Köşe bucak Feriköy

Konut projeleri peşi sıra dikilen, Babylon’un yeni yuvası olmaya hazırlanan Feriköy yükselişte, orası kesin. Şimdi biraz tarih dersi alalım.

Feriköy

Bomonti mi Feriköy mü?
Feriköy, 18. yüzyıla kadar çoğunlukla Rumların ikamet ettiği Aya Dimitri Köyü olarak bilinir. Rivayet odur ki, Aya Dimitri’deki ormana avlanmaya gelen Sultan III. Ahmet av sırasında attan düşer ve yaralanır. Civarda av köşkü bulunan Fransız soylusu Pierre Ferry, attan düşenin sultan olduğunu bilmeden yardıma koşar. Sultan da Mösyö Ferry’nin hatırasına o bölgeye Feriköy adını verir. Sonraki yüzyılda Feriköy’de Bomonti kardeşler tarafından kurulan bira fabrikası nedeniyle de fabrikanın etrafındaki alan Bomonti olarak adlandırılır.

Aynalı gökdelenlerin arasındaki eski bina bir kilise mi?
Dünya üzerinde çok az sayıda bulunan Gürcü Katolik kiliselerinden biri olan ve 1861 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Gürcü vatandaşları için kurulan Notre Dame de Lourdes Gürcü Katolik Kilisesi’ne (Kazım Orbay Caddesi 25) şimdilerde etrafında yükselen gökdelenlerin gölgesi düşüyor. Pazar günleri saat 11.15 ve 18.15’te ayin düzenleyen kiliseyi yakından görmek isterseniz 17.00’den sonra ziyaret edebilirsiniz.

Pazara gidelim, bir pikap alalım, pazara gidip bir pikap alıp n’apalım?
Cumartesi günleri organik meyve ve sebzelerin satıldığı tezgâhlarda, pazar günleri sabahın erken saatlerinden itibaren tasarım gözlükler, antika mobilyalar, plaklar, pikaplar ve koleksiyon objeler yeni sahiplerini bekliyor. Bu ganimetleri herkesten önce görmek istiyorsanız pazarı sabahın erken saatlerinde ziyaret edin. Pazardaki meşhur gözlemeciyi de es geçmeyin, pişman olmayacaksınız.

Paskalya çöreği mi koktu?
Pastanelerin, pasta ustalarının isimleriyle anıldığı dönemler geride kalırken zamanında Rum ve Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Feriköy ve Kurtuluş civarında, pastacılığı Rum ya da Ermeni ustaların yanında pişerek öğrenmiş birkaç çırak bu geleneği sürdürmeye devam ediyor. Yunanistan’a göç etmek zorunda kalan Yorgo Bey’den devralınan pasta imalathanesi sayesinde açılan, Üstün Palmie Pastanesi (Baruthane Caddesi 63/A) de bu yerlerden biri. Paskalya zamanı kapısından Paskalya çöreği kokusu sızıyor, boy boy tavşan çikolatalar ve el yapımı likörlü çikolatalar tezgâhları süslüyor.

Feriköy'de ne yapılır?

Feriköy Antika Pazarı
Alışveriş & stil

Feriköy Antika Pazarı

Feriköy'de cumartesi günleri %100 Ekolojik Pazar’ın kurulduğu alanda her pazar antika pazarı kuruluyor. Burada ne ararsanız var. Eski plaklar, porselen takımlar, analog fotoğraf makineleri, daktilolar, kıyafetler, kitaplar… Sadece gezip görmek maksatlı gitseniz bile kendinizi tutamayıp birkaç şeyi eve götürmek isteyebilirsiniz.

Şişli %100 Ekolojik Pazar
Görülmesi gereken yerler

Şişli %100 Ekolojik Pazar

2006’dan bu yana Buğday Derneği tarafından düzenlenen %100 Ekolojik Pazar, her Cumartesi Feriköy Pazar Alanı’nda gerçekleşiyor. Mevsiminde, taze ve en önemlisi organik beslenmek isteyenler filelerini, bez çantalarını kapıp sabahın erken saatlerinden itibaren pazara akın ediyorlar. Pazarda sebze-meyveden süt ve süt ürünlerine, organik deterjanlardan kozmetiklere geniş bir ürün çeşitliliği var. 

Gürcü Katolik Kilisesi
Görülmesi gereken yerler

Gürcü Katolik Kilisesi

Notre Dame de Lourdes Gürcü Katolik Kilisesi, İstanbul’da tek. 1861’de Katolik Gürcü rahip Petre Harisçiraşvili tarafından kurulan kilisenin sessiz sakin bir bahçesi var. İçeri girebilirseniz bahçedeki banklarda oturup sükunetin tadını çıkarın. Pazar günleri sabah ve akşam üstü ayin düzenleniyor.

Restoranlar ve kafeler

Cuma
Restoranlar

Cuma

Çukurcuma her ne kadar Karaköy’ün yeme-içme alanındaki hızlı yükselişinin gölgesinde kalmış olsa da gelecek vaat eden bir mahalle. Çukurcuma’da dört ay önce açılan Cuma isimli mekân bu parlak geleceğin baş aktörlerinden biri olabilir. Masumiyet Müzesi’ne 100 metre mesafede bulunan Cuma’nın, önündeki antikacı dükkânlarına bakan geniş ve serin terası sizi Küba ya da başka tropik bir ülkeye taşıyabilir. Yüzyıllık binanın içine dar merdivenlerden çıkarak girdiğinizde ise kendinizi küçük bir ev-restoranda buluyorsunuz. Antre, mutfak, oturma odası, yemek odası ve hatta rafları oyuncak dolu bir çocuk odası bile var. Odalar vintage aydınlatmalar, antika mobilyalar ve objelerle dekore edilmiş. Cuma’nın sahibi Banu Tiryakioğlu Mutfak Sanatları Akademisi’nin ardından muzedechanga’da deneyim kazanmış bir şef. Mutfakta yurt dışında aşçılık deneyimi olan arkadaşı Sema Güner’le birlikte çalışıyorlar. Tiryakioğlu mekânı görünce aklına bir restoran açmak geldiğini söylüyor. Mekân adını Çukurcuma’nın Fransızca antika haritalarında geçen ve cuma anlamına gelen Djouma’dan alıyor. Banu Hanım bu ismi başta çok beğenmiş ama okunuş zorluğundan ötürü Cuma’da karar kılmış. Masaya oturur oturmaz önünüze gelen kızarmış ekmek ile biber ezmesi iştah kabartıcı. Menüsü ağırlıklı olarak Türk yemeklerinden oluşuyor ama gazpacho ve patlıcanlı domatesli linguini gibi seçenekler de var. Menemen, sucuklu yurmurta, taze baharatlı ve peynirli omlet, domates, fesleğen ve keçi peynirli ya da füme kaburgalı, gravyer

Nicole
Restoranlar

Nicole

İstanbul’un fine dining sahnesine sessiz sedasız giriş yapan Nicole’ün, mevsime uygun ürünlerle sürekli yenilenen menüsünün methini farklı çevrelerden arkadaşlarımızdan duyunca gidip denememiz şart oldu. Tomtom Suites’in cam asansörü ve şık girişinden geçerken yükselen beklentilerimiz, iddiasız ve sade restorandan içeriye adım attığınızda düşüşe geçiyor ancak masaya yerleşip restoran müdürü Özdemir Kaan Afacan’la konuşmaya başladığımızda dünyamız değişiyor. Her şeyi merak ettiğimiz için uzun tadım menüsüne yelken açıyoruz.   Üç Michelin yıldızlı Fransız şef Michel Bras esintili havuç salatasından çiğ karidesli mor lahana çorbasına geçiyoruz. Servis ekibi, yemeğe ve tüm eşlikçilerine hakim, samimi ve mesafeli bir tavırla çalışıyor. Lamı cimi yok, güleryüzlülükle laubaliliği, ciddiyetle somurtkanlığı birbirine karıştırmıyorlar. Kendi tadından çok servis edildiği sosu öne çıkaran günün olta balığından sonra sıra Türkiye’de yapımı zahmetli olduğu için sofralarda pek görmediğimiz sübyeye geliyor. Şeften, sübyenin yanındaki acı biber reçelinin tarifini isteme konusunda fikir birliğine varıyoruz.   Michelin yıldızlı restoranlarda yıllarca deneyim kazanmış ve Alain Passard gibi dünyaca ünlü isimlerle çalışmış olan Şef Kaan Sakarya yanımıza uğruyor. Acı biber reçelinin tarifini vermiyor ama hızlıca yaptığımız sohbetin özeti şöyle: Sakarya, kullanacağı sebzeleri Feriköy’deki ekolojik pazardan bizzat seçiyor. Deniz mahsullerini günlük temin ediyor, ekmek için buğdayını K

400 Derece
Restoranlar

400 Derece

İsmini pizzanın piştiği sıcaklıktan alan 400 Derece’de ince ve çıtır pizza severler aradığını buluyor.

DUKE
Restoranlar

DUKE

DUKE’ün İngiliz havalı 2200 metrekarelik alanında üç farklı bölüm var: Dining Room, Bar ve Lounge alanı, açık teras ve özel etkinlikler için düşünülmüş Private Dining Room. Su, ateş ve rüzgar öğelerinin öne çıkarıldığı terasının bu yazın uğrak yerlerinden olacağı kesin. Yeşilliklerle kaplı terası tipik bir İngiliz bahçesini andırıyor ve oturma kapasitesiyle de kimseyi yarı yolda bırakmayacağa benziyor. Mecidiyeköy’in en dinamik noktasında olmasına rağmen teras sessiz ve huzurlu. Conran & Partners tarafından tasarlanan iç mekânında koyu ahşap, füme gri ve pirinç renkleri hakim. Mermer kolonları, tasarım masa ve sandalyeleri, kült tasarım objeleri ile sadece damağa değil göze de hitap ediyor. Lounge alanındaki klasik İngiliz koltukları ve geniş bar sandalyeleriyle gün boyu aradığınız her türlü konforu sunuyor. Dünya mutfağını İngiliz esintisiyle sunan bar ise Hoxton Art Gallery tarafından mum ışığı etkisi yaratması için özel bir ışık tasarımı ile aydınlatılıyor. Mekânın ana restorana bir galeri ve şarap kavı ile bağlanan iki adet Private Dining Room’u da var. İsteğe göre tek bir salon olarak da kullanılabilen, 100 kişi ağırlama kapasitesine sahip bu alanlar özel davetleriniz için birebir.   DUKE’ün menüsü, ünlü Fransız şef Mickael Weiss tarafından tasarlanmış. Klasikleri çağdaş bir yorum ile sunan menü günümüz Londra’sının lezzetlerini ayağınıza getiriyor. Açık mutfağı ile her şeyin gözünüzün önünde olup bittiği mekânın biri restoranda diğeri terasta iki sushi bar

UK Design Cafe
Restoranlar

UK Design Cafe

“Tarihi bir müstakil evin giriş katı kafem, ikinci katı iş yerim, üstü de evim olsa...“ Yaşadığı hayatın ötesine geçmek isteyen hangi şehirlinin hayali değildir ki bu? Bir de bu evin yüksek tavanlı, Osmanlı’dan kalma, Nişantaşı’nın ilk inşa edilen evlerinden biri olduğunu hayal edin. İşte karşınızda UK Design Cafe... Sahibi Ümit Ük kardeşi Sema Ük Tekin ile beraber yaklaşık üç ay önce bu fikri hayata geçirerek iş yeri ve evi olarak kullandığı mekânı taptaze Osmanlı yemekleri yiyebileceğiniz bir çatıya dönüştürmüş. “Hayalim eski İstanbul’un bu güzel eserini, şen kahkahaların atıldığı, sohbet ve keyif dolu bir mekân haline getirmekti.” diyor.   Ümit Ük, Batılı fikirlerin Doğulu esintilerle buluştuğu bir noktada gezgin, açık ve bir o kadar da hayalperest bir tasarımcı. İlk aşamada tek bir tasarımcının elinden çıkmış olacağına inanamayacağınız kadar farklı birçok tasarımın sahibi kendisi. Bu ürünlerin pek çoğu UK Design’ın girişindeki showroom’da sergileniyor. Gümüş çaydanlıktan oluşan lamba, şarap şişelerinin geri dönüşümünden yapılan heykelcikler, Antepli ustadan kalıpları alınan antika anahtarlar, model manken kafalarından yaratılan gece lambaları, rengârenk yastıklar... Showroom’dan çıktığınız anda ise kendinizi kafenin içinde buluyorusunuz. Karşınıza çıkan mutfakla, arkaya açılan sevimli balkonla, oturma alanı ve üst kattaki yemek odaları ile sizi evinizde gibi hissettiriyor. “Ne varsa benim tasarımım ve satın alınabiliyor.” diyor Ümit Ük. Kullanılan servis altlıklar

MOC İstanbul - Ministry of Coffee
Restoranlar

MOC İstanbul - Ministry of Coffee

Mekânın ortaklarından Sam Çeviköz ömrünü kahveye adamış desek abartmış olmayız, zira Avustralya’da kurduğu kahve çekirdeği kavurma ve dağıtım şirketinin kazandığı başarılara uluslararası barista eğitmenliği, kahve festival ve yarışmalarında jüri üyelikleri gibi tecrübeleri de ekleyerek kahvenin çekirdekten fincana uzanan yolculuğunun her aşamasına hakim bir konuma gelmiş.   Türkiye’de son yıllarda kahveye, özellikle de kaliteli kahveye yönelik artan ilgiyi uzaktan takip eden Çeviköz, 10 ay önce kahve tutkusunu paylaşma hayalini Türkiye’ye taşımaya karar vermiş ve yolları kesişen üç ortağın kahve tutkusu MOC Istanbul  doğmuş.     MOC İstanbul, 12 farklı ülkeden getirtilen yeşil kahve çekirdeklerini kendi kavuruyor, harmanlıyor ve ortaya “Ben daha önce ne içmişim?” hayıflanmalarınızı zor dizginlemenize sebebiyet verecek tatlar çıkıyor. Özellikle ‘cold brew’ adını verdikleri, buz ile 24-28 saatte soğuk demlenen kahveyi mutlaka denemelisiniz.   Kahve dışında MOC İstanbul’un Fransa’dan gelen çikolatalı kruvasanları, ya bayılacağınız ya da nefret edeceğiniz Avustralya’nın milli yiyeceklerinden Vegemite’ın kıtaları aşarak hellim peyniriyle buluştuğu tost ve fırında İspanyol omleti kahvaltınızı şenlendirecek seçeneklerden. Gökçe Algan

GoodFood by Selin
Restoranlar

GoodFood by Selin

GoodFood by Selin'in mutfağına Türkiye’nin 25 ilinden 200’den fazla yerel, doğal ve organik malzeme giriyor. Menüsünde etler, salatalar, makarnalar, deniz balıkları, yöresel çorbalar, ekşi mayalı ekmekler, sütlü ve meyveli tatlılar var. Şef Saim Eser yönetimindeki mutfak ekibi, menüdeki tüm yemekleri bu malzemelerle günlük olarak hazırlıyor. Yani her gün farklı lezzetler bulmak mümkün burada. Datça’dan badem mi geldi? Bademe doyuyorsunuz. Etler Bolu’dan sadece kekik, dağotları ve doğal yemlerle beslenerek yetiştirilen hayvanlardan elde ediliyor. Balıklar Cunda’dan günlük geliyor. Mantar Çanakkale’den, domates İzmir’den, yeşillikler Zonguldak’tan, balkabağı Adapazarı’ndan... Kaz Dağları’nda üretilen zeytinyağı ödüllü, hem de organik. Makarnalar Güneydoğu’da yetişen organik durum buğdayından GoodFood by Selin şefleri tarafından taze taze hazırlanıyor. Tüm yemeklerde Erzincan’dan gelen doğal kaya tuzu kullanılıyor. Tatlılar organik süt ve yine organik mevsim meyveleriyle hazırlanıyor, gerçek şeker pancarı ile tatlandırılıyor. Hepsinden öte, en güzeli  bu yerel ve doğal ürünlerin hemen hemen hepsini mekânın hemen karşısındaki Doğal Bakkal’dan satın alıp evinize de götürebiliyorsunuz. Kısacası ruhu ve mideyi aynı anda tatmin eden cinsten bir yemek yedikten sonra yakanıza yapışan suçluluk hissini burada yaşamayacaksınız.

Escale
Restoranlar

Escale

Fransızca’da ‘escale’, Türkçe’de durak. Escale, içinde bulunduğu Kanyon’un kimileri için bir durak olmasından ilham almış. 24 saat açık kapılarıyla Levent’in bir ucundan diğerine geçmek isteyenlerin kullanabildiği Kanyon, aynı zamanda bir yemek, alışveriş ve kültür-sanat durağı (tabii gecenin köründe açık bir mekân bulmayı beklemeyin). Kanyon’daki onca yerin arasından Escale’in en büyük yıldız adayı olmasının sebebi arkasındaki isimlerde saklı. Topaz ve Colonie’den tanıdığımız Yücel-Gülin Özalp ikilisi ve Anıl Toroslu yine iş başında; Koray Özgen de tekrar tasarımı üstlenmiş. Eski haliyle tavanları basık bir mekândan harikalar yaratmış; Paşabahçe fabrikasının bir köşesinde bulduğu cam macunuyla hazırladığı küre şeklindeki aydınlatmalar, tavanlarda görebileceğiniz altıgen semboller ve gözler önündeki şarap kavının ahşap fıçılardan hazırlanan duvarı, tasarımın bir geometri dehasının işi olduğunu gösteriyor. Gar kapısı şeklindeki giriş gibi detaylarla da durak konsepti tamamlanmış.     Neredeyse içinde iki farklı yer barındırıyor gibi duruyor Escale. Barın bulunduğu giriş kısmı daha hareketli, beyaz örtülü masaların yer aldığı iç kısım ise yiyeceklerinizin fine-dining’in en iyi örnekleri olacağı konusunda ipucu veriyor. Ilık patates püresi ve aromalı bitkilerle servis edilen dana yanağın (58 TL) dışı iyi pişmiş ama içi leziz bir yumuşaklıkta. Başlangıçlar kısmında soğuk kesim etler (58 TL) paylaşmak için iyi bir seçim. Tatlılardan ise beyaz çikolata çorbası (24

Feriköy yakınındaki tüm restoranlar ve kafeler için tıklayın