'Black Mirror'ın yaratıcısı ve yazarı Charlie Brooker'la tanışın

‘Black Mirror’, Netflix’te yayınlanan üçüncü sezonuyla son dönemin en çok konuşulan dizilerinden biri oldu. Teknolojinin sınırlarını merkezine alan şahane bilim kurgu dizisinin arkasındaki isimle buluştuk
Charlie Brooker
© Andy Parsons
Advertising

Gerçek hayatta tanıştığın insanları en çok hangi özelliklerinle şaşırtıyorsun sence?

Asık suratlı oluşum abartılıyor. Ayrıca insanları karşıma almayı sevmiyorum. İnsanların düşündüğü gibi sarsılmaz düşüncelere sahip değilim, beni fikirlerimden kolaylıkla caydırabilirsiniz. Televizyonda sürekli çatık kaşlarımla görünüyorum, gerçek hayatta ise tam bir hödüğüm. Beceriksiz, budala ve dangalak adamın tekiyim.

Eski Britanya Başbakanı David Cameron’ın bir domuza uygunsuz hareketlerde bulunduğu iddiası ortaya çıktığında sen çoktan ‘Black Mirror’ için benzer bir hikâye anlatan bir bölüm kaleme almıştın. İddiaları duyduğunda neler hissettin?

Hakikat diye bir şey olmadığına ve benim kafam karışsın diye yaratılmış bir simülasyonda yaşadığıma bir süreliğine gerçekten inandım. Çok ama çok garipti.

'San Junipero' bölümünden bir sahne

‘Black Mirror’ın uluslararası başarı yakalaması garip geliyor mu sana?

Evet, çok acayip bir durum. Çok garip şeyler yaşadım bu konuyla ilgili ama anlatabileceğim enteresan bir anekdotum yok maalesef.

‘Black Mirror’ın artık bir Netflix dizisi olmasının da etkisiyle büyük yıldızlarla çalışma fırsatı yakalamaya başladın. Jerome Flynn ile çalışmak nasıldı?

Harika bir adam Flynn, birlikte çektiğimiz bölümde de muhteşemdi. Sanırım dünyada daha çok ‘Game of Thrones’daki Bronn karakteri olarak tanınıyor. Robson & Jerome grubuyla ‘Unchained Melody’ parçasına getirdikleri yorum yüzünden ondan intikam almam gerekirdi aslında. Şaka, hiç böyle bir şey düşünmedim tabii. Zaten senaryoyu yazarken hangi karakteri kimin oynayacağını henüz bilmiyorduk.

'Nosedive' bölümünden bir kare

‘Black Mirror’ın son sezon bölümlerinden birinde, insanların hayatına hükmetmeye başlayan, sanal gerçeklik oyunu ile karşılaşıyoruz. Sence yakında böyle şeyler gerçekten yaşanacak mı?

Geçtiğimiz aylarda piyasa çıkan PlayStation sanal gerçeklik gözlüğü sayesinde o günler sandığımızdan da yakın olabilir. Teknoloji sayesinde sürekli mucizevi olaylar vuku buluyor. Mesela seni köpeğe dönüştüren Snapchat filtrelerini düşün. Biri bana bu özelliği gösterdiğinde “Daha neler! Teknoloji bu kadar ilerledi mi cidden?” demiştim. Sonra bu tip şeylere çok çabuk alışıyorsunuz ve “Doğru düzgün çalışmıyor bu uygulama,” diyerek kötülemeye başlıyorsunuz. Her şey çok hızlı değişiyor. 

Brexit’in sonuçları vahim olacak mı sence?

Brexit’e hayır diyenlere ağlamayı kesmelerinin söylenmesini çılgınca buluyorum. Bir uçakta yolcular sarhoş bir pilotla uçmak istedi diyelim, dağlara doğru kafa üstü giderken korkup çığlık atmaya hakkım olmayacak mı? Endişeliysem ve korkmuşsam, rahat bırakın beni; istediğim gibi panik yapayım.

Brexit sonrasında ırkçılığın arttığına dair videolar tweet’ledin. ‘Black Mirror’ın bir sonraki sezonunda temalarından biri bu mu olacak?

Geçen gün tam da bu konu üzerine bir ‘Black Mirror’ bölümü nasıl olur diye düşündüm. Tüm insanların aynı renkte olmalarını ve aynı dili konuşmalarını sağlayan bir kask icat edildi diyelim. Irkçılığın kökü kazınır mıydı? Yoksa insanlar bu sefer başka şeyler üzerinden mi ayrımcılık yapmaya başlardı? “Yürüyüşünü hiç beğenmedim,” derler miydi mesela birbirlerine? Bilmiyorum. Yine de iyimser olmaya çalışıyorum. 

‘Black Mirror’ Netflix’te.

Netflix dünyasından

Advertising
Advertising