0 Beğen
Kaydet

Gülce Uğurlu ve Funda Eryiğit ile 'Ev'vel Zaman' oyunu üzerine

Sinemada, müzikte ve güncel sanatta defalarca işlenen kentsel dönüşüm kavramı bu kez ‘Ev’vel Zaman’ ile tiyatro sahnesinde tartışılıyor. Oyunun yazarı-yönetmeni Gülce Uğurlu ve oyuncularından Funda Eryiğit ile buluştuk

Prömiyerini 20. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapan, sezonu ise Avrupa’dan sekiz oyunun davet edildiği Fast Forward Avrupa Genç Yönetmenler Festivali’nde açan ‘Ev’vel Zaman’, kentsel dönüşüme, orta sınıf bir ailenin gözünden bakıyor. Esme Madra, Funda Eryiğit ve Bedir Bedir gibi yaptıkları her işi heyecanla takip ettiğimiz oyunculardan oluşan kadrosunun yanında, önemli sahne tasarımcılarından Meryem Bayram imzalı ahşap parçalar, en az oyuncular kadar yön veriyor ‘Ev’vel Zaman’a. 4,5 x 4,5 metrelik bir sahne ve 24 adet, 4 kg ağırlığında L ahşap bloktan oluşan dekor, oyuncuların yoğun fiziksel performansı ile kentsel dönüşüm süreçlerini anlatan mimari öğelere dönüşüyor.

Vaktiyle İstanbul’un sayfiyesi olan bir yerleşim bölgesinin geçirdiği dönüşümü iki kız kardeş ve onların sonradan mimar olan çocukluk arkadaşının anıları, rüyaları üzerinden anlatarak seyircinin de kendi anılarına, belleğine dönüp bakmasını sağlıyor oyun. Gülce Uğurlu’nun üslubu ile tanışmak, yeni neslin en başarılı oyuncularını bir arada görmek için yolunuzu Kadıköy’ün taze mekânı Taşra Kabare’ye düşürmenizi öneririz.

Kentsel dönüşüm günümüzün tartışmalı konularından biri. Gülce, seni böyle bir metin yazmaya iten güncel bir konu olması mıydı, yoksa sen de kendini bu dönüşümün ortasında mı buldun?

Gülce Uğurlu: İstanbul bir süredir büyük bir inşaat alanı gibi. Bu dönüşüm kentlerin ve insanların belleğinde kaçınılmaz travmalara da neden oluyor. Benim ‘Ev’vel Zaman’la bu konuya ciddi olarak eğilmemi sağlayan, doğup büyüdüğüm ve halen ailemin yaşadığı bölgedeki kentsel dönüşümdü. O bölgenin tamamen yıkılıp yeniden yapılacak olmasından ve bunun ilk kez ağırlıklı olarak orta sınıftan insanların yaşadığı bir bölgede gerçekleşmesinden etkilendim. Oyunun geçtiği yer eskiden İstanbul’un bir sayfiye kasabasıyken, 90’lı yıllarda hızla göç almış ve plansızca büyümüş bir bölge. Burada İstanbul’daki tarihleri görece eski, kentle bağları kuvvetli diyebileceğimiz aileler yaşıyor. Afet riskli alan ilan edilen bölge, yıkılmak üzere olan güvensiz binaların bulunduğu bir yer değil aslında; tam tersine deniz kenarında, değerli bir bölge.

Oyunda kentsel dönüşüme mağduriyet üzerinden mi yaklaşıyorsun?

Gülce: ‘Ev’vel Zaman’ kentsel dönüşüm kadar insan ve kente dair bellekle ilgili bir oyun. Günümüz insanının kentsel dönüşüm adı altında geçirdiği hızlı başkalaşımı belleğe, hatıralara tutunmaya dair bir perspektifle ele alıyor. Prova sürecinde bu konuyu araştırdıkça, insanlarla görüştükçe farkındalığımız arttı. Tüm bunlara birey, kent, ülke ve dünya ölçeğinde kayıtsız kalamazdık. Kendimizle yüzleştik. Oyun bu anlamda kör göze parmak olmayan bir orta sınıf eleştirisi de barındırıyor.

Funda, seni ‘Sessizlik’ten sonra sahnede izlemek için sabırsızlanıyorduk. Nasıl dahil oldun ‘Ev’vel Zaman’a?

Funda Eryiğit: Gülce, kentsel dönüşümle ilgili bir oyun yapmak istediğinden bahsetti. Fakat bir metin yoktu ortada ki böyle şeylere çok sıcak bakmam. ‘Ortaklaşa yaratım tiyatrosu’ (devised) adlı bir yöntemden bahsetti, benim ilk kez duyduğum ama Gülce’nin tecrübeli olduğu bir yöntem. Metin, oyuncuların doğaçlamalarıyla oluşacaktı ve herkes üretim sürecinin bir parçası olacaktı. Beni bu heyecanlandırdı açıkçası. Yeni bir şeydi benim için, denemek istedim.

“Dönüşüm, kentlerin ve insanların belleğinde kaçınılmaz travmalara neden oluyor”

Nasıldı sizin için farklı katmanlardaki yaratımların iç içe geçtiği bu süreç?

Gülce: ‘Ev’vel Zaman’ın benim için önemi, dünya tiyatrosunda giderek daha etkin bir biçimde yer alan ortaklaşa yaratım tiyatrosuna odaklanması. Yazar, oyuncu ve kurucularından olduğum Oyun Deposu’ndan beri bu yöntem üzerinde çalışıyorum. ‘Ev’vel Zaman’la 20. İstanbul Tiyatro Festivali’ne başvurduğumda da elimde, kurduğum bir oyun iskeleti ve çalışma dinamikleri vardı. Metin, belirli çerçeveleri olan bir yapının içinde, her bir karakteri inşa edecek şekilde tasarlanmış doğaçlamalarla şekillendi. Tasarım, metin, oyunculuk çalışmalarının iç içe geçtiği bir süreçti. Böylesi bir süreçte, ortak dil, üslup kendiliğinden gelişiyor.

Funda: Esme, Bedir ve benim hiç alışık olmadığımız bir çalışma şekliydi. Soyut doğaçlamalarla başlayıp giderek alanımızı sınırlandırdı Gülce. Karakterler, olaylar şekillenmeye başladı. Tahtalarla ayrı çalıştık. Metinle ilgili çok konuştuk, birbirimizi rahatlıkla eleştirdik. Sert tartışmalarımız da oldu. Performatif olanla dramatik olanın sınırları üzerine konuştuk, denedik. Denemeden kesinleştirdiğimiz hiçbir şeyi koymadık sahne üzerine. Kesinleştirdiğimiz şeylerin inceliklerini hâlâ denemeye devam ediyoruz aslında

Dönüşümü birebir yaşayan insanlarla da görüşmüşsünüz yaratım sürecinde.

Gülce: Evet, Türkiye’deki birçok kentsel dönüşüm uygulamasını araştırdık. Sulukule, Tarlabaşı, Fikirtepe, Yeldeğirmeni, Bağdat Caddesi... Ama başlangıç noktamız Pendik’ti. Yaptığımız araştırmalarda oradaki durumun farklı olduğunu gördük. Afet riskli alan ilan edilmiş olması, yani tamamen yıkılıp yenilenme zorunluluğu... Tüm bu bölgelerde yaşayan kişilerle röportajlar yaptık. Evlerini, mahallelerini bırakmamak için mücadele eden insanlarla konuştuk. Fikirtepe de ayrı tabii. Biz gittiğimizde orası bir hayalet şehir gibiydi.

Funda: Ben en çok Fikirtepe’den etkilendim. Karlı bir günde gitmiştik. Ve Sulukule. İkisinin de olamamış hali, terk edilmişliği çok can sıkıcı.

Bu görüşmelerin oyunculuklarınıza etkisi oldu mu?

Funda: Nasıl bir şeyin içinde olduğumuzu görmemizi sağladı. Oralara gitmeden önce ortada metin de yoktu henüz. Konu hakkında düşünmemizi ve başkalarının hayatlarındaki kentsel dönüşümü görmemizi sağladı bu ziyaretler. Derdimizi ortaklaştırdık bir nevi. Hepimiz bu dönüşümün içindeyiz çünkü. Hukuksal sürecin, teknik meselelerin içinden çıkamadık tabii, o her yerde bambaşka işliyor ve belli bir kuralı da yok. Sonuç cümlemiz “Kimse bilmiyor,” idi. Pendik, orta sınıfın yaklaşımı üzerine çok şey gösterdi bize. Oynadığımız karakterler de orta sınıftan. Orta sınıfın mülkle ve parayla kurduğu ilişkinin, kendimde de bir şekilde var olduğuyla yüzleştim.

Sahnede performatif oyunculuk önemli bir pay sahibi, ama aynı zamanda hikâyenin dram yönü de ağır. İki tarafı birden güçlü tutabilmek zor olmuyor mu?

Funda: Oyuncular olarak üçümüz de aldığımız eğitimler ve tecrübelerimizle dramatik olana daha yatkınız. Alışkanlığımız bu. Performatif olanla ilgili bir bilgimiz, fikrimiz var ama bunu eyleme dökmek başka bir şey. İkisini güçlü tutmak değil de, dengesini kurmakta zorlandık. Ortada hem performatif, hem de dramatik yürüyen bir hikâye var. Herhangi biri diğerinden daha güçlü durduğunda denge kayboluyor. İlk sözü malzeme (tahta parçaları) söylüyor zaten. Ona fazla gelen dramatize bir oyunculuk gördüğünde kusuyor. Gülce’nin yaklaşımı ve aynı zamanda bir dış göz olması bizi rahatlattı o anlamda.

Yorumlar

0 comments