ve Burak King bayrağı devralıyor. DJ performansları, plak pazarı ve sergiler de sizi bekliyor.

Daha fazla
Paul Banks ve RZA ile Banks & Steelz'ın ilk albümü üzerine
Müzik

Paul Banks ve RZA ile Banks & Steelz'ın ilk albümü üzerine

Interpol’ün sesi Paul Banks ve Wu-Tang Clan’in kaptanı RZA kafa kafaya verip Banks & Steelz’i kurdu, üstüne bir de albüm kaydetti. Banks’in RZA hayranlığı zaten malumdu, ünlü rap’çi de meğer Interpol’ün müziğine karşı boş değilmiş. Hip-hop ve indie rock’ın bir potada eridiği albümün henüz dumanları tüterken ikiliyi buluşturduk ve satrançtan girip çocukluklarından çıktıkları koyu sohbetlerini bölmemek için aradan çekildik. Karşınızda Banks & Steelz. Paul Banks: RZA, nasıl tanıştığımızı hatırlıyor musun? RZA: Bir tekila barındaydı değil mi? Menajerim Tyler Childs “Interpol grubundan Paul Banks buralardaymış, tanışmak ister misin? Müziğinin hastasıymış,” dedi. İlk aklıma gelen New York’lu bir müzisyenle biraz oturup dostane bir muhabbet etmekti. Yanımda kafa dengi birilerinin olması yalnız olmaktan iyidir diye düşünmüştüm. New York böyle spontane bir şehirdir işte. Paul: Aynen öyle. RZA: Sana “Bu adamla tanışmam lazım,” dedirten şey neydi? Paul: Sırf bir röportajda seni ilham aldığım isimlerin başında saydım diye tanışıp birlikte bir albüm yapacağımızı ummuyordum elbette. Yani en azından tüm mesele birlikte çalışmak değildi. “Vay be! RZA ile tanışıp birkaç kadeh bir şeyler içeceğim,” diye heyecanlanıyordum. İkinci görüşmemizde oturup satranç oynamıştık hatta. RZA: New York, evinden çıkar çıkmaz blues barlarını, komedi kulüplerini, caz konserlerini ufacık bir muhitte, yan yana bulabileceğin bir şehir. Ama bir de MacDougal civarlarında bir satranç kulübü var. O kulübün şehre

Daha fazla
Róisín Murphy ile yeni albümü 'Take Her Up to Monto' üzerine
Müzik

Róisín Murphy ile yeni albümü 'Take Her Up to Monto' üzerine

Róisín Murphy’nin kariyerine bakınca görkemli ve şaşırtıcı bir hikâyeyle karşılaşıyoruz. 90’ların ortalarında ‘The Time Is Now’ ve ‘Sing It Back’ ile özdeşleşen Moloko’nun yarısı olarak başladı Murphy’nin müzik yolculuğu. ‘Sing It Back’ hâlâ o kadar meşhur ki Murphy’nin altı yaşındaki kızının bile bir gün okuldan gelip, şarkının adını karıştırarak “Anne ‘Bring It Back’i sen mi yazdın?” diye sorduğunu anlatıyor. 2004 yılında Moloko’dan ayrılıp yoluna tek başına devam etmeye karar verdiğinden bu yana caza göz kırpan ‘Ruby Blue’ ve şahane pop parçaları barındıran ‘Overpowered’ albümlerini yayınladı Murphy. Geçtiğimiz yıl raflara düşen ve Mercury Ödülü’ne aday gösterilen elektro-disko başyapıtı ‘Hairless Toys’un ardından ise arayı açmayarak geçen ay dördüncü stüdyo albümü ‘Take Her Up to Monto’ ile çıkageldi. Bundan iyi fırsat olamaz diyerek Murphy’ye bağlandık. Müzik kariyerin nasıl başladı?Tamamen rastlantı. Bir gün tanımadığım birine “Kazağımı beğendin mi?” diye sorarken kendimi Moloko’nun solisti olarak buldum. Şarkıcı olmak aklımda bile yoktu. Şarkı yazarlığını da yorumculuğu da deneye yanıla öğrendim. O yüzden hep güvenli bölgemden çıkma ihtiyacı hissediyorum. Yeni şeyler denemeyi bırakamam çünkü zaten kariyerimin başlaması bile bir deney. ‘Take Her Up to Monto’daki şarkılar geçen yıl yayınladığın ‘Hairless Toys’dakilerle aynı zamanda kaydedilmiş. Hangi şarkının hangi albümde yer alacağına nasıl karar verdin?‘Take Her Up to Monto’ biraz daha uçlarda dolaşıyor. Daha dinam

Daha fazla
26. Akbank Caz Festivali
Müzik

26. Akbank Caz Festivali

Soul müziğin parmakla gösterilen isimlerinden Imany ve Grammy ödüllü Ron Carter’ın Golden Striker Trio’su 12-23 Ekim arasında gerçekleşen 26. Akbank Caz Festivali için açıklanan ilk isimler oldu. Festival programının geri kalanında göze çarpan isim ise İstanbulluların aşine olduğu bir yüz: Afrobeat efsanesi Tony Allen. Afrika müziğini cazla, funk'la, hip-hop'la buluşturan işleriyle; Damon Albarn gibi vizyonu geniş müzisyenlerle beraber yaptığı projelerle tanıyoruz onu. Festivalin diğer isimleri arasında Fatih Erkoç, Ferit Odman'ın eşlik edeceği performansıyla Amerikalı trompetçi Terell Stafford, vurmalı çalgılar ustası Okay Temiz, piyanist Tuluğ Tırpan ve ‘En İyi Latin Caz Albümü’ Grammy’si sahibi Kolombiyalı bas gitarist Juan Garcia-Herreros yer alıyor. Festival biletlerini buradan alabilirsiniz.

Daha fazla

Son eklenenler

Konserlerin perde arkasındaki kahramanlarıyla tanışın
Müzik

Konserlerin perde arkasındaki kahramanlarıyla tanışın

Konserlerin perde arkasında günlerce süren hazırlıklar, müzik aşkıyla çalışan çok sayıda insan olduğunu biliyoruz. “Kim bu insanlar?” dedik ve peşlerine düştük. 

Daha fazla
Red Hot Chili Peppers - The Getaway
Müzik

Red Hot Chili Peppers - The Getaway

Tüm kariyeri boyunca gitaristlerinden çektiğini hiçbir şeyden çekmeyen bir grup RHCP. John Frusciante’nin 2009’da ikinci kez ayrılmasından sonra yerine geçen çırağı Josh Klinghoffer’lı ilk RHCP albümü ‘I’m with You’ kimseyi memnun etmeyen vasat bir işti. Kulaklar hâlâ Frusciante’nin nefis geri vokallerini ve eklektik gitarlarını arasa da geçmişi arkamızda bırakmak lazım. Klinghoffer’ın artık başat elemanlardan biri olduğunu görmek güç değil. Her ne kadar yeni albümün çıkış şarkısı ‘Dark Necessities’de gitarın sesini pek duyamasak da şarkının ileride RHCP’ın best of’larına gireceği söylenebilir. Flea’nin bas numaraları albümün büyük bir kısmını sırtlıyor, 40’ından sonra geri döndüğü konservatuvar ve parçası olduğu Atoms for Peace gibi alternatif projeler müzikal anlayışını etkilemiş görüldüğü kadarıyla. Funk’ın dozu bir nebze daha düşmüş, şarkıların büyük kısmı orta tempoda rock parçaları; ‘Stadium Arcadium’ ya da ‘By the Way’de olduğu insanı olduğu yerde zıplatan şarkılara çok nadir rastlıyoruz. Albüme yayılan hissiyatı anlamak için zaten arka arkaya dizilmiş ‘Goodbye Angels’, ‘Sick Love’ ve ‘Go Robot’u dinlemek yeterli. Bu üç şarkı hem RHCP’ın yeni istikametini özetliyor hem de albümün en kalburüstü şarkılarından. Klinghoffer’ın kendini gösterebildiği ‘We Turn Red’ gibi şarkılar ise insana “Hadi inşallah 70’lerine gelmeden harmoni içinde oldukları bir albüm daha yaparlar,” dedirtiyor.

Daha fazla
Swans - The Glowing Man
Müzik

Swans - The Glowing Man

Micheal Gire'nın ekibi Swans 2010’daki yeniden birleşmelerinden bu yana başladıkları büyük ve gürültülü zen ayinine ‘The Glowing Man’ ile görkemli bir kapanış yapıyor. Gira’nın açıklamalarına göre mevcut kadroyla yayınladıkları son kayıt olan albüm, önceki iki Swans albümünün izinden giderek yine kontrollü bir ilkellik, ruhanilik ve bol miktarda gürültü içeriyor. Swans’ın müziğine aşina olmayanlar için baştan söylemek lazım: Elimizde üç şarkısı 20 dakikadan daha uzun süren yaklaşık iki saatlik bir kayıt var. ‘The Glowing Man’ popüler müzikte artık görmeye aşina olmadığımız bir çaba talep ediyor dinleyiciden, yani çalma listenize atıp işinize gücünüze meze edeceğiniz kısa pop şarkılarını unutun. Açılış şarkıları ‘Cloud of Forgetting’ ve ‘Cloud of Unknowing’ birer dua olarak yazılmışlar, albüme adını veren 29 dakikalık ‘The Glowing Man’ ise uzun bir Zen koanı gibi. Kapanış şarkısı ‘Finally, Peace.’ iyimser bir hoşça kal niteliğinde. Her Swans albümünde olduğu gibi ‘The Glowing Man’ de müzikal anlamda diğer albümlere bağlanıyor. Örneğin bir önceki albüm ‘To Be Kind’da yer alan ‘Bring the Sun’dan kimi kısımları albümde duymak mümkün, fakat tematik olarak kendine özgü bir konumu da var ‘The Glowing Man’in. Şarkıları bu kez ölmeköldürmek, hâkimiyet kurmaksömürülmek gibi temalar birbirine bağlıyor. Swans yeni bir albüm daha yapmasa da hiç sorun değil, ‘The Glowing Man’ yavaş sindirilen bir yemek gibi

Daha fazla
Kamasi Washington röportajı
Müzik

Kamasi Washington röportajı

Saksafon ustası Kamasi Washington ile bu ayki büyük buluşmanız için gün saydığınıza eminiz.

Daha fazla
Radiohead - A Moon Shaped Pool
Müzik

Radiohead - A Moon Shaped Pool

POPÜLER MÜZİK İÇİN bir devler ligi kursak Radiohead’in bu ligde zirveye oynayanlardan olacağını söylemenin bir sürprizi yok, şaşırtıcı olan şey paradigma değiştirecek kadar etkili olduğunu söyleyebileceğimiz isimlerin aksine bu işi çok uzun soluklu bir şekilde devam ettirebilmeleri. The Beatles tüm kariyerini 7 yıla sığdırdı, Pink Floyd 15. Radiohead ise ilk albümlerinden bu yana geçen 23 yıldan sonra bizi hâlâ şaşırtmayı başarabiliyor. ‘A Moon Shaped Pool’ için X+Y+Z şeklinde bir formül vermenin bir manası yok, albüm elbette ‘The Bends’ten ‘The King of Limbs’e grubun kariyerinden birçok anı andırıyor, bu da gayet olağan. Fakat albümün Radiohead ölçeğinde yenilikçi olmadığı söylenemez. Müzikal açıdan başlarsak, AMSP grubun minimalizme en çok yaklaştığı, en yalın albümü olabilir. Çoğu şarkının en gösterişli yanı Thom Yorke’un kusursuz falsettosu oluyor. Elbette bir de Jonny Greenwood’un yaylı düzenlemelerini anmak gerek. ‘Kid A’deki synth katmanları, ‘OK Computer’daki gemi azıya almış gitarlar gibi AMSP’un imzası da yaylılar. Greenwood’un Paul Thomas Anderson filmleri için ürettiği işlerde pişen neo-klasik kompozisyonlar albümün en ayırt edici ve yenilikçi yanı. Şarkılara tek tek baktığımızdaysa şimdiye dek hiç olmadığı kadar lirik ve açık sözlü bir Radiohead ile karşılaşıyoruz. ‘Present Tense’, ‘Daydreaming’ ve ‘Glass Eyes’ Thom Yorke’un lafı hiç dolandırmadan, çekinmeden derdini anlattığı duygusal şarkılar. Albümün kapanış şarkısı ise Radiohead’in daha önce hiçbir stüdyo k

Daha fazla

Ayın partileri & yeni mekanları

Bug
Barlar ve pub'lar

Bug

“Beyoğlu’nda gece hayatı,” bitti diye yakınaduralım cesaretli müzik ve gece hayatı tutkunları Beyoğlu’nun eski güzel günlerini geri getirmek için elinden geleni yapmaya kararlı. Bu tutkununun son örneklerinden biri de Küçük Parmakkapı Sokak’ta geçtiğimiz Nisan ayında açılan Bug adlı gece kulübü oldu. Kendilerini “Bug, kentin tekinsiz seslerini tür gözetmeksizin bir araya toplar,” diyerek tanımlıyorlar. Popüler gece kulüplerinde daralıyor, küçük ve samimi ama aynı zamanda iyi müziğin peşinden koşan bir yerler arıyorsanız Bug’dan eliniz boş dönmeyeceksiniz. Dubstep, tekno, drum ‘n’ bass gibi türlere olan açlığınızı bastırmak için Bug’ın kapsını çalın. Bu ay bayram tatili hariç Cuma ve Cumartesi geceleri açıklar.

Daha fazla
Kafes
Barlar ve pub'lar

Kafes

Kafes eski Solar Beach’in yerine açılan High Beach bünyesinde ikamet ediyor. Plajın tadını çıkarıp sonrasında partileyebileceğiniz bir konsept.

Daha fazla