Ecem Uzun: “Korkuyorum ve yapmak istiyorum”

Henüz 24 yaşında ama oyunculuk alanında almadık ödül bırakmadı. Önce ‘Tereddüt’te herkesi kendine hayran bıraktı, şimdi de Reha Erdem imzalı ‘Koca Dünya’da masallardan çıkma bir karakteri canlandırıyor. Ecem Uzun’u takdimimizdir...
Fotoğraf: Mete Çarkcı
Abbas Bozkurt |
Advertising

Oyunculuk eğitimi almaya en başından beri kararlıymışsın, nasıl başladı her şey?

Sekiz yaşında başladım bu işe. Annem beni tiyatro eğitimlerine yazdırmıştı. Biraz asosyalmişim, aşar belki atlatır diye götürmüş yazdırmış. Annem geçenlerde anlattı, ben küçükken endişeleniyormuş, sürekli kendi kendime konuşuyorum diye. Hastaneye götürmeyi bile düşünmüş!

Ekranlarda çocuk denecek yaşta oyunculuğun içinde buldun kendini, pek çok insan “Zaten oyuncu oldum,” der, eğitimi kafaya takmazdı herhalde...

Oyuncu oldum hissi bana hiçbir zaman gelmiyor. Genelde hiç öyle iyi bir öğrenci sayılmazdım ama tiyatro eğitimi görmek benim için çok büyük bir şeydi. Daha sekiz yaşındayken “Ben bu işin okulunu okuyacağım, bu işi yapacağım,” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Şu anda da o hayali gerçekleştiriyorum Kadir Has Üniversitesi’nde. Bu alanda çalışmayı çok seviyorum. Olabildiğince atölyelere, eğitimlere katılmayı, güvenli alanımdan çıkmayı seviyorum. Oyunculukla ilgili beni rahatsız eden şeyleri seviyorum. Okudukça yeni bir şey öğrenirsin ya, benim için de oyunculuk böyle aslında. Bedenimle bir şeyler yapmayı seviyorum.

Çok küçük yaşlardan beri setlerdesin, kadın olarak orada kendini var etmek de zor, ayrımcılığa maruz kaldığını hissettiğin oldu mu?

Oldu tabii. En kötüsü gizli mobbing’ler bence. “Sen zaten küçüksün”ü karşısındakine hissettirenler...

İlk sinema deneyimin ‘Tereddüt’le de tam anlamıyla güvenli alanından çıkmış oldun, değil mi?

Kesinlikle öyle. Çok korku vericiydi benim için. Korkuyorum ama bunu yapmak istiyorum gibi bir tavırla kabul ettim. Yeşim Ustaoğlu sonuçta... Herkes çekiniyor biraz ama çok eğlenceli bir kadın aslında. Kimse bilmiyor.

‘Tereddüt’ten hemen sonra ‘Koca Dünya’da oynadın, hem Yeşim Ustaoğlu hem de Reha Erdem’in seni aynı dönemde keşfetmesi tesadüf mü?

Kadir Has Tiyatro bölümünde ikinci sınıftayken dahil olduğum bir oyun vardı: Serdar Biliş’in yönettiği ‘Savaş’. Semira adında bir kızı canlandırdım. Savaşı hem görüyoruz hem görmüyoruz oyunda. Bosna’daki savaşın bir aile içindeki yansımasına tanık oluyoruz daha çok. Hem Yeşim Ustaoğlu hem de Reha Erdem oyunu izlediler, ondan sonra da beraber çalışmaya başladık.

İlk oyunun olduğuna inanmak güç. İki ödül de aldın üstelik. Her tiyatrocunun kariyerinin başında almak isteyeceği iki ödül...

Evet, çok şanslıyım. Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı, Sadri Alışık Ödülleri’nde Umut Veren Oyuncu ödülleri geldi ‘Savaş’la.

‘Tereddüt’le Altın Portakal’da En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandın, ‘Koca Dünya’yla ise Adana’da Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu ödülü, onları da es geçmeyelim!

“Umut Veren” tabii ki hep “umut veren” (gülüyor). Ödüller motive ediyor mutlaka ama çok da kişisel almamak lazım bunları. Filme geliyor sonuçta o ödül. Siz aracısınız sadece.

Yurtdışındaki festivallere de gittin ‘Tereddüt’le ve ‘Koca Dünya’yla, oradaki tepkiler nasıldı?

‘Tereddüt’ün yurt dışı gösterimlerinde gelen sorulara biraz sinirlendim açıkçası. Türkiye’den böyle bir filmin çıkmasına şaşırdılar, “Bu Türkiye’de nasıl gösterilecek?” gibi yerlere saplanıp kaldılar. Oysa burada Antalya’da izlendiğinde mesela, kimse filmi öyle fazla cüretkâr falan bulmadı, kimse sevişme sahnelerine takılmadı. İzleyicilerden bir kadın “Tokat yemiş gibi hissediyorum, bir hafta konuşamayacağım,” demişti. O daha sahici geliyor bana. Yurt dışındakiler sizin Türkiye’den gelmiş olmanıza fazla takılıyor.

‘Tereddüt’teki sevişme sahneleri çok konuşuldu ama onlardan belki çok daha zor bir sahne var. Senin Funda Eryiğit’le karşılıklı oynadığın terapi sahnesi... Ona nasıl hazırlandın?

Evet, monodrama sahnesi diyoruz biz. Aslında sadece üç tekrarda çektik o sahneyi ama geçmişi var tabii. Daha önceden kalanlar var. Biz filme neredeyse bir yıldır hazırlanıyorduk. Funda, Yeşim Ustaoğlu ve ben prova yapıyorduk. O provalardan bir şey bedeninde kalıyor. Yeşim Ustaoğlu’nun çok ilginç bir tarzı var oyuncuları hazırlama anlamında. Provalarda size farklı duyguları yaşatmayı seviyor ama son noktaya kadar götürmüyor işi. O duygusal doruk noktasına sette ulaşmanı istiyor, deneyimin bir kısmını hep çekime saklıyor. Ben bir de role hazırlanırken, oynadığım karakterin, yani Elmas’ın annesine bir mektup yazmıştım. O mektubu yazmak da o karakteri derinlemesine eşmek anlamında bana çok şey kattı. O mektubu yazarken, Elmas’ın kardeşiyle, annesiyle olan ilişkisini hayal ettim.

“Oyunculukla ilgili beni rahatsız eden şeyleri seviyorum”

‘Koca Dünya’da canlandırdığın Zuhal ile Elmas’ın benzeyen yönleri var mı?

Zuhal daha bir yaşıyor, bir kadın olarak “Ben varım,” diyor. Zuhal’in kendini var edişi çok acayip bir yerden, doğayla ilişkisi çok özel. Tutkuları var, tutunmaya çalışıyor. Ormanda yalnız... Ormanı keşfediş çabası...

Reha Erdem’in beklediği oyunculukla Yeşim Ustaoğlu’nunki arasında dağlar kadar fark var değil mi?

Çok başka hem de! Masalsı bir şeyin içindeydik ‘Koca Dünya’da. Reha Erdem’le öncesinde prova yapmadık mesela, sete çıktığımızda oldu bitti her şey. Reha Erdem, Yeşim Ustaoğlu gibi yönetmenlerle çalışınca onların çalışma şekline bırakıyorsunuz kendinizi. ‘Koca Dünya’yı ilk izlediğimde beni çok çarptı, içimden bir şey aktı gitti sanki. Müziği ve sesleri kullanışı...

Bazen de tablo gibi durman gerekiyordu galiba, bir tür natürmort gibiydi ormanın içindeki bazı sahneler, öyle kımıltısızdı.

Evet, bazen hiç oyunculuk yapmamam, fotoğraf gibi durmam gerekiyordu. Bunların kompozisyona dökülmesi çok etkiledi beni. Bir bütün halinde izleyince...

Başka bir dil arayışı da var Reha Erdem’de sanki...

Aynen öyle. Beni en çok etkileyen o oldu. İsimlerimizi değiştirelim diyor mesela, Kumkum ve Mimi diyelim kendimize. Atıyor üstüne yapışan kelimeleri. Zuhal’le ilgili şu da var bende, ben Ecem olarak da doğayı çok severim. Bunaldığım zaman doğrudan Karadeniz’e kaçarım. Burada işim yoksa hep ordayımdır ben. Zuhal’in de o süreçlerini yaşamak için ormanda çok gezdim yürüyüş yaptım, yaylaya çıktım. Film ekibiyle set öncesi çalışmadık belki ama ben kendi çalışma sürecimi böyle oluşturdum.

Şimdiden Yeşim Ustaoğlu ve Reha Erdem’le çalıştın ama mutlaka kalbinde yatan başka yönetmenler de vardır beraber çalışmak istediğin?

Kızmayın bana ama David Lynch’i çok seviyorum (gülüyor), Kim Ki-duk çok severim. Türkiye’den nasıl çalıştıklarını çok merak ettiğim insanlar var. Mesela Nuri Bilge Ceylan’ın setteki tarzını merak ediyorum. Emin Alper’i çok merak ediyorum. Hele ‘Abluka’dan sonra... Çılgınca bir şey yaptı bence ‘Abluka’da.

Seni oyunculuk anlamında zorlayacağını düşündüğün başka isimler var mı?

Bu saydığım isimlerin hepsi öyle. Ben hepsinden korkuyorum. Motivasyonum korku oluyor benim. Ben hep korkuyorum ama bana iyi geliyor bir anlamda. Tiyatro bölümüne girerken, atölye sınavından önce, hocama şöyle demişim: “Çok korkuyorum ama çok da hoşuma gidiyor.” O günden beri benim mottom da bu, çok korkuyorum ama hoşuma gidiyor ve yapmak istiyorum.

Seni besleyen oyuncular var mı etrafında? Ya da birlikte oynamak istediğin...

Tansu Biçer’i çok beğeniyorum. Bir röportajda ismini vermiştim birlikte oynamak istiyorum diye. Tanımamışlardı, fotoğrafını gösterdim, jönün bu mu diye sordular şaşırıp.

Başka alanlardan sana ilham veren neler var?

Müzik mesela. Tahribad-ı İsyan var, dinledin mi bilmiyorum. Sözleri muhteşem, güçlü bir başkaldırış. Bana çok acayip kapılar açıyor. Çok dinamik. ‘Tereddüt’te de bir sahnede kullandık şarkılarını. Başka ne var bana ilham veren... Dağa tırmanmak var mesela. O kadar duygusal bir şey ki... Oyunculukla ilgili çözmem gereken meselelere kadar her şeyi orada gördüm ben. Şehirde duramıyorum dediğim noktada kaçarım ben yaylalara, ormanlara, nefes alırım. O kadar iyi gelir ki.

Şehirde boş zamanını nasıl geçirirsin genelde?

Çok uyuyorum. İşim yoksa yatar uyurum genelde, oyun izlerim, film izlerim. Burada çok fazla roman falan okuyamıyorum. Şiirciyim daha çok. Karadeniz’e gittiğimde hep bir şiir kitabım olur yanımda. Turgut Uyar’ı, Cemal Süreya’yı çok severim.

Âdettendir, gelecekte aklında ne gibi projeler var, onları sorarak bitirelim.

‘Lunapark’ diye bir oyunumuz var, Serdar Biliş yönetti. Kadir Has sahnede oynuyoruz. O devam ediyor, bir de sinema projesi var ama isim vermeyeyim, henüz kesinleşmedi.

Koca Dünya’ 7 Nisan’da vizyonda. İstanbul Film Festivali Altın Lale Ulusal Yarışması’na katılan ‘Tereddüt’ 11 Nisan 16.00 seansında Atlas Sineması’nda.

Film eleştirileri

Film

Koca Dünya

Birer tabloyu andıran görüntüleri içinde kaybolacağınız Reha Erdem usulü bir masal

Time Out diyor ki
Advertising
This page was migrated to our new look automatically. Let us know if anything looks off at feedback@timeout.com